Bir müddetden berü ʿalem-efrâz-ı bağy u tuğyân ve yemîn ü yesârda vâkiʿ tavâyif-i ʿUrbân'nın ʿakīdelerini tağyîr ü ifsâd ile ârâm-rübây-ı ʿâlemiyân olan tâyife-i bâğıye-i Vehhâbiyân, Dirʿiyye'den hareket ve Tâyifi istîlâ ve Mekke-i mükerreme'ye ʿazîmet edüp, meknûn-ı zamîrleri ne ise baʿde [V 71b] ʾl-icrâ Medîne-i münevvere'ye sûʾ-i [Ü4 200a] kasd üzere oldukları bundan akdem o havâlîden müteʿâkıbü'l-vürûd olan tahrîrât meʾâlinden zâhir ü hüveydâ olduğuna binâ'en, cânib-i Hicâz'a imdâd u iʿânetin cihet-i yüsr ü sühûleti mahmiyye-i Mısır olduğunu birkaç defʿa ʿakd olunan mecâlis-i şûrâda sudûr-ı kirâm ve ricâl-i devlet bi'l-ittihâd sevk u îrâd etmişler idi. Bâlâda zikr ü beyân olunduğu vechile Dimyât
Muhafızı Ahmed Paşa'nın Rütbe-i Vezâret'le kadri terfîʿ u tenvîh ve Medîne-i münevvere muhâfazası tarafına tevcîh olunup, maʿiyyetine vâfî asker tertîb ve bir ân akdem savb-ı maksûda tesrîbi husūsu mü’ekked evâmir-i ʿaliyye ile Mısır Vâlîsi Vezîr Husrev Paşa tarafına tenbîh olunduğundan başka, Cidde tevcîh olunan Vezîr Şerîf Mehmed Paşa'nın dahi maʿiyyetine terfîkı lâzım gelan neferât ve lede'l-iktizâ i'mâl içün edevât u mühimmâtın tanzîmi ve ahad-i tarîkaynın biriyle bir ân akdem tahrîki ve verâlarından pey-der-pey zahîre irsâli ve bâ-husûs buk'ateyn-i mübareketeyn halkının muhtâcun ileyh oldukları akavât ve zâdın bilâ-infisâl îsâli Vezîr-i müşârun ileyhe bi'd-defaʿât tahrîr olunup, dâhil-i tavk-ı beşer olan makdûr bu tarafdan masrûf ve bu tertîbâtın icrâsı o tarafın ikdâm u himmetine bâz-beste vü mevkūf kılındığı hâlde müşârun ileyh gûyâ irâde-i kātıʿa-i devleti mengûş-i hûş-i izʿân edüp, der-'akab tertîb-i neferât ve ihzâr-ı edevât eyleyerek, Ahmed Paşa'yı Medîne'ye ve Şerîf Mehmed Paşa'yı Cidde'ye ihrâc ve lâzım gelan asker ve edevât ve sâyir metâliblerini teʼdiye ile müşârun ileyhimâyı beriyyü'l-ihtiyâc eylediğinden [V 72a] başka, bukʿateyn-i [Ü4 200b] mübâreketeyn ehâlîsinin dahi cihât-ı maʿîşetlerini tevsîʿ içün pey-der-pey zahîre irsâl etmek üzere olduğunu te'sîl ü tenvîʿ ve Mısır Mîr-i Hâcc'ını sinîn-i sâlifeden ezyed ü akvâ tedârükât ile techîz ve livâ'-i ʿazîmetini ol savb-ı şeref-evbe tehzîz eylediğini tahrîr edüp, bu tertîbâta nazaran Vehhâbîler ile mukāvemet sehl ü heyyin ve her tarafın imkân-ı vikāyesi emr-i beyyin olduğundan, kulûb-ı erbâb-ı elbâb tesliyet-yâb-ı sükûn ve müşârun ileyhin bu ikdâm u gayreti nezd-i evliyây-ı devletde bâlâter ü efzûn olmuşidi. Şerîf Paşa yüz elli kadar âdem ile Süveys'den Cidde'ye ʿazîmet ve Medîne Muhâfızı'nın istikmâl-i meʼûnetinden mukaddem Arnabud tâyifesi fitne îkāzına mübâşeret edüp, Husrev Paşa'nın emvâl ü eşyâsını dest-bürd-i gāret ve kendüsini mecbûr-ı gaybet etmeleri hasebiyle bu emr-i mühimmin husûlü hükm-i takdîr-i mümteniʿu't-tagyîr ile bâz-beste-i ʿukde-i teʼhîr olup, Vehhâbîler her tarafın askerden huluvvünü müşâhede ve cesâretleri bâlâter ü ziyâde olarak bilâ-mâniʿ ü müzâhim, Mekke-i mükerreme'ye mühâcim olduklarını Şerîf-i Mekke tashîh ile rû-be-râh-ı arz-ı fesîh olup, Cidde Vâlîsi dahi Mekke halkının ekseri tavʿan ev ravʿan Vehhâbîler'e meyl ü rükûn üzere oldukları istihbâr ve fikdân-ı esbâb-ı gîrûdâr ile bilâ-muhârebe vü nizâʿ Cidde'ye ilgār eyleyüp, kavm-i mezkûr dahi Mekke-i mükerreme'ye duhûl ve ciger-sûz olacak hâlâta meşgûl ve ez-cümle Kaʿbe-i mükerreme ve Makām-ı hazret-i İbrâhîm'den başka her ne kadar emâkin-i ebrâr ve makāmât-ı ahyâr buldular ise, kubbelerini mehdûm ve eserlerini nâ-bûd u maʿdûm [Ü4 201a]
V 72b] etdikden sonra, Şerîf-i Mekke'nin birâderi ʿan-asl taraflarına mütehammız u müncezib bulunduğundan, mûmâ ileyhi birâderine câ-nişîn ve ru'yet-i umûr-ı ʿâmme zımnında mesned-i Şerâfet'e temkîn eylediler. Kavm-i mezkûr şimdiki hâlde Mekke halkını izrârdan istinkâf ve Cidde ve yâhûd Medîne-i münevvere'ye teveccüh ü insırâf üzere oldukları zevâhir-i hâllerinden istikşâf olunup, mukaddemâ baʿzı tahrîrât ile cânib-i Hicâz'a irsâl olunan Âdem Efendi dahi ser-i katâr-ı Vehhâbiyân olan İbn-i Suʿûd ile iltikā ve sûret-i me'mûriyyetini îmâ edüp, şimdilik Mekke'de ikāmetini işrâb ve ʿavdete ruhsat taleb eyledikde, pederinden isticâzeye muhtâc olduğunu ifâde ile katʿ-ı cevâb eylediği ve Medîne-i münevvere her ne kadar burc u bârû ile muhkem ü üstüvâr ve top ve sâyir âlât-ı hasânât ile mahfûz-ı gezend-i eşrâr ise dahi, min-ciheti'z-zehâyir ehâliye tareyân-ı zaʿf u nâ-tüvânî mukarrer olmağla, üç mâha dek zâd u ecnâd ile imdâd olunmadığı hâlde, savlet-i hasm-ı gaddâra tâb-âver olmayacaklarını işʿâr ve Vehhâbîler, Medîne-i münevvere'ye dâhil olup, baʿzı emâkin ve bikāʿ-ı hatîreyi tahrîbe cesâret ve Harem-i şerîf'de bulunan yâdigâr-ı mülûk ve tuhaf-ı selâtîn-i ʿizâmı nehb ü gāret ile sûreti mechûl zarar-ı gûnâ-gûne tasaddî etmek ihtimâlini vücûh-i ehâlî-yi Medîne tahrîr ü işâret ve hasm-ı ʿanîdin eğerçi sevâd-ı cemʿiyyetleri yirmi bine mütekārib olup, ancak yedi bin kadarı ceng-âver ve kusûru kesret-i sevâd içün cemʿ olunmuş kimseler olduğu resîde-i derece-i tahkīk ve Mekke-i mükerreme'de hudûs eden keyfiyyet-i müdhişe Şâm ve Mısır mîr-i hâclarının [Ü4 201b – V 73a] ʿavd u kufûllerinden sonra vukūʿ bulduğu, tashîh-kerde-i erbâb-ı tedkīk olup, bu keyfiyyet mine'l-matlaʿ ile'l-maktaʿ hâk-i ʿatebe-i hazret-i Cihân-dârî'ye ʿarz u takdîm ve vukūʿ bulan hâlet-i cân-güdâzın zuhûruna sebeb olan mevâddın mebâdî vü mekāsıdı ifâde vü tefhîm olunup, mir'ât-ı mücellâdan sâf ve semâʿ-i sâhîden şeffaf olan tabʿ-ı hümâyûna îrâs-ı gubâr-ı melâl ve ihdâs-ı hüzn ü infiʿâl edüp, asker ve zahîre irsâliyle Medîne-i münevvere'nin muhâfazasına ikdâm ü gayret ve Vehhâbîler'i ne tarîk ile olur ise, o erâzî-yi mukaddeseden tard u ibʿâda ifrâğ-ı cehd ü tâkat ve bu bâbda terk-i âsâyiş ü râhat ve mesârıfa bakmayarak ez-dil ü cân bezl-i vüsʿ ü kudret olunmak ve maʿâzallah ednâ derecede batâ'et ü ihmâl olunduğu hâlde kâr-fermâyân-ı umûrun cümlesi muʿâkab u me'sûl ve eşedd-i nekâl ile menkûb u mahzûl olacağları ve bu keyfiyyet ʿulemây-ı aʿlâm ve ricâl-i devlet ile müzâkere ve meclisde karâr-gîr-i erbâb-ı re'y ü tedbîr olan sûret ʿarz olunmak
bâbında ekîdü'l-mazmûn-ı hatt-ı hümâyûn şeref-sudûr olup, binâ'en-ʿalâ-zâlik işbu Saferü'l-hayrın yirmi dokuzuncu yevm-i Ahad Sadriaʿzam ve bedr-i efham hazretleri ve kudât-ı asâkir ve Yeniçeri Ağası ve sâyir erbâb-ı şûrâ hâne-i hazret-i Fetvâ-penâhî'de ictimâʿ ve Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvere'de vukūʿ bulan hâdisâtı mutazammın olan evrâk ve şeref-yâfte-i sudûr olan hatt-ı hümâyûn kırâ'at olunup, mezâyâsına huzzârın cümlesi kesb-i vukūf u ıttılâʿ edüp, Sadr-ı sütûde-şiyem hazretleri cümleye hitâb ve mukaddemâ Mısır [Ü4 202a] tarafından tertîb olunan [V 73b] esbâb-ı mukābele vü muhâfazayı tafsîl ü ıtnâb edüp: “Tertîbât-ı mezkûrenin kuvvetden fiʿle îsâlini Husrev Paşa tahrîr ü işâret ve husûl-i istiʿdâd-ı müdâfaʿa vü tehaffuz ile cümleye emniyyet gelmişken, müşârun ileyhin tahrîrâtı vukūʿ bulan keyfiyyete mugāyir olup, hükm-i kader ü kazâ ve müşârun ileyh tarafından ser-zede-i zuhûr olan butû' u istirhâ, tertîbâtımızı hebâ ve hasmın bu makūle ikdâm u mefsedetine ʿillet-i akvâ olup, şöyle ki, vâkîʿ olan hâdise yalnız mazarrat-ı mülkiyyeyi müstelzim olmayup, kıble-gâh-ı İslâm ve metâf-ı hâss u ʿâmm olan Beytü'l-harâm'a bu gûne izdirâ vü ihânet, hey'et-i ictimâʿiyye-i ehl-i vahdete mûcib-i kesr-i sevret ve beyne'd-düvel envâʿ-ı güft-gû hudûsuna ʿillet olacağı zâhir olup, işte me'âl-i tahrîrât cümlenin maʿlûmu oldu. Bundan sonra ne makūle tedbîr lâzım ise takrîr ve herkes hâtırına hutûr eden ârâ'-i hayriyyeyi bilâ-ketm yâd u tezkîr eylesün” dedikde, sudûr-ı kirâmdan ʿArab-zâde Mehmed ʿÂrif Efendi: “Cezzâr Ahmed Paşa berây-ı maslahat, taltîf ve Medîne-i münevvere'ye zahîre ve vücûh-ı sâyire ile imdâd eylemesi müstakıll hatt-ı hümâyûn ile tarafına ifâdeten teşrîf olunsa, şâyed insâf edüp, mukaddemâ iʿtilâf üzere olduğu meşâyıh-ı ʿUrbân vâsıtalarıyla bir mikdâr zahîre irsâl ve Medîne-i münevvere ehâlîsini müsterîhu'l-bâl eyleye” dedikde, Kethudâ Bey: “Bu tedbîr icrâ ve Hasekî ile hatt-ı hümâyûn tarafına isrâ olunup, hattâ ihtiyâr-ı sanʿat-ı tecâhülü'l-ʿârif kılınarak: 'Taraf-ı şerîfinize mefhûmu hîta-i ʿilmimizden hâric Hasekî maʿrifetiyle bir kıtʿa [Ü4 202b] hatt-ı hümâyûn-ı mülâtafet-makrûn irsâl olundu' [V 74a] deyü makām-ı Sadâret-i ʿuzmâ'dan kāyime dahi tahrîr olundu” dedikde, huzzârdan baʿzıları: “Müşârun ileyh cibilletinde merkûz televvünü tarh ile imdâd kaydına düşer ise, bu maslahatı ber-vech-i sühûlet ruʿyet eder” dediklerine müteʿâkıb, sudûrdan İshak Efendi-zâde Ahmed Muhtâr Efendi, Sadrıaʿzam hazretlerine teveccüh ve: “Cenâb-ı devletinizin her vazʿ u tavrı makbûl u muʿteber olup, taraf-ı hümâyûndan istiklâl-i tâmm ile kâm-yâb olduğunuz hâlde, bilâ-müşâreket umûr-ı devlet
ahsen vechile ru'yet olunacağından başka, şevketlü, kerâmetlü veliyy-i niʻmetimiz Pâdişâh'ımız dahi baʻzan Hırka-i şerîfe Hânesi'nde tazarruʿ u niyâza âgāz buyursalar, sûrî ve maʿnevî tedbîr husûlüyle mevâdd-ı devlet, kesb-i sühûlet edeceği zâhirdir" dedikde, Sadrıaʿzam hazretleri mukābele ve: “Taraf-ı hümâyûndan bu ʿAbd-i ʿâciz'e verilan istiklâl, ber-vech-i kemâl olup, şimdiye dek maʿrûzâtımın cümlesi müsâʿade-i seniyyeye makrûn olduğundan gayri, Hırka-i şerîfe Hânesi'nde ve sâyir emâkin-i müteberrikede teveccüh-i derûn ve isticlâb-ı füyûzât-ı Hâlık-ı bî-çûn'da dakīka fevt etmedikleri vâreste-i şükûk u zunûndur” buyurduklarında, Efendi-yi müşârun ileyh: “Hâl böyle ise, inşâʼallâhü Teʿâlâ kasd-ı Beytü'l-harâm edenler, Ashâb-ı Fîl gibi mercûm-ı minkār-ı ebâbîl olacağları meczûmdur” dedikden sonra, tîz elden Medîne'ye iʿânet makālesi tekrîr olunup, sudûr-ı kirâmdan Emîn Paşa-zâde Mehmed Emîn Beyefendi: “Medîne-i münevvere'ye iʿânet ve Mekke-i mükerreme'ye sevk-ı asker ile Vehhabîler'i tard u ibâde [Ü4 203a] himmet, ancak Mısr-ı Kāhire tarafından mümkin olup, Vâlî-yi cedîdin ber-vech-i taʿcîl tesbîli emr-i mühimm görülür” dedikde, Sadrıaʿzam hazretleri: [V 74b] “Mısır Vâlîsi hâzır u müheyyâ ve bir-iki gün zarfında sefîneye râkib olacağı zâhir bir maʿnâ olup, imdâd-ı rûzgâr olduğu hâlde fî-akrebi'z-zemân Mısır'a vusûlü ve fi'l-hâl maslahata şurûʿ ile iʿânet ü imdâd sûretinin husûlü, cümlenin me’mûlü ise dahi, Husrev Paşa'nın Mısr-ı Kāhire'den çıkmamak kasdında olduğunu baʿzı kimseler tevâtüren rivâyet etmekdedirler. Bu takdîrde bu maslahat-ı müstaʿcele ve sâyir umûr-ı Mısrıyye berhem-zede-i inkılâb olacağı nümâyân ve Husrev Paşa gars-ı yemîn-i hazret-i Cihân-dârî olup, itâʿat-ı emr etmek fazlen ʿani'l-gayr üzerine vâcib olmağla, baʿzı ahbâb ve hayr-hâhları hakk-ı nasîhati yerine getürüp, mansıbı olan Selânik'e bilâ-te'hîr ʿazîmetini teşvîk etseler, hakkında mahz-ı hayr olur idi” kelâm-ı bedîʿü'l-fehvâsını miyâneye ilkā eyledi. Tersâne Emîni Reşîd Mustafa Efendi tahrîk-i zebân ve: “Husrev Paşa'nın ‘Mısır'dan çıkmaz' havâdisi eğerci beyne'n-nâs deverân edüp, ancak kable'l-ʿazl o tarafda olan muʿârızlarının ibrâmıyla çıkmadan imtinâʿ üzere olup, Mısır'dan ʿazl ve âhar mansıba nakl olunduğu ma'lûmu oldukda, emre imtisâl etmesi agleb-i ihtimâldir” dedikde, fi'l-hakīka müşârun ileyh Mısır'dan çıkmaz ise, bu mesâlih-i mühimme muʿattal olup, devlete ʿazîm rahne teveccüh edeceğini herkes tefevvüh eylediler. Bundan sonra yine Medîne-i münevvere'ye iʿânet husûsunun semt-i sühûleti der-meyân [Ü4 203b] kılınup, Reşîd Mustafa Efendi: “Mısır'a akça irsâl olunup, bir mikdâr zahîre iştirâ ve Süveys'den Yenbûʿ iskelesine ve andan Medîne'ye îsâl
mümkindir" dedikde, Sadrıaʿzam hazretleri mukābele [V 75a] ve: “Mısır'da olan Arnabudlar hâzır nakdi gördükde, tegallüben ahz ve iddiʿâ etdikleri şehriyyelerine mahsûb edecekleri ve bu mülâbese ile akçanın telef ü ziyâʿı zâhir ve maslahatın te'ahhuru zihne mütebâdirdir" buyurduklarında, Îrâd-ı Cedîd Defterdârı Efendi: “Devlet-i ʿaliyye'nin şu kadar akçası itlâf olunmakdadır. Şâyed zahîre maslahatı husûle gelür. Gelmez ise, şu akçada zâyiʿ olursa olsun” der iken, huzzârdan biri: “Farz-ı muhâl ile zahîre iştirâ olunup, Yenbûʿa idhâl olundu. Medîne ile Yenbûʿun mâ-beyni hasım tarafından katʿ olunmak ve yâhûd Yenbûʿ elde olmamak keyfiyyetleri tehakkuk ederse, zahîre irsâlinin ne fâyidesi vardır?” dedikde: “Mısır tarafından üç-beş yüz âdem tahrîr ve zahîreyi muhâfaza ederek tesyîr mümkindir” denildikde, "Süveys'in mevsimi güzerân ve üç-beş yüz âdemi ve o kadar zehâyiri ihâta eder sefâyinin vücûdu dahi hâric-i hayyiz-i imkân olup, yine Şâm tarafından akça kuvvetiyle zahîre îsâlinin ʿilâcı görülse münâsib olur idi” cevabı verildikde, sudûrdan İmâm Bekir Efendi-zâde: “Mısır olmaz, Şâm olur” dediğine müteʿâkıb, bazıları: “Zahîre nakli beher-hâl hayvânâta muhtâc olup, Şâm'dan Medîne-i münevvere mesâfe-i baʿîde olmağla, mahmûl, hâmilin gıdâsı olacağı zâhir ise dahi, şâyed bir mikdâr zahîre istihlâsı mümkin ola" [Ü4 204a] denilüp, saded-i âhara ʿatf-ı ʿinân ve Vehhâbîler'in her tarafdan izʿâc u tazyîk olunmak bahsi zebân-güzâr-ı beyân kılınup, bu garaza mebnî Bağdâd Vâlîsi'ne makām-ı Sadâret'den tahrîr olunan mufassal kāyime kırâʾat olundukdan sonra, semâhatlü Şeyhulislâm Efendi hazretleri, [V 75b] huzzâr-ı meclisden o havâlî ahvâline vâkıf olanların birine hitâb ve: “Hasmın cihet-i inziʿâcı ne vechiledir?" deyü isticvâb eyledikde, Bağdâd Vâlîsi ikdâr u taʿyîn olunduğu hâlde Vehhâbîler'i küllî işgâl edeceğini ifade ʿakabinde, Sadrıaʿzam hazretleri: “Bağdâd Vâlîsi, hitta-i ʿIrâk'ı bırakup gitmek ve muʿârızlarını verâda bırakmak mümkin midir?" buyurduklarında: “Zâhirde müşârun ileyhe garîm ü müzâhim kalmayup, İran halkından dahi vesvese ber-taraf olduğundan başka, Vehhâbîler'i teʾdîb İrâniyân'ın ecell-i matlabları olmağla, Bağdâd Vâlîsi'nin hareketi cümlesinin sebeb-i memnûniyyeti olacağında iştibâh yokdur. Derûn-ı Bağdâd ve muhâzîsinde vâkiʿ kasabâtda eli kılıc tutar ve dâyimâ harb u darb ile meʾlûf nüfûs-i kesîre olup, Vâlî'nin gaybeti kendülere mûris-i seʾâmet ve sebeb-i vahşet
olmayacağı mütehakkakdır. Süleymân Paşa merhûm üç-beş bin kadar kırba ihzâr ve kati çok cimâl ve bigāl iştirâsıyla Dirʿiyye'ye ʿazîmeti izmâr edüp, baʿde'l-fevt bir mikdârı telef olduysa, bir mikdârı mevcûd olmak gerek. ʿAli Paşa ikdâr olunup, hâhiş ü şevk izhâr ederse, diyâr-ı Necid'in ekser mahallerini tâht u târâc ve hasmı işgāl ü izʿâc eder" denildikde, bu tedbîr huzzâra müstasveb görüldüğü hâlde, İshak Efendi-zâde [Ü4 204b] ʿAtâ'ullâh Efendi savt-ı mehmûse ile dem-sâz ve: “İran halkı Kerbelâ vakʿası sebebi ile Vehhâbîler'in hasm-ı cânı ve düşmen-i bî-emânı olup, cihet-i vahdet-i İslâmiyye mülâbesesiyle anları dahi bir tarafdan teslît ve ahz-ı intikāma igrâ ne makūle mahzûru münticdir? Bâ-husûs kavm-i mezkûr bu maslahat zimnında mukaddemâ derîce-i bâz-i niyâz olmuşlar idi” dedikde, [V 76a] hizâsında vâkiʿ olanların biri: “İran halkının diyâr-ı Necid'e ʿazîmetleri hâk-i pâk-i Bağdâ[d]'dan ubûra münhasır ve âhar tarîkleri olmadığı zâhir olup, hudûdu tecâvüzleri mahall-i hatar ve Basra vakʿası misillü bir dâhiye zuhûr etmek emr-i mukarrerdir” denildikde: “Şurası maʿlûmum değil idi” deyerek, mühr-zen-i leb-i sükût oldu. Bundan sonra yine vâfir ebhâs sebkat edüp, encâm-ı kâr Sadr-ı âlî-mikdâr hazretleri: "Eğer istihsân olunur ise, bir tedbîr edeyim. Bağdâd Vâlîsi münferiden bu maslahata mübâşeret etmez. Şâm Vâlîsi o havâlîde sâhib-i nüfûz u iʿtibâr ve hânedân-ı kadîm olmakdan nâşî, beyne'l-ʿaşâyir sâhib-i vakʿ u iştihâr olup, Serʿaskerlik ile o cânibe me'mûr kılınması münâsib midir? Münâsib olduğu hâlde mevsim-i haccdan mukaddem hüccâcı götürür gibi külliyyetlü asker ile müşârun ileyh cânib-i Hicâz'a sevk-ı matâyây-ı ʿazîmet edüp, istishâb edeceği tavâ'if-i askerînin isimleri açık me'mûriyyet emirleri tarafına irsâl ve her kimi intihâb eder ise, mevkibine îsâl etmek ve Bağdâd Vâlîsi'ne mukaddem ısdâr olunan evâmiri mü'ekked olarak tekrâr me'mûriyyet emri ısdâr ve ahadühümâ [Ü4 205a] âhar ile muhâbere ederek, birer tarafdan düşmene îrâs-ı mazârr etmek müstasveb midir?” buyurduklarında, herkes bu re'y-i rezîni istisvâb ʿakabinde Sadriaʿzam hazretleri, Bağdâd Vâlîsi'ne dahi Serʿaskerlik ʿunvânı verilüp, bir ân akdem Necid tarafına tahrîki içün müteşahhısân-ı Devlet-i ʿaliyye'den biri ile kılıç ve haftân ve menşûr-ı Serʿaskerî irsâl olunur ise, bu şâyiʿa kulûb-ı aʿdâya ruʿb u dehşet ilkā ve tezellül ü meskenete ilcâ edeceğini îmâdan sonra: “Cümleye hadşe-i [V 76b] derûn olan zahîre husûsunun dahi semt-i sühûleti mülâhaza ve bi'l-müzâkere
nizâmı verilür” dedikde, Çavuş-başı Ağa'nın: “Bağdâd Vâlîsi ikdâra muhtâc olup, bu hatb-ı cesîm teklîf olundukda, bârî hamli tahfîf olunsun” kavli cümle-i muʿtarıza gibi miyâneye tehallül edüp, Sadr-ı vakūr, haml-i mezkûr an-asl mühimmât-ı devlete müretteb olduğunu beyân ve tekrâr tedbîr-i sâbıkın hüsn ü kubhunu su'âl edüp, huzzâr-ı meclis, re'y-i mezkûru istihsân ve te'kîd-i dîn ü devlet zımnında dest-i duʿâyı berdâşte-i dergâh-ı hazret-i Yezdân eylediler. Meclis-i mezkûr iki sâʿat kadar mümtedd olup, hayr-hâhân-ı Devlet-i ʿaliyye'den sudûr eden tedâbîr ü ârâ ve bilâhare fezleke-i meclis olarak Sadr-ı ʿâlî-kadr hazretlerinin vakt ü hâle muvâfık ve tabîʿat-ı maslahata mutâbık olan tedbîr-i dil-pezîrleri min-gayr-i ziyâdetin ve noksân, sahîfe-zîb-i beyân kılındı.
Vukūʿ-ı meşveret der-hâne-i hazret-i Fetvâ-penâhî
Attribution
- Citation:
- "Vukūʿ-ı meşveret der-hâne-i hazret-i Fetvâ-penâhî", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_821.html
Item Details
- Title:
- Vukūʿ-ı meşveret der-hâne-i hazret-i Fetvâ-penâhî
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1218
- Source:
- Hüseyin Sarıkaya
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota