Devlet-i ʿaliyye-i ebediyyü'd-devâm'ın berr ü bahrda seferi mütehakkıku'l-vukūʿ olmakdan nâşî, cenâb-ı Hudâvend-i rûy-i zemîn meddellâhu zillehû fi'l-ʿâlemîn hazretleri cânib-i berre taraf taraf asker-i zafer-rehber taʿyîn buyurdukları gibi, Bahr-i sefîd'e dahi abtâl-i ricâl ile mâl-â-mâl merâkib-i nusrat-iştimâl tesyîrini irâde ile fî-akrebi'l-eyyâm külliyyetlü donanma hâzır u âmâde olup, “Ünâsün min ümmetî yuʿradûne ʿaleyye guzâtün fî sebîlillâhi yerkebûne sebece hâze'l-bahri mülûkün ʿale'l-esirrati” hadîs-i şerîfinden müstebân olan ʿizz ü şerefi ihrâz ile mâlik-i nisâb-ı fark u imtiyâz ve hasret-keş-i mülûk-i eslâf olan işbu beşâret-i ʿuzamâya neyl ile ser-efrâz [Ü3 25b] olmuşlaridi. Kapudan Paşa'nın [Ü1 234b] dahi Bahr-i sefîd Boğazı'na varup, etrâf u eknâfa itâre-i cevâsîs-i ihbâr ve ahvâl-i düşmeni istihbâr ve iktizâsına göre iʿâne vü imdâd ve taʿyîn-i sefâyin ve ecnâd eylemesi matlûb-ı Pâdişâhâne'leri olmağla, binâ-berîn işbu Saferü'l-hayrın on beşinci Pençşenbih günü müşârun ileyh hazretleri mersây-ı Tersâne'de lenger-endâz-ı istikrâr olan sefâyinden bi-kaderi'l-hâce sefâyin ifrâz edüp, maʿiyyetine istishâb ile Boğaz cânibine şirâʿ-güşây-ı ʿazîmet ü zehâb oldu. “el-Şey'ü bi'ş-şey'i yüzkeru”. Devlet-i İslâmiyye'de sefâyin ve merâkibin bidâyet-i inşâ vü istiʿmâli ve cihâd ve ticâret-i bahriyyenin evveliyyât-ı ahvâli, kütüb-i tevârîh ve kısas-
eslâfda re'sen bulunmayup, ta'mîmen li'l-fevâyid cem'-i müteferrikāt ü şevârid kılınup, sıhhate makrûn olmayan müzahrafât-ı ekāvîl ilgā ve vücûh-ı i'tirâzdan sâlim ahbâr-ı sahîha tetebbuʿ u istikrâ olunup, sâdece edâ ve seci' ü kāfiyeden mu'arrâ bir risâle-i bedî'ü'l-imlâ inşâ ve tuhfe-i meclis-i üli'n-nühâ kılındı.
Ma'lûm ola ki, Rütbe-i Kapudânî sevâhil-i bahriyye memâlikine mâlik olan devletlerde bir rütbe-i menî'a ve mansıb-ı celîldir. Mağrib ve İfrîkıyye ve sevâhil-i Mısır ve Şâmât ve Sebte Boğazı'na varınca Anadolu ve Rumeli câniblerinde ve Sebte'den taşra Bahr-i Okyanus'da vâki' cezâyir-i 'azîme ve cenûben ve şimâlen Bahr-i Muhît'i ihâta eylediği sevâhile muttasıl olan milel-i muhtelife devletlerinde zarûriyyât-ı lâzimeden olmak hasebiyle, kadîm zemândan berü mütedâvel olmuş bir maslahat-ı 'azîmedir. Hattâ Mağrib ve İfrîkıyye ve Endelüs devletlerinde bu makām sâhibine “Miland" derler idi. Lafz-ı Miland lügat-ı Efrenciyye'den menkūl bir isimdir. Şimdi 'âmme lisânında meşhûr olan “Levend” lafzı, [Ü3 26a] "Melend" lafzının galatıdır. Bu zikr olunan [Ü1 235a] memâlik-i bahriyye halkının hurûb ve ticârâtı rukûb-ı sefîneye ve sefer-i bahra muhtâc olmağın, mebde'-i devletlerinden berü fenn-i sefîne ve ahvâl-i deryâya iştigāl etdikleri içün mehâret kesb etmişlerdir. Binâ'en 'aleyh cezâyir-i bahriyye ve sevâhil sükkânı husûsan İspanya ve İngiliz ve Ceneviz ve Françe ve Felemenk ve Venedik makūlesi tavâyif, sefâyin ve deryâ umûrunda cümleden ziyâde mâhir ve kadîmî san'atları olmak cihetiyle bu sına'atin dekāyık u hakāyıkına vâkıf u mütebassırdırlar.
Hazret-i 'Ömer radıyallâhu 'anh zemân-ı hılâfetinde 'Amr bin el-'Âs, Mısır'ı feth etdiği vakte gelince ehl-i İslâm'dan deryâda sefîneye mâlik ve ticâret-i bahriyye sebîline sâlik kimesne yoğidi. Mısır feth olundukda, hazret-i Fârûk radıyallâhu 'anh 'Amr bin el-'Âs'a mektub yazup: “Bahr ne makūle şeydir? Evsâf u ahvâlini i'lâm eyle” deyü fermân etdiler. 'Amr bin el-'Âs dîvân-ı Fârûkî'ye bu lafız ile cevab yazdı: “Yâ Emîre'l-mü'minîn! İnne'l-bahre halkun 'azîmün yerkebuhû halkun za'îfün ke-dûdin 'alâ 'ûdin”. 'Amr bin el-'Âs'ın 'arzı geldikde, hazret-i Fârûk, ümmet-i Muhammed'i mehâlik-i deryâdan sıyânet kasdıyla rukûb-ı bahrdan men' eyledi. “Kureyş ve sâyir kısımdan bir ferd gazâ ve ticâret içün sefer-i
bahra gitmeye!” deyü ʿale'l-ʿumûm deryâya girmekden memnûʿ oldular. Ammâ Mısır halkı ve milel-i muhtelifeden memâlik-i Mısrıyye'de ve sevâhilinde olan tüccâr, düvel-i sâlife zemânlarından berü müddet-i ʿömürleri deryâ rukûbuna masrûf ve hurûb ve ticârât-ı bahriyyeye ʿan-asl meʾlûf olup, eben-ʿan-ceddin görüp bildikleri sınâʿat-ı nâfiʿaları olduğundan, anlar memnûʿ olmayup, Dimyât ve Reşîd ve İskenderiyye ve gayri sevâhilden sefînelerin işledüp, kârların ederler idi. Kezâlik [Ü3 26b] Süveys Halîci'nden Yemen'e ve Hind cezâyirine ve sevâhilinde olan benderlere sefer edüp, [Ü1 235b] ticâretlerinden muʿattal olmadılar. Megāribe ve Zennâte ve sâyir kabâyil-i ʿArab kibârı -ki Mısır'da ve iskelelerinde sâkin olmuşlar idi- ehâlî-yi Mısır'dan zikr olunan tüccâr-ı bahriyye anları dahi tahrîk ve gazavât ve ticârât-ı bahriyyeye tergīb eder oldular. Ammâ ʿAmr bin el-ʿÂs ile gelen kibâr-ı ashâb ve anlar emsâli müteʿayyinân-ı ʿArab tenbîh-i Fârûkī ile mütenebbih olup, ibtidây-ı emrde muhâlefete cür'et etmediler. Tâ ki, Nuhayle Şeyhi ʿArfece bin Hersemetü'l-Ezdî ve Mesket Hâkimi -ki kuvvet-i mâl ü ricâle mâlik kimseler idi- Müslimîn'i: “Gazâ vü cihâddan ve mekâsib-i nâfiʿadan menʿ etmek re'y-i savâb değildir" deyü tenbîh-i ʿÖmerî'ye muhâlif, sefînelere binüp, ʿUmmân ve sâyir sevâhil ü cezâyire gazâya gitdiler. Hazret-i ʿÖmer radıyallâhu ʿanh işitdikde, ʿArfece'ye ʿitâb-nâme gönderüp, ʿAmr bin el-ʿÂs tarafından muʿâhaze ve zecr etdirdi. Bundan sonra sevâhil-i Mısrıyye sükkânından zî-kuvvet sefîne sâhibleriyle ekâbir-i İslâm dahi müşâreket edüp, ceste ceste sefînelere girüp, gâh gazâ ve gâh ticâret içün deryâ seferin eder oldular. Hazret-i ʿÖmer radıyallâhu ʿanh'a haberleri münʿakis oldukça nehy ü menʿi teşdîd etmeyüp, sükûtla hâlleri üzere ibkā eyledi. Tâ Muʿâviye vaktine gelince kalyete ve fırkate ve şayka makūlesi muhtasar sefîneler ile gâh gazâ, gâh ticâret eder oldular. Ammâ bu sefînelerde Re'îs ve âlât kullanan müsevvimîn cümle Efrenc ve cezîreler keferesi kısmından fenn-i deryâda mâhir kâfirler olup, ücret-i ʿazîme ile istihdâm ü istîcâr olunurlar idi. Ehl-i İslâm'dan kimesne ol fünûna müteʿallık şey bilmezler idi.
Muʿâviye vaktinde tekrâr ʿAmr b. el-ʿÂs istiklâl-i tâmm [Ü3 27a] ile Mısır'a Vâlî oldukda, fermân-ı Muʿâviye ile rûy-i deryâya gazâ içün Müslimîn'e izn-i ʿâmm verdiler. [Ü1 236a] Hazret-i ʿÖmer radıyallâhu ʿanh'ın ibtidâ menʿi, baʿdehû sükûtu, baʿdehû izn-i ʿâmm vermekde hikmet böyle. Demişler ki: “Millet-i ʿArab bedâvet-i hâlde ʿan-asl rukûb-ı sefîne ve ahvâl-i bahriyye umûrunda bir şey bilmezler idi. İbtidây-ı hâlde menʿ, sıyânet maslahatı içün olmuş ola. Baʿdehû fırka fırka ol sanʿata mübâşeret ve levâzım-ı ahvâlini teʿallüme şurûʿ
etdiklerinde, 'alâ-tarîkı'l-müsâmaha sükût etmiş olalar. Baʿdehû millet-i İslâmiyye ol fünûna âşinâ olup, ahvâl-i deryâya kadr-i müşterek ıttılâʿ tahsîl eylediklerinde, gazâ vü cihâda izn-i ʿâmm verildi. Ba'de sudûru'l-izn guzât-ı Müslimîn dahi münâsib sefîneler yapup, ahvâl-i rûzgâr ve ehvâl-i bihâr dekāyıkına ʿârif reʾîsleri zümre-i Nasârâ'dan icâre ile tutup, kendüler âlât-i harb ile ve edevât-ı cihâd ile sefînelere girüp, gâh gazâ, gâh ticâret eder oldular. Emîr-i Mısır ʿUkbe bin ʿAmir kırk yedinci sâl-i hicretde fırkatelerle Rodos'a gazâ edüp, ganâyim-i kesîre almışdır. Ve kırk sekizinci sâl-i hicretde Muʿâviye bin Ebî Süfyân fırkateler ile Kıbrıs Cezîresi'ne gazâ eylediler deyü Târîh-i Hamîs'de Vâkıdî'den rivâyet olunmuşdur. ʿAbdülmelîk bin Mervân saltanatında İfrîkıyye ʿÂmili Hassân bin Nuʿmân'a haber gönderüp, Tûnus'da merâkib-i bahriyye ve süfün-i mütenevviʿa inşâsiyçün Dâru's-sınâʿa binâsını emr eyledi. Hattâ hâlâ istiʿmâl olunan “Tersane” lafzı Dâru's-sınâʿa'dan galatdır. Devlet-i ʿaliyye-i İslâmiyye'de ibtidâ yapılan tersâne, Tûnusu'l-hadrâ Dâru's-sınâʿası'dır. Ol vakitde Tûnus'da beş yüzden mütecâviz firkate ve ana müşâbih hafifü'l-me'ûne sefîneler yapılup hâzır oldukda, Tûnus Şeyhı Ziyâdetullah bin İbrâhîm [Ü3 27b] vaktinde -ki târîh-i hicretin seksan ikinci senesi idi- [Ü1 236b] ʿAtâ bin Râbiʿ, ʿAbdülmelîk tarafından Serdâr olup, ol donanma ile varup, Sıkıliyye Cezîresi'n feth eylediler. Sıkıliyye'ye lisân-ı Frenk'de “Messina Adası” derler. Evsâfı maʿlûm u meşhûr bir cezîre ve vâsiʿ ve maʿmûr bir memleket-i ʿazîmedir. Doksan bir senesinde Hâkim-i İfrîkıyye Musâ bin Nasr, ʿAbdülmelîk
tarafından işaretle donanma tedârük edüp, Târık bin Ziyâd, Kapudan nasb olunup, Endelüs cânibine tahrîk-i râyet-i gazv ü cihâd eylediler. Tevfîk-ı İlâhî ile Endelüs memleketini baʿdehû Sardanya Cezîresi'ni feth eylediler. Ve doksan iki târîhinde yine mezbûr Târık bin Ziyâd hem Kapudan ve hem Serdâr olup, bu donanma-yı ʿazîm ile Sebte Halîci'nden taşra çıkup, İspanya küffârıyla müddet-i medîde ceng edüp, fütûhât-ı ʿazîmeye muvaffak olmuşdur. Donanma-yı asker-i İslâm'dan ibtidâ Sebte Boğazı'ndan taşra çıkan donanma budur. Mervîdir ki, Tuleytula memleketinde “Eraklos” nâm hakîm-i nâmdârın “Beytü'l-hikme” nâm bir eser-i ʿazîmi var idi ki, bin seneden mütecâviz zemân mülûk-i küffâr beyninde muʿtenâ vü muʿteber ve Ayasofya mânendi muhterem bir cây-gâh idi. Devlet, tavâyif-i hukemâda olduğu ʿasırlardan berü bu Beytü'l-hikme maʿmûr ve ziyâret-gâh-ı cumhûr olup, içünde birkaç bin hakîm ve riyâzet-keş feylesoflar ve fünûn-ı hikmetin envâʿına meşgūl kimseler var idi. Ve her ʿilme meşgūl olanların mekânı ve sûk u dükkânı ve kâr-gâhı başka olup, envâʿ-ı zîb ü zînetle müzeyyen idi. Hattâ cümlenin kandîlleri ve hâven ve tancereleri ve zurûf misillü âlât u evânîleri zeheb-i hâlisden idi. Ve hazînelerinde olan nukūd ve cevâhir ve tuhaf, kalem ile tahrîr ve lisân ile taʿbîr olunmak rütbesinden efzûn idi. [Ü3 28a] ʿÎsevîler beyninde Beytü'l-hikme [Ü1 237a] olmak iʿtibâriyle mülûk-i Nasârâ istîsâline ihtirâmen cür'et etmedikleri cihetden şu kadar bin sene teʿaddî-yi mütegallibeden masûn ve gitdikçe maʿmûr ve şöhreti efzûn olmuşidi. Bu vechile dâru'l-emn olduğuna binâ'en, ʿulûm-i mektûmeye mâlik feylesoflar varup, anda tevattun edüp, bî-havf u haşyet izhâr-ı sınâʿatde mehâretlerin ibrâz edüp, ol Beytü'l-hikme'yi niçe bin hazâyin-i Kārûnî ile mâl-â-mâl etmişler idi. Doksan bir sene-i hicriyyede İspanya Kıralı olan “Ludriğ” nâm Kıral -ki sefîh ü câhil ve ebter ü bâtıl bir kâfir idi- ʿilm ü hikmet hürmetinden bî-haber tamaʿkâr olmağın, hevâsına tâbiʿ erâzil ile varup, Tuleytula'yı ʿale'l-gafle basup, Beytü'l-hikme'yi teshîr etdi. Bu kadar yüz seneden berü Beytü'l-hikme'de müddahar olan hazâyin ve emvâl ve defâyini kabz edüp, ganâyim-i bî-hisâb ile kâm-yâb oldu. Mezbûrun bu vazʿından ʿumûmen mülûk-i Nasârâ muğberrü'l-hâtır olup, hasm-ı cânı oldular. Doksan iki senesinde Serdâr-ı İslâmiyân olan Târık bin Ziyâd, İspanya üzerine leşker-keş olup, ceng-i bisyâr ve harb-i bî-şümârdan sonra ehl-i İslâm gālib gelüp, mesfûrun Beytü'l-
hikme'den gāret etdiği hazâyin ü cevâhir ve tuhaf ü nevâdir ve kendü hazînesi cümle igtinâm olunup, ol hazâyin-i bî-nihâye ʿumûmen nasîb-i İslâm oldu. ʿAzîz Efendi, Târîh'inde kütüb-i muʿtebereden nakl edüp der ki: “Tuleytula fethinde nasîb-i ehl-i İslâm olan sunûf-ı emvâlden mâ-ʿadâ yüz altmış tâc-ı mücevher ve bir dirhemi kantara tarh olunur birkaç sandûk kibrît-i ahmer taʿbîr olunan cevâhir-i iksîr-i muʿteber ve zümürrüd-i Zübâbî ve laʿl-i Bedahşânî ile murassaʿ mâyide-i Süleymânî ve bir âyine-i gîtî-nümâ ve niçe tuhaf-ı girân-behâ mâl-i ganâyimden ifrâz olunup, [Ü1 237b – Ü3 28b] Dergâh-ı Hılâfet'e, yaʿnî ʿAbdülmelîk'in Âsitânesi'ne irsâl olundu.”
Tevârîh-i megāribede bu gazây-ı ʿazîmi ve igtinâm olununan emvâl-i bî-hisâbı tafsîl ederler. Sefîne levendâtından her bir levende on bin altûn nakdden mâ-ʿadâ niçe esîr ve niçe tuhaf taksîm olunduğunu yazmışlardır. Bu emvâl-i ʿazîme ʿAbdülmelîk bin Mervân'a vusûl buldukda, devleti kuvvet bulup, tahlîd-i âsâr ve tashîh-i sikke ve niçe ebniye-i ʿazîme bünyâdına şurûʿ etmişdir. Bu vakʿa-i ʿazîmeden sonra hukemânın revnakı münkesir ve servet-i Kārûniyye'leri müstetir olup, esrâr-ı hikmete müteʿallık umûrdan bir şey iʿlân ü izhâr olunduğu mesmûʿ değildir. Olanlar dahi kıbâb-ı meʿâş-ı zâhirîde mestûr ve ziyy-i meşâyıh u dervîşânda yâhûd kıssîs ü ruhbân ve târik-i lezzât-ı cihân şeklinde ʿunvânı terk ü tecrîd ile maʿrûf u mezkûr olmuşlardır. Biz yine sadede gelelim. Bu zikr etdiğimiz ganîmet-i ʿazîmeden sonra guzât-ı Müslimîn kuvvet-i tâmme ve fenn-i deryâda mehâret-i ʿâmme kesb edüp, beher sene Mısır'dan ve Tûnus'dan ve İfrîkıyye'den donanma çıkarup, cezâyir ü sevâhilde katʿî çok memâlik-i Efrenc'e zafer bulup, fütûhât-ı celîle ile mugtenem oldular. Baʿdehû Endelüs donanması iki yüz fırkateye değin çıkmışdır. Ve İfrîkıyye donanması yüz elli sefîneye bâliğ oldu. İgtinâm ve fütûhâtları mufassalen kütüb-i tevârîhde mastûrdur. Baʿdehû murûr-ı zemân ile rûy-i deryâda gâh küffâr donanması, gâh ehl-i İslâm donanması gālib ve sevâhil ü cezâyir-i vilâyetlerin aglebiyyet tarîkıyla birbirinden sâlib olarak deryâda ceng ü cidâl eksik olmadı.
Devlet-i ʿaliyye-i ebed-peyvend-i ʿOsmâniyye'de ibtidây-ı hâlde dahi fenn-i deryâya çendân iştigāl ve tahsîl-i mümâreset olunmamış idi. Bu Devlet-i ʿaliyye'de ibtidâ sefîneler ile Gelibolu Halîci'nden Rumeli cânibine ʿubûr ve gazây-ı mevfûr [Ü3 29a] eden Şehzâde [Ü1 238a] Gāzî Süleymân Paşa'dır ki, Sultân Orhân Gāzî oğludur ve Gelibolu ve Bolayır ve Hayrabolu ve Tekfûrdağı ve İpsala fütûhâtı ol mîr-i gayûrun eser-i meşkûrudur. Baʿdehû fâtih-i İstanbul Ebu'l-feth Sultan Mehmed Hân vaktine gelince firkate ve baʿzı muhtasar sefîneler ile sevâhile gazâ olunur idi. Kostantiniyye fethinde ziyâdece sefîneler tedârük olunup, Kara-deniz'e ve Ak-deniz'e doğru gazâya şurûʿ eylediler. Hattâ Fâtih-i merhûm, Gedik Ahmed Paşa'yı Serdar edüp, üç yüz pâre sefîne ile Kara-deniz'e irsâl eyledi. Varup Kefe Kalʿası'n Frenk elinden ve “Menkûb” nâm kalʿayı Nasârâ elinden alup feth eyledi. Vezîr-i müşârun ileyh bî-hadd ü gâye ganâyimden mâ-ʿadâ beylerinden birkaç müteʿayyin nâmdâr kâfirleri esîr edüp, Dergâh-ı Ebû'l-feth'e irsâl eylemişdir. Bu vechile giderek donanma sefînelerinde ve askerinde vefret ü kesret peydâ oldu.
Sultân Bâyezîd Hân merhûm ʿasrında -ki sekiz yüz doksan iki sâl-i hicriyyesi idi- Endelüs ve Messina Adası dedikleri cezîre-i ʿazîme-i maʿmûreye İspanya kâfirleri musallat olup, ol memâlike mâlik Âl-i Ahmer Pâdişâhı'ndan bir kasîde-i garrâ gelüp, İspanya istîlâsından şikâyet ve Endelüs iklîmini tesallut-ı küffârdan tahlîs recâsına istimdâd ü istiʿânet etmeleriyle, birkaç sefîne asker ile Kemâl Re'îs imdâdlarına gönderilmiş idi. Bu esnâda muhârebe-i bahriyye Rumeli semtine düşüp, Mora hudûdu vilâyetleri ve Arnavudluk sevâhili feth olunmuş idi. Dokuz yüz târîhinde Sultân Selîm Hân hazretleri Tersâne taʿmîrine şurûʿ edüp, Fâtih-i merhûm vaktinde olan gözlerden ziyâde gözler ve mahzenler yapdırdı. Ve niyyetleri ʿazîm donanma tedârük edüp, Ak-deniz'de olan [Ü3 29b] cezâyir ve sevâhil-i memleketlerin bi-temâmihâ eyâdî-yi küffârdan istihlâs etmek idi. [Ü1 238b] Hattâ İdrîs-i Bitlisî ve baʿzı mahremleriyle sohbet-i hâss esnâsında: “Sebte Boğazı'na varınca Ak-deniz dedikleri bir halîcde bu kadar milel-i muhtelife cemʿ olup, temâmen bir halîc, Devlet-i İslâmiyye hükmünde olmamak lâyık mıdır? Bu husûsa bezl fi'l-vüsʿ etmemek şân-ı Saltanat'a
şeyn verecek kusûr-ı himmetdendir. Hakk Teʿâlâ ecelden emân verirse bu maksûda kifâyet edecek mertebe donanma tedârük edüp, Ak-deniz'de olan memâliki zîr-i kabza-i teshîre almadıkça râhat u ârâmı harâm etmeğe ʿahd olsun” derler imiş. Ve tersâne binâsını tevfîr ü teksîr etmeğe bu ʿazîmet-i kahremâniyye ile şurûʿ buyurmuşlar idi. Lâkin Devlet-i Çerâkise-i Mısrıyye -ki Haremeynü'ş-şerîfeyn hıdmeti şerefiyle ʿuyûn-i nâsda muʿteber ve Mısr-ı Kāhire taht-gâh-ı Hılâfet olmak haysiyyeti ile tavâyif-i mezbûre ol şeref-i müsteʿâr ile celîlü'l-kadr ederler- Devlet-i ʿaliyye-i ʿOsmâniyye ile beynlerinde vahşet ve baʿzı esbâb-ı hâdise ile aralarında bürûdet peydâ olmuşidi. Eğerçi Tûnus Meliği Sultân ʿOsmân Hafsa tevassutu ile yine dostluk tevkîd olunup, tarefeynden mürâselât ve elçiler tevârüd ederdi. Lâkin muktezây-ı gayret olan hamiyyet-i devlet teʿayyün ve istiklâlde şeriket kabûl etmediğinden gayri, tâyife-i Çerâkise gâh eşkıyây-ı ʿUrbân'a ve gâh Kızılbaş-ı bed-meʿâşa hafî muʿâvenetden hâlî olmadıklariyçün, ibtidâ mülk-i Mısır'ı feth etmek ehemm ve sevâhil-i ʿArabistân bu tarîk ile kabza-i teshîre alınmak cümleden elzem olmağın, bi'l-iktizâ ibtidâ ol maslahat-ı mühimmeye bezl-i himmet buyurdular. Ol mesâlih-i lâzime dil-hâh üzere müyesser ve diyâr-ı Mısır ve Şâm bi-temâmihâ kabza-i itâʿate girmek mukadder olup, Dâru's-saltanati'l-ʿaliyye'ye teşrîf buyurduklarında, melhûzları olan vech üzere rûy-i deryâya [Ü3 30b] donanma ihrâcı tedârükünde iken İstanbul'a teşrîflerinin ikinci senesi [Ü1 239a] âlem-i ʿukbâya irtihâl eylediler.
Sultân Süleymân Hân hazretleri cülûs buyurduklarında, tersâne umûruna yine hüsn-i nazar ve bezl-i himmet buyurup, donanma ihrâcında ihtimâm-ı tâmdan hâlî olmadılar. Hattâ ebnây-ı Rum'dan Oruc Bey nâm gāzî darb-ı şemşîr ile Cezâyir-i Garb Vilâyeti'ni teshîr edüp merhûm oldukda, karındaşı Hayreddîn Bey câ-nişîn oldukdan sonra, dokuz yüz kırkda Tûnus üzerine varup, Tûnus'u Sultân Hasan Hafsa yedinden intizâʿ eyledi. Hasan Hafsa, İspanya Kıralı'ndan istimdâd edüp, vâfir sefîneler ile gelüp, Tûnus'u Hayreddîn Bey yedinden intizâʿ eyledikde, Hayreddîn Bey, sâye-i Devlet-i Süleymâniyye'ye ilticâ ile kâm-revâ olmağı aʿdâdan ahz-i sâra vesîle mülâhaza etmeğin, on sekiz kadırga ile İstanbul'a gelüp, ʿatebe-i ʿaliyye-i Şehriyârî'ye rûy-mâl eyledi. Geldiği gibi Pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri tarafından nazar-ı iltifâta mazhar ve Deryâ Kapudanlığı Rütbesi'yle muʿazzez ü muvakkar buyuruldu. Bu vakte gelince Kapudanlık, Paşalık ʿunvânına makrûn olmayup, gâh “Re'îs”, gâh “Kapudan” derler idi. İbtidâ Hayreddîn Paşa'ya “Kapudan Paşa” ʿunvânı ıtlâk olunup, Kapudanlığ'a
Cezâyir Beylerbeyiliği Pâyesi verildi. Baʿdehû Piyâle Paşa dahi Cezâyir Pâyesi'yle Kapudan oldu. Esfâr-ı ʿazîme oldukça vüzerâdan biri donanma üzerine Serdar olup, deryâ kapudanları anın emriyle me'mûr olmak kānûn idi. Kapudanlık, Vezâret'le tevcîh olunmak, sonralarda zuhûr etmişdir. Ve Kapudan Paşa, Vezâret Pâyesi'nde iken tekrâr bir âhar Vezîr'i donanmaya Serdâr etmek sû'-i tedbîrdir. Defâʿatle zarar-ı ʿazîmi müşâhede olunmuşdur. Ve bu Devlet-i ʿaliyye evâyilinde donanma gemileri ekseri fırkate ve kalyete ve çekdirme makūlesi hafifü'l-me'ûne [Ü3 30b] sefîneler idi. Ve adaların ekseri mebâdî-yi ahvâlde [Ü1 239b] bu makūle sefîneler ile feth olunmuşdur. Burtun ve kalyon ve mavna makūlesi ʿazîmü'l-cüsse ve vâsiʿ gemiler küffâra mahsûs idi. Ehlini peydâ ve iʿmâle tekayyüd olunmamağla, kalyonculuk Devlet-i ʿaliyye Tersânesi'nde çendân şöhret bulmamış idi. Sultân Murad Hân-ı Râbiʿ ʿasrından sonra ceste ceste burtun ve kalyon yapılup, donanma ile Akdeniz'e çıkarır oldular. Sultân İbrâhîm Hân hazretleri ʿasrında dahi kalyonlar yapıldı. Lâkin ahvâline henûz ıttılâʿ-ı tâmm tahsîl olunmamış maʿnâ olmağın, nizâm-ı ahvâline ve levendâtı intizâmına kemâ-yenbağî sûret verilmediğinden, gereği gibi bir hıdmete yaramak vücûda gelmedi. Ve Devlet-i ʿaliyye Tersânesi'nde ʿan-asl istiʿmâl olunan sefînelere muğâyir ve tertîbleri başka Ocak olmağa muhtâc olmadığından, kapudan paşalar ve ümerây-ı deryâ ve sâyir tersâne ricâli ber-muktezây-ı hased kalyoncuları istiskāl edüp: “Bunlar hâdis tâ'ifedir. Eğer tertîbleri muntazam ve ahvâlleri kemâ-yenbağî müretteb ve mülte'em olursa, rûy-ı deryâda işe yarayup, nâmdâr olmağla, ümerâ ve tersâne ricâline tefevvuk ederler. Ve kâr-güzarlığla manzûr-ı Şehriyârî olup, tekaddüm ü imtiyâza ruhsat bularak Cezâyir ocağları gibi başka gürûh-ı müstakıll olurlar” deyü kalyon umûrunda tehâvün ü tekâsülden hâlî olmadıkları cihetle, işe yarayacak bir siyâk-ı muntazama muvaffak olmamışlar idi. Sonra merhûm u mağfûr Sultân Mehmed Hân bin Sultân İbrâhîm Hân ʿasrının evâsıtında kalyonlar inşâsına ihtimâm olunup, ol fende mehâretleri olan üstâdlar peydâ kılındı. Ve levendât umûruna dahi nizâm verilüp, kapudanlara ʿalâ-hasebi'l-istiʿdâd merâtib ve sâlyâneler ve levendlerine kezâlik mevâcib ve zahîre muʿayyen olmağla, Cezâyir-i Garb ocağlarından [Ü3 31a] ve etrâfdan kârgüzar [Ü1 240a] ve levendât gelüp, kalyonlar ahvâli gereği gibi nizâm bulup, rûy-i deryâda niçe ğazâlara muvaffak oldular. Hattâ sonralarda Mozemorta, Kalyon Kapudanı olmuş idi.
Sakız Cezîresi, Venedik küffârı yedine giriftâr oldukdan sonra, Sadrıaʿzam olan ʿAmuca Hüseyin Paşa, Kapudan nasb olunup, taraf-ı Şehriyârî'den Sakız istihlâsına meʾmûr olmuşidi. Ol seferde bi-ʿavnillâhi Teʿâlâ kemâ-yenbagī iş görülüp, Sakız Cezîresi istihlâs ve Venedik donanmasından gereği gibi ahz-i sâr olundu. Ve bu husûslarda gereği gibi hidmet vücûda gelmeğe sebeb, kalyonlar ve kalyon levendâtı olduğunda iştibâh yokdur. Baʿdehû yevmen-fe-yevmen kalyonlar umûrunda mümâreset ve hükkâm ve levendât ve sınâʿatde ehliyyet ü maʿrifet olup, hattâ Sultân Ahmed ve Sultân Mahmûd subbet ʿaleyhimâ sicâlu'r-rahmeti'l-Vedûd hazerâtı vakitlerinde donanma ahvâli muntazam olmağa başlayup, Mora fethinde ve Tuna cenglerinde mehâret ile fütûhâta mazhariyyetleri maʿlûmdur. Seksan dört târîhinde Kapudan Paşa bulunan Hüsâmeddîn Paşa'nın sûʾ-i tedbîriyle donanmaya âfet resîde olup, donanma tedârükü sûret-i imtinâʿda görülmüş iken, Hudâvendigâr-ı esbak ʿaleyhi rahmetü'l-Hakk himmet-i Mülûkâne'lerin sarf ile yine sefer içinde donanma tedârük edüp, Ak-deniz ve Kara-deniz semtlerini muhâfaza ve mahsûr olan Limni Cezîresi'ni istihlâsa ʿillet olmuşlar idi. Sultân Hamîd zemânında dahi Cezâyirli Hasan Paşa'nın ikdâm ü gayreti ile eğerçi vâfir kalyonlar yapılmışidi. Ancak âhar kimsenin nâmdâr olmasını çekemeyüp, hod-bînlik ile ümerâ-i deryânın sevretini şikest ve Devlet-i ʿaliyye korsanlarının kadr ü şânlarını pest eyleyerek, deryâ gazâsından memnûʿ olmalarına ve Malta küffârının Ak-deniz'de [Ü3 31b] beher sene birkaç gemi almalarına sebeb olmuşidi. Nevbet-i Hılâfet-i İslâmiyye ve idare-i [Ü1 240b] Saltanat-ı ʿaliyye Kahremânü'l-mâʾi ve't-tîn, Mâlik-i bihâr ve aktâr-ı arazîn, Yenbûʿ-ı enhâr-ı şevket, ʿaynü'l-hayât, cûy-bâr-ı devlet olan Sultân Selîm Hân-ı Sâlis bin Sultân Mustafa Hân efendimiz hazretlerine tefvîz olunduğu günden bu âna gelince, tersâne umûruna himmet-i Mülûkâne'lerin sarf buyurup, teksîr-i sefâyin ve tevfîr-i levendât ve tanzîm-i revâtib ve istîfây-ı taʿyînât buyurup, zemân-ı Saltanat'larında bi-fazlillâhi Teʿâlâ vücûd-pezîr olan donanma ve donanmaya müteferri olan intizâm-ı levendât ve mühimmât-ı Pâdişâhân selefin birine nasîb olmayup, üç beş gün zarfında havl ve kuvvet-i Bâri'yle mersây-ı tersâneden küllî donanma ihrâcına istiʿdâd hâsıl edüp, el-hâletü hâzihî nizâm-ı umûr-ı tersâne sebebi ile Korfa ve ʿAkkâ ve İskenderiyye taraflarına başka başka donanmalar tertîb buyurduklarından fazla,
bu esnâlarda mükemmel donanma ile Kapudan Paşa hazretlerini dahi ihrâc ve bu kudret ancak te'yîd-i İlâhî ve imdâd-ı Semâvî ile vücûda gelüp, vüsʿ-i beşer idâresinden ʿâciz olacağı ve bu esbâb ile tersâne umûruna sarf eyledikleri hazâyin ve emvâlin müfredâtı ve himmet-i Mülûkâne'lerin müteferriʿâtı hisâb ü tafsîl olunsa, bir kitâb olacağı bî-irtiyâb olmağla, deryâdan katre ve nücûmdan nesre ile iktifâ ve duʿây-ı bekāy-ı ʿömr ü şevketleriyle işbu makāle hatm olunmak evlâ görüldü.
Hareket-i Kapudân-ı Deryâ Vezîr Hüseyin Paşa
Attribution
- Citation:
- "Hareket-i Kapudân-ı Deryâ Vezîr Hüseyin Paşa", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_394.html
Item Details
- Title:
- Hareket-i Kapudân-ı Deryâ Vezîr Hüseyin Paşa
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1214
- Source:
- Hüseyin Sarıkaya
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota