Mektûb-ı hazret-i Sadru's-sudûr ile bundan akdem diyâr-ı Necid'e me'mûr ve Vehhabîler'in mekāsıd-ı kâminelerine ıttılâʿ u ʿusûr zımnında kāfile-i hâcc ile cemmâze-rân-
savb-ı mezkûr olan Âdem Efendi, Mekke-i mükerreme'ye vusûl bulup, bâlâda tafsîl olunduğu vech üzere Vehhâbîler'e [Ü4 215a – V 86a] baş ve etrâfa sebeb-i iztırâb u telâş olan İbn-i Suʿûd, tavâyif-i ʿUrbân'dan baʿzı bî-magz ve sâde-dilânı tadlîl ü igvâ ve semere-i mütâbeʿatları olan nehb ü gārete igrâ edüp, defʿ-i teʿaddî vü mezâlim ve refʿ-i münkerât u mehârim iddiʿâsıyla Tâyife nüzûl ve teklîfât-ı bâtılasını ehâlî telakkī bi'l-kabûl etmediklerinden, muhâsaraya meşgûl olup, ʿillet-i kesret ile mahall-i mezbûra ʿanveten duhûl etmekle, hedm-ı kıbâb ve katl-i şeyh u şâbb eylediği mütevâtir ve fîmâ-baʿd berü câniblere tecâvüzü zâhir olduğundan, Şerîf-i Mekke ve Cidde Vâlîsi ve Emîr-i Rekb-i Şâmî ve sâ'ir aʿyân-ı hâcc bir mahalle gelüp, Hâricî-yi mezbûrun ahvâlini fikr ü meşveret ve birer âdem irsâliyle gışâve-i kasd u niyyetini keşfe mübâderet ve cânib-i Devlet-i ʿaliyye'den bu defʿa taraflarına mebʿûs olan Âdem Efendi'nin Dirʿiyye'ye ve yâhûd cemʿiyyetlerine irsâlinin rüchâniyyeti istimzâc olunmak emri miyânelerinde istisvâb ve bu zemînde o tarafa birer âdem izhâb olunmuşidi. Me’mûrlar o tarafa vardıkda, İbn-i Suʿûd: “Bu cemʿiyyet ile ʿazîmetimden garaz, halkın ʿakâyidini islâh ve Mekke-i mükerreme ve etrâfından münkerât-ı umûru refʿ ile irâ'e-i tarîk-ı fevz ü felâhdır. Hüccâc ve sekene-i Mekke-i mükerreme'ye tarafımızdan teʿaddî vü zulm memnûʿ ve Şâm ve Mısır tarafından kâfil olan hüccâc bi'l-emni ve's-selâme rucûʿ etsünler" deyü îmâ ve Devlet-i ʿaliyye mebʿûsunu birkaç gün zarfında bu tarafa celb etmek tasavvurunda yüz kulunu inhâ ve mersûllara Kethudâsı şeklinde bir şahsı terfîk ve maʿan isrâ eyledi. Tekrâr bir meclis-i hâfil tertîb ve İbn-i Suʿûd'un Kethudâsı takrîb olunup, garaz u maksadları merreten-baʿde-uhrâ istikşâf olundukda, merkūm bast olunan keyfiyyâtı tekrîr ve Şerîf-i Mekke ile [Ü4 215b – V 86b] muhâvere semtine zâhib olup, hadd ü edebden hâric vazʿ ile müşârun ileyhi tekdîr eyledi. Bundan sonra meclisde hâzır olan Âdem Efendi'ye hitâb ve Saltanat-ı seniyye tarafından kudûmu İbn-i Suʿûd'a bâʿis-i sürûr-ı bî-hisâb olup, mahsûs kendüsini merkūm cânibine îsâl içün geldiğini işrâb eyledi. Binâ-berîn Âdem Efendi, cümle ittifâkıyla İbn-i Suʿûd'un âdemîsiyle mevkib-i hâccdan müfârekat ve Vâdî-yi Leymûn'a vazʿ-ı raht-ı ikāmet ve o hilâlde mezbûr ve âdemleri baʿzı mürtefiʿ mahallere çıkup, etrâfa medd-i enzâr ve Âdem Efendi tarafından bu keyfiyyet istifsâr olundukda: “Bu havâlîde mütemekkin
ʿUrbân, bize itâʿatden rû-gerdân olup, fursat bulurlar ise, ganem ve bakar gibi bizi zebh edecekleri mukarrerdir demeleriyle, o gice mahall-i mezkûrda “hâyifen yeterakkabü” beytûtet ve ferdâsı Vâdî-yi Fâtıma nâm mahalle rıhlet ve andan dahi hareket olundukda, İbn-i Suʿûd tarafından Efendi-yi mûmâ ileyhin su'âl-i hâtırı zımnında bir âdem gelüp, İbn-i Suʿûd'un vazʿ etdiği âyînden Şerîf-i Mekke dâmen-keş-i tecânüf ü tebâʿüd olduğu hasebiyle Mekke'den hicret ve Cidde'ye ʿazîmet etdiğini takrîr ve Âdem Efendi dahi Beledüllâhi'l-harâm'da sayd-ı hayvânât ve katʿ-ı eşcâr u nebâtât, ehâdîs-i Nebeviyye ile memnûʿ u mahzûr olduğunu tezkâr ile ehâlî-yi Mekke'nin âsîb-i ʿUrbân'dan vikāye olunmasını İbn-i Suʿûd'a tahrîr ve bir gün sonra iki nefer heccân o tarafdan güzâr ve ne mahalle ʿazîmetleri istihbâr olundukda, ehâlî-yi Mekke'ye mezbûr tarafından emân kağıdı îsâline taʿyîn olunduklarını ihbâr ve zâhir-i hâlde Âdem Efendi'nin tezkiresi mezbûra te'sîr eylediği zâhir ü âşikâr oldu. Bir gün sonra Vehhâbîler'in cemʿiyyet-gâhına karîb Reyme nâm karyeye, Efendi-yi [Ü4 216a – V 87a] mûmâ ileyh tevassul ve bir tell-i refîʿ üzerinde kendüye bir hayme nasb olunup, askerlerini temâşâ etdirmek kasdında oldukları tehayyül olunup, nâ-gâh üçü ikisi bir hecîne süvâr olmuş Vehhâbiyân, vahşî-beyâbân gibi nümâyân ve velvele-i mahsûsalarıyla her biri gûyây-ı “Ene'n-nezîrü'l-ʿuryân” olup, İbn-i Suʿûd dahi münferiden bir hecîne râkib ve Mekke-i mükerreme tarafına zâhib ve iki sâʿatden sonra Âdem Efendi'nin verâdan gelmesini tefevvüh ve ol dahi vakt-i mevʿûdda ol savba ʿazm ü teveccüh edüp, Mekke-i mükerreme ittisâlinde vâkiʿ Meʿâbide nâm mahalle nüzûl ve İbn-i Suʿûd üç sâʿat mukaddem Harem-i Şerîf'e duhûl ve ferdâsı Şerîf Gālib'in birâderi Şerîf ʿAbdülmuʿîn'i ve Mekke Kadısı ve müftîleri ve sâ'ir vücûh-ı nâsı cemʿ ve mezbûr, minbere çıkup: “el-Hamdü lillâhillezî nasara ʿabdehû ve eʿazze cündehû ve hezeme'l-ahzâbe vahdehû” ile masdar olan
hutbe-i hazret-i Fahru'l-enbiya'yı kırâ'at ve haşmet-i dünyâ ve emvâl ü eşyâ kaydında olmayup, Mekke'de vâki' zulm ü gadri ref'a ve muhdesât u bida'ı def'a ve evsân ü esnâma 'ibâdetden halkı zecr ü men'a kasd ü niyyet ve tecdîd-i dîne rağbet eylediğini remz ü işâret eyleyüp, 'ibâdet-i esnâmdan murâdı Risâle'sinde tasrîh birle, şirket i'tikād etdiği kubûr-ı enbiyâ ve evliyâya halkın tevessülü ve estâr-ı Ka'be ve sâyir mevâkı'-1 hatîreye 'umûm nâsın teveccühü olup, hâsılı buna dâ'ir vâfir haltıyyât ile hutbesini tekmîl ve münker ü bid'at farz etdiği umûrun ibtâl ü def'ini hutbe-i ma'hûdesine tezyîl edüp, fi'l-hâl bu maslahata âdemler ta'yîn ve suver-i me'mûriyyetlerini telkīn ve anlar dahi râst geldikleri nargile ve cubukları şikest ve tönbekü hamûlelerini ihrâk ile sâhiblerini bâd-be-dest eylediklerinden [Ü4 216b – V 87b] fazla, mezârât u meşâhid ve makāmât u me'âbidin mecmû'unu hedm ü tahrîb 'akībinde veche-i 'azîmetini ordusuna taklîb eyledi. Bir gün sonra cihet-i me'mûriyyetini istihbâr içün Âdem Efendi'yi ihzâr ve mûmâ ileyhi alup, köhne ve sagīr bir çadıra idhâl ve çadırda olanlar bi'l-cümle yek-reng ve ziyy ü kıyâfetde müsâvî vü hem-seng olduklarından, İbn-i Su'ûd'u bilemeyüp, birinden su'âl ve işâretden intikāl edüp, musâfaha ile tarafından icrây-ı resm ü te'hîl ve Âdem Efendi evvelâ du'ây-ı bekāy-ı şevket ü 'ömr-i Şâhâne'yi tertîl ve ba'dehû hâmil olduğu mektûb-ı hazret-i Sadâret-penâhî'yi ba'de't-takbîl İbn-i Su'ûd'a tavsîl eyledi. Mezbûr dahi mektûb-ı âlîyi mutâla'a vü kırâ'at edüp, tekmîlinde: “Devlet-i 'aliyye lisânımıza âşinâ sizin gibi bir şahs-ı dânâyı tarafımıza irsâl eylediğinden memnûn olup, inbisât u sürûrumuz efzûn oldu" dedikde, Âdem Efendi: “Fi'l-hakīka bi-hasebi'r-rütbe kudûmumuz ve vücûh-ı temyîz ile size me'mûriyyetimiz ahlâf u a'kābınıza vesîle-i şeref ü i'tibâr ve şimdiye dek Saltanat-ı seniyye tarafından âbâ vü ecdâdınıza âdem irsâli mesbûk olmayup, bu ihtisâs size dest-mâye-i iftihâr olsa sezâ-vârdır" dedikde, İbn-i Su'ûd tavr-ı mağrûrâne ile kelâma âgāz ve: “Ben ve babam sıgarımızdan berü 'inâyet-i İlâhiyye'ye i'timâd ve ferd-i âferîdeden 'adem-i ihtirâz ile 'umûm nâsa cehl sebebi ile tareyân eden istimdâd
ʻani'l-emvât kazıyyesi -ki taʻzîm-i esnâmdan eşeddir- mahz-ı şirk olup, halkı dîne daʻvet içün sarf-ı makderet eylediğimiz ve karâr-gâhımız olan Dirʻiyye -ki anda ancak beş yüz âdem mevcûddur- tedrîcî o havâlîde bulunan kabâyili Basra'ya dek ve bir koldan Yemen'e dek şeref-i İslâm ile müşerref edüp, [Ü4 217a – V 88a] umûrumuza bir rütbe nizâm verdik ki, kabâyilden birine her ne zemân bir şukka irsâl etsek taʻyîn olunan vakitde zâd ü zahîre ile bilâ-ihmâl hükmümüze imtisâl ederler. Ve her ne tarafa teveccüh etdik ise, hasma zafer-yâb olduğumuz te'yîd-i hakk kabîlindendir. Kaldı ki, rızâʼullaha muhâlif bizden bir hareket zuhûr etmamişdir ki, iʻtirâza ʻillet ola. Hattâ Pâdişâh-ı ʻâlem-penâh hakīkat-i hâlimize ıttılâ buyursalar, teveccühle ihsân-ı Mülûkâne'lerine bizi mazhar buyururlar idi" deyüp, Âdem Efendi'ye bir müstaʻmel ferve iksâ ve bir şâl iʻtâ ve oğluna kezâlik bir köhne ferve ve etbâʻına birer 'antârî verüp, Şehriyâr-ı Dârâ-gulâm meddellâhu zillehû ʻalâ mefârıkı'l-İslâm hazretlerine duʻâ edüp, mahabbet ve ʻadem-i muhâlefetini tavr-ı münâfikāne ile ifhâm edüp, meclis hıtâm bulacağı hengâmda Âdem Efendi'ye: "Ey sâhib-i fehm ü ʻirfân olan kimse! Sen yanımda murahhassın. İstediğini işle” maʻnâsını iltizâm ile “Yâ fehîm! Ente murahhasun ʻindî. İsnaʻ mâ-tebgī” kelâmını îrâd eyledi. Efendi-yi mûmâ ileyh resm-i mühâdâta riʻâyet ve iki kat mükemmel câme-şûy ve bir cedîd sûf ve şekerleme nevʻinden baʻzı hulviyyât İbn-i Suʻûd'a ihdâ ve şahs-ı vâhidden kabûl-i hediyye mesbûk değil iken, gûyâ Âdem Efendi'ye olan temahhuz-ı mahabbetinden hediyyesini kabûl eylediğini îmâ eyledi. Mezbûrun ordusunda ikāmeti eyyâmında her ahşâm bir kavata pilav ile Efendi-yi mûmâ ileyhi itʻâm ve tezkîr-i eyyâm-ı sıyâm eyler idi. Bu meclisin ferdâsında İbn-i Suʻûd yüz riyâl ile Efendi-yi mûmâ ileyhin hâtırını su’âl ve yarınki gün kudûmuna intizâr derkâr olduğu haberini âdemîsi gelüp îsâl etmekle: “Yarınki gün Şerîf Gālib'in bağçesinde İbn-i Su'ûd ile mülâkāt edüp, [Ü4 217b – V 88b] Sadrıaʻzam hazretlerinin lisânen size siparişi var mı? Ve mektûb-ı ʻâlîlerinde münderic olan mâddelere vâkıf misun?" deyü istihbâr eyledikde, Efendi-yi mûmâ ileyh sûret-i tecâhül ihtiyârıyla meʼâl-i tahrîrâta vukūfunu inkâr ve su❜âllerine cevâb vermek ve muhâlif-i rızâ zuhûr eden tavr
u hareketinin ʿilletini istiksâ etmek üzere Devlet-i ʿaliyye tarafından taʿyîn olunduğunu işʿâr edüp, İbn-i Suʿûd fi'l-hâl mektûb-ı hazret-i Sadâret-penâhî'yi yedine iʿtâ ve ol dahi ahz ve kırâ'at etdikden sonra: “Mektûb-ı ʿâlînin me'âli, hazret-i Hüseyin'de vâkiʿ olan kıtâl ve nehb-i emvâl husûsuna müteʿallık olup, bu makūle fazîhanın sebebi su'âl olunmuş” dedikde, İbn-i Suʿûd cevaba tesaddî ve: “Bağdâd Vâlîsi bize taʿarruzdan hâlî olmayup, gâh Müntefik Kabîlesi'ni ve gâh Kethudâsı'nı üzerimize taʿyîn ve miyânemizde birkaç defʿa ceng ü âşûb vukūʿuyla râhat u sükûnumuz meslûb olup, hattâ asker-i kesîf ile Kethudâsı Lahsâ'yı altmış gün muhasara edüp, derûnunda bulunan ceyş-i kalîl sabr u metânet ve imdâd sûretinde askerimiz ile yetişüp, muhârebeye mübâderet etdiğimizde, galebe tarafımızda nümâyân ve asker-i Bağdâd perîşân olup, Bağdâd'ı istîlâ sehl ü heyyin iken, kalb-i eşref-i Şâhâne'ye gubâr-ı melâl ʿârız olmamak kasdıyla bu ʿazîmetden ibâ vü istinkâf olunup, fekat erbâb-ı rafz u ilhâd ile mâlâ-mâl olan Kasaba-i Meşhed-i Hüseyin yağmâsıyla iktifâ ve muhârebeye tesaddî edenleri ifnâ olunup, kaldı ki, Meşhed-i Hüseyin'de mütemekkin olan Aʿcâm, sebb-i Şeyhayn ve kazf-i Sıddîka'yı iʿtiyâd ve ziyâret-i Meşhed'i tavâf-ı Mekke'den efdal ictihâd edüp, bu sebeble dimâ ve emvâlleri mezâhib-i erbaʿada helâl [Ü4 218a – V 89a] ve bu reftârımıza taʿn edenler müstehakk-ı vebâl olup, mezbûrların bu keyfiyyetleri maʿlûm-i hazret-i Pâdişâhî olsa, bu fiʿlimiz karîn-i tahsîn olacağı zâhirdir. Kaldi ki, Aʿcâm tarafından bilâd-ı Şâhâne'ye terettüb-i şerr ü şûr vesvesesi hâtıra hutûr eyler ise, Devlet-i ʿaliyye'nin iʿânesine ʿadem-i ihtiyâc ile kavm-i mezkûrun defʿ-i mazarratına hod-be-hod tekeffül ederim” lağviyyatını telmîh eyledi. Âdem Efendi dahi sadede girüp, İbn-i Suʿûd'a hitâb ve: “Rüşd ü sedâdına nazaran ʿavâkıb-ı umûru fikr etmamek ve cemîʿ mâ-lezimesini kendü bedeninden tedârüke muhtâc olan pâ-bürehne vü ʿuryân tavâyif-i ʿUrbân ile otuz konak mesâfeyi katʿ ve bu makūle mehâlik-i umûra tesaddî etmek emr-i müstebʿad ü münker olduğu ve Bağdâd Vâlîsi tarafından takrîriniz üzere o makūle hasâret tarafınıza vâkiʿ olduysa bile, zimâm-ı hükümeti yed-i mü'eyyedinde olan Devlet-i ʿaliyye'ye bess-i şekvâ ve nakl-i mâ-cerâ ile müşârun ileyhi mazhar-ı ʿitâb eylemek, muktezayât-ı ʿakl ü dirâyetden iken, bu fiʿl-i savâbdan ʿudûl ile memâlik-i ʿOsmâniyye'yi tecâvüz, Meşhed-i Hüseyin'i yağmâ vü gāret ve derûnunda mevcûd Beytülmâl-i Müslimîn'den maʿdûd olan o kadar emvâl ü eşyayı dest-bürd-i hasâret etmek,
sebeb-i tahrîk-i hamiyyet-i Saltanat olsa revâ ve emvâl-i mezkûrenin istirdâdı bâʿis-i tahsîl-i rızâ ve mukaddime-i inâbet ü istiʿfâ olup, kaldı ki, Saltanat-ı Devlet-i ʿaliyye'nin asâkir ve mühimmâtı ve kuvvet ü dârâtı henûz maʿlûmun değildir" deyerek, meblağ-ı ʿilmi kadar Efendi-yi mûmâ-ileyh şân u miknet-i Devlet-i ebed-peyvend'i takrîr ü inbâ ve mezbûru bahr-i hayret ü efkâra ilkā eyledi. İbn-i Suʿûd zikr olunan emvâl, eyâdî-yi gāret-gerân-ı ʿUrbân'da telef ü muzmahill ve cemʿ ü istirdâdı be-gāyet müşkil olduğunu [Ü4 218b – V 89b] beyân ve saded-i âhara ʿatf-ı ʿinân edüp, Merkad-ı İbn-i ʿAbbâs'a vazʿ olunan evrâkı der-meyân ve kimi evlâd ve kimi mâl ve kimi refâh-ı hâl istidʿâsında oldukları nümâyân olup, bu makūle metâlibi mahlûk-ı maʿdûmdan taleb, şirk-i sarîh olduğunu yâd ve “Ve-lâ tedʿu min dûnillâhi mâ-lâ yenfaʿüke ve-lâ yedurrüke”, “Ve enne'l-mesâcide lillâhi fe-lâ tedʿû maʿallâhi ahaden” âyetlerini, “ed-Duʿâ muhhu'l-ʿibâde” hadîsiyle îrâd eyledi. Âdem Efendi dahi: “İstinbât olunan meʿânî, zevâhir-i nusûsa mebnî olup, âyetde nehy olunan duʿâ, ıstılâhen duʿâdır ki, bu duʿâ ancak Bârî'ye mahsûsdur. Dâʿî, medʿuvvun Hâlık-ı lem-yezel ve müʾessir-i hakīkī ve fâʿil-i mutlak olduğunu bilerek, enbiyâ ve evliyâdan tevessül ve rûhâniyyetlerinden istimdâd etmek câʾiz olduğundan başka: ‘Zevât-ı mezkûre kabirlerinde hayy ve baʿde'l-memât kerâmetleri bâkīdir' deyenleri şirke nisbet, ʿazîm cesaretdir. Ve Risâle'nizde serd olunan âyât, mahall-i istidlâl farz olunup, şöyle ki, halkın bu zevâta tevessülünü “Ve yaʿbüdûne min dûnillâhi mâ-lâ yadurrühüm ve-lâ yenfaʿühüm ve yekūlûne hâʾulâʾi şüfeʿâʾünâ ʿindellâhi kul e-tünebbiʾûnellâhe bimâ-lâ yaʿlemü men fi's-semâvâti ve lâ fî'l-arzi sübhânehû ve teʿâlâ ʿammâ yüşrikûn” âyetine kıyâs ile o makūleleri küfre
isnâd ve dimâ ve emvâllerini istihlâl etmişsiz. Bu kıyâs ise, kıyâs maʿa'l-fârıkdır. Zîrâ ehl-i işrâk Hakk Teʿâlâ'nın nâfiʿ u zârr ve fâʿil-i muhtâr olduğuna ikrâr etdiler ise de, kusûr-ı fehm ve rekâket-i ʿilm ve ʿadem-i şuʿûr sebebi ile Lât ve ʿUzzâ ve melâʾikeye secde etmek ve zebh u nezr ile duʿâ ve tekarrüb ilallah murâd ederler idi. Lafz-ı ʿibâdetin, duʿâ ve duʿânın gayrîsine şümûlü olup, hazret-i Fahr-i enbiyâ ve sâʾir evliyâ vü asfiyâya secde ve zebh u nezr vukūʿunu şahs-ı [Ü4 219a – V 90a] vâhid müşâhede etmamekle, daʿvânız lağv ve delîliniz bahisden hâric ve 'Yâ Resûlallâh! eş-şefâʿa'nın maʿnâsı 'Ünâdîke bi-hasebi müctebâ ileyke en-yerzukaniyallâhu'ş-şefâʿate' demekdir. Ve bu kelâmda hazf-i mecâzî olup, Kur'ân-ı ʿazîmü'ş-şân'da emsâli vardır. 'Ves'eli'l-karyete' ve sayir âyetler gibi... Ve bu efrâdın ferazâ duʿâları ıstılâhî olmağla, şirklerine hükm olundu, baʿzı içün külle hükm olunur mu?" dedikde, İbn-i Suʿûd: “Menʿine ʿadem-i tekayyüd rızâ hükmünde olup, rızâ bi'ş-şirk, şirkdir” dedi. Âdem Efendi redd-i cevâb ve Hakk Teâlâ rızâsı olmayan ahvâli baʿzan irâde etdiğini “Mürîdü'l-hayri ve'ş-şerri'l-kabîhi ve lâkin leyse yerda bi'l-muhâl” beyti ile isbât ve bu sûretde irâdeden rızâ lâzım gelmediğini ifâde ile hasmın “Adem-i menʿ, rızâyı ve rızâ, şirki müstelzimdir" dediğini redd ü ibtâl edüp, senedini te'kîd zımnında: “Hazret-i ʿÖmer tavâfında Hacerü'l-esʿad'a hitâb edüp dedi ki: ‘Hakk'a kasem ederim ki, senin nefʿ u zarrın yokdur. Lâkin ʿindellah benden ekrem olan Fahr-i ʿâlem sallallâhu Teʿâlâ ʿaleyhi ve sellem hazretlerine iktidâʾen seni takbîl ederim' dedikde, hazret-i ʿAli cenâb-ı Risâlet-penâhî'den rivâyet edüp dedi ki: ‘Cenâb-ı Hakk aʿmâl-i nâsı Hacerü'l-esʿad derûnuna vazʿ edüp, tâ ki, rûz-ı kıyâmetde halâyık üzerine şâhid ola'. Bu hadîs-i şerîfe nazaran nâfiʿ ü zârr olduğunu
îrâd buyurduklarında, hazret-i ʿÖmer: “Lâ ʿadimnâke yâ ʿAli! Erşedtenî” kelâmıyla hazret-i ʿAli'ye âferîn-hân-ı taʿzîm oldular. Bu takdîrde bir hacere nefʿ u zarr isnâdı sahîh oldukda, enbiyâ ve evliyâ “Ve-lâ tedʿu min dûnillâhi mâ-lâ yenfaʿüke ve-lâ yedurrüke” mâ-sadakına hâşâ ki, mazhar olalar. Husûsan Kādî Beyzâvî “fe-lâ tedʿu maʿallâhi” âyeti tefsîrinde [Ü4 219b - V 90b] “tedʿu” lafz-ı şerîfinin “taʿbüdû” ile tefsîr etmişdir. İbn-i Suʿûd bu cevâbları işitdikde: “İşte bu te'vîlâtınız halkı hâviye-i şirke ilkā etmişdir” demekle kelâm encâm ve meclis hitâm buldu. Bundan sonra Âdem Efendi'ye tekrâr yüz riyâl ile hecînler irsâl edüp, Âsitâne'ye ʿazîmet eylemesini ve rızâʾullāha mugāyir hareket etmeyüp, Devlet-i ʿaliyye'ye temahhuz u ihtisâs üzere olduğunu Der-i devlet-medâra takrîr içün teʾkîd eyleyüp, Âdem Efendi dahi Cidde'ye ʿazîmeti tasvîb ü tercîh ve mâ-cerâsını mufassal u meşrûh kāʾimesiyle bu defʿa ifâde vü tasrîh eyledi. Merkūm İbn-i Suʿûd'un tavrı kesb-i teʿayyün ü iştihâr ve zabt-ı memâlik ü diyâr olup, teşebbüs etdiği iʿtikādiyyât dahi hakk u bâtıl ile meşûb u muhtelit ve askerinin baʿzısına terk-i edeb ile Ensâr ve baʿzısına Muhâcirîn tesmiye edüp, hezâr nîreng ü füsûn ile ahadühümâyı âhara mürtebit etdiğinden başka, ehl-i İslâm'ı maʿâzallāh küfr ü şirke nisbet ve ehl-i tevhîdin katlini sebeb-i kurbiyyet ʿadd edüp, intihâc eylediği tarîkden inhirâf muhâl ve itmâm-ı kârında igmâz-ı bâʿis-i tekevvün-i şûriş ü ihtilâl olduğu zâhir olup, mahall-be-mahall asker techîziyle haddini bildirmek ve halkı tesallut ve teʿaddîsinden halâs etmek tedbîrine min-gayr-i telebbüsin teşebbüs olundu.
Havâdisât-ı Hicâziyye
Attribution
- Citation:
- "Havâdisât-ı Hicâziyye", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_843.html
Item Details
- Title:
- Havâdisât-ı Hicâziyye
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1218
- Source:
- Hüseyin Sarıkaya
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota