erbâb-ı zeʿâmet ve tîmârın râbıta-i intizâmlarına inhilâl ve şurût-ı mukarrerelerine ihtilâl alay-beyiliklerinin nâ-ehle tevcîhinden ve tîmâr ve zeʿâmet tevcîhâtı alay-beyilerin arzına mevkūf olmağından ve erbâb-ı tîmâr ve zeʿâmetin istedikleri mahallerde temekkün [Ü2 46b] ü ikāmetlerinden neş'et eyleyüp, işbu mevâdd-ı selâsenin hılâfı esâs olarak fîmâ-ba'd alay-beyilikler içün vilâyetler vâlîleri ve lede'l-lüzûm maʿiyyetlerinde bulundukları vüzerây-ı ʿizâm bir akça almayup, alay-beyiliğe her sancağın zuʿamâ ve erbâb-ı tîmârından sâhib-i hadem ve iʿtibâr ve temşiyet-i umûr-ı neferâta zâhirü'l-iktidâr mücerreb ve sadâkat-kâr bir merd-i dîndâr intihâb ü ihtiyâr ve ittifâk-ı cümle ile mahzar tertîb ve Vâlî-yi vilâyet ve bi-hasebi'l-iktizâ maʿiyyetlerinde bulundukları vüzerây-ı ʿizâm dahi, sancaklunun mahzarını musaddak ʿarz verüp, Vâlî'nin ʿarzı ve sancaklunun mahzarı Der-i devlet-medâr'a vusûl buldukda, alay-beyilik bilâ-tevakkuf tevcîh olunup, vülât-ı ʿizâm [Ü1 45a] şahs-ı vâhidi iltizâm etmeyüp, sancaklunun dahi intihâb emrinde fırkateyn olmayarak tevâtuʿ u tevâfuku şart kılına. Ve alay-beyilerin meʾmûr oldukları hıdemâtda kusûrları ve gadr ü himâye ve taʿm ve irtikâbları derece-i tahkīke resîde olmadıkça ʿazl olunmayup, ânifen mezkûr sûʾ-i hareketleri haber-i vâhidden neş'et etmeyüp, ihbâr-ı sikāt ile vukūʿ bulur ise ʿazl ile iktifâ olunmayup, ʿibreten li's-sâyir iʿdâm oluna. Ve bu keyfiyyet mukaddemce dehlîz-i sâmiʿalarına idhâl olunup, “Kad aʿzera men enzera” mefhûmuyla ʿamel oluna. Ve hılâf-ı şurût harekete cesâret eden alay-beyilerin biri iʿdâm olundukda, hıyâneti zuhûruna mebnî tasarrufunda olan nân-pâre evlâdına verilmeyüp, intihâb olunacak alay-beyi tarafından Sancak Mülâzımı'na ʿarz olunup, alay-beyiler dahi gayz u garaz ve nefʿ u ʿivaz zımnında mütehâlifü'l-mazmûn ʿarz iʿtâsıyla tîmâr ve zeʿâmet ref ü ibkāsından hazer ü ittikā eyleyeler. Ve Eyâlet [Ü2 47a] Askeri me'mûr-ı maʿiyyeti olan vülât-ı ʿizâmın
buyuruldusuyla munsarıf olmayup, insırâfları sudûr-ı emr-i ʿâlîye mütevakkıf olup ve bilâ-emr-i ʿâlî memleketlerine ʿavdet ederler ise alay-beyileri ve çeri-başıları ve sancaklunun cesaret edenleri lede't-tahkīk mazhar-ı siyâset olalar. Ve rûz-i Kāsım hulûlü sebebi ile meştâya duhûlleri lâzım geldikde, kānûn-i kadîm üzere on neferden biri intihâb ve Harçlıkçı olarak vilâyetlerine irsâl olunup, kānûndan ziyâdesine ve vaktinden evvel ʿazîmetlerine ruhsat verilmeyüp, harçlıkçılar dahi rûz-i Hızır'da bayrakları altında mevcûd olalar. Ve vülât maʿiyyetlerine meʾmûr olan Eyâlet Askeri, inkızây-ı maslahatlarıyla bâ-fermân-ı ʿâlî meʾzûn olduklarında, [Ü1 45b] meştâya duhûl iktizâsıyla Harçlıkçı tertîb eylediklerinde, vülât alay-beyileri tazyîk ve küllî meblağ aldıkları tahkīk olunmuş mevâddan olup, bu sebeb ile Eyâlet Askeri perîşân ve bî-tâb ü tüvân olup, fîmâ-baʿd o makūle bâ-emr-i celîlü'ş-şân hatt u tirhâli irâde olunan eyâletlerden akça alanlar gereği gibi tecssüs olunup, bilâ-emân eşedd-i ʿukūbet ile te'dîb ve alay-beyiler dahi akça verdiklerini ketm ederler ise cezaları tertîb oluna. Ve eyâletlüye meteris hafri ve sepet nesci ve toprak nakli ve hendek tathîri kānûn-i kadîm olup, bu hıdmetleri ve bunlara müşâbih hıdemâtı sıdkıyla ruʾyet eyleyeler. Ve hazar vakitlerinde her sancağ kaydının ʿöşrü mikdârı ocak-zâdelerden ve harb u darba muktedir olanlardan kānûn-i kadîm üzere mülâzımlar intihâb ve sefer ü hazarda sancağından münfekk olmamak şartıyla eşkâl [Ü2 47b] ve esmâ ve şöhretleri kemâ-yenbagī îzâh olunarak alay-beyiler yedlerine ʿarz verdiklerinde, mülâzemet emri verilüp, âhar mahalde mütemekkin ve ʿarz-ı hâl ile tâlib olanlara ve esâfil-i nâsa ve harb u darba muktedir olmayanlara mülâzemet verilmeye. Ve mülâzemet hükmü verildikden sonra âhar mahalde sâkin olup, zeʿâmet ve tîmâr mahlûl oldukda: “Ben Mülâzım olmam” deyü iddiʿâ edenlere fikdân-ı şart sebebi ile zeʿâmet ve tîmâr verilmeye. Ve vefât eden ve sancağında sâkin olmayan mülâzımların, Mülâzım emirleri terkīn olunmak içün alay-beyiler ʿarz edeler. Ve her sancağın alay-beyisi intihâb ve yedine istihkâm emri ve kānûn-i cedîd şurûtu verildikde, her sancak dâhilinde olan Müteferrika ve Çavuş ve küttâb gediklüleri ve ketebe mülâzımları ve gediklüyân-ı cedîdeden mâʿadâ kaç ʿaded Eşkinci [Ü1 46a] ve mütekāʿid tîmâr ve zeʿâmet var ise Defter-hâne'den bir kıtʿa Cebe Defteri yedine teslîm ve merkūm dahi defterde olan Eşkinci ve mütekāʿid nân-pârelerinin ferden ferdâ hâsılât-ı seneviyyelerin Sancak Çeri-başısı'ndan ve çeri sürüçülerinden ve ehl-i vukūfdan tahkīk ve başkaca defter edüp, Cebe Defteri'ni yedinde hıfz ve hâsılât defterini Defter-hâne'ye vazʿ içün Âsitâne'ye göndereler. Ve işbu kānûn târîhinden bir sene temâmında sancakların
mevcûd ve nâ-mevcûdu yoklanup ve yoklama esnâsında sancak dâhilinde olan nân-pârelerin hâsılâtı dahi, tahkīk içün devlet tarafından muʻtemed ve mücerreb Yoklamacı taʿyîni musammem olmağla, muharrir-i mezkûrun hâsılât defterine alay-beyinin defteri muvâfık gelmezse, alay [Ü2 48a] -beyinin cezâya müstahakk olacağı mukaddemce ifade oluna. Ve her sancağa üç senede bir vech-i muharrer üzere Yoklamacı taʿyîni esâs olan mevâdd-ı selâseye râbiʿ ola. Ve yoklamacılar yalnız tîmâr ve zeʿâmet erbâbının yoklama hengâmında bulunmalarına kanâʿat etmeyüp, dâhil-i sancağda temekkününü ve mesken ü me'vâsını tahkīk eyleye. Ve âhar mahalde sâkin olup, Yoklamacı zuhûrunda isbât-ı vücûd ve baʿdehû mahalline ʿavdet hîlesini irtikâb edenler zuhûr eyler ise, anları başkaca defter edüp, sıhhati üzere devlete inhâ ve Yoklamacı'nın tahkīkını mukaddemce ihbâr u inbâ etmediği içün o sancağı, alay-beyisi mazhar-ı cezâ olacağı ve sancağında sâkin olmayanların nân-pâreleri mülâzımlarına ʿarz olunmak içün, defteri alay-beyiye verilmesi ve seferde mülâzımlardan gayri hâricde bir kimsenin yararlığı zâhir olursa şekl ü sîmâ ve kıyâfeti ve ism ü şöhreti, memleketi îzâhıyla yedine mülâzemet [Ü1 46b] ʿarzı verilüp, mülâzımlardan fevt oldukça be-câyeş kılınup, hadd-i muʿayyen tecâvüz olunmaya. Ve mülâzimînden birine vazʿ olunan kānûn üzere tîmâr ve zeʿâmet ʿarzı lâzım geldikde, yedinde olan mülâzemet emri alay-beyi ʿarzıyla gelüp, kalemde battâl olmak üzere hifz oluna. Ve alay-beyiler ne gûne ʿarz verirler ise her nâhiyenin çeri-başıları ve muʿtemed ü müstakīm birkaç nefer zuʿamâ ve erbâb-ı tîmârı ile müzâkere vü müşâvere eylediği kimselerin derûn-ı ʿarzda ism ü resmleri tasrîh ve zeʿâmetlerinin baş kalemi tahrîr ve târîh vazʿ oluna. Târîhsiz ʿarz viren alay-beyi te'dîb oluna. Ve alay-beyiler taraflarından tevcîhât içün verilecek ʿarz [Ü2 48b] derûnunda isimleri tahrîr olunan sancaklunun mühürleriyle memhûr başka mahzar gûne kâğıdları alay-beyilerin ʿarzlarıyla Der-saʿâdet'e irsâli şart kılınup, mahzar erbâbının tatbîk mühürleri dahi kalemde hifz oluna. Ve nân-pâre ashâbının sefer ü hazarda fevt olanlarının sabî ve gayr-i sabî evlâd-ı zükûru var ise, kebîrleri olan üç nefer oğulları rağbet ederse iştirâken verilüp, üçden ziyâdeye iştirâk memnûʿ ola. Ve bir oğlu var ise sinni tasrîhiyle ʿarz oluna. Kānûnî, oğluna; mâ-ʿadâsı âhar kimseye verilmek katʿâ câyiz olmayup, seferde fevt olmuş ise ol seferde yanında mülâzemetle karındaşı bulunur ise tertîbe iʿtibâr olunmayup, rağbet eylerse karındaşına ʿarz verile. Ve eğer karındaşı gāyib ʿani's-sefer ise seferde mevcûd sancağının Mülâzım-ı
Evveli'ne 'arz oluna. Mülâzım-ı Evvel rağbet etmez ise Sânîsi'ne, ol dahi istemez ise Sâlisi'ne verile. Ve mülâzımların ʿadem-i rağbetlerini müşʿir yedlerinden alay-beyiler sened alup, [Ü1 47a] 'arzlarıyla Der-saʿâdet'e göndereler. Ve Mülâzım-ı Evvel mevcûd ve zâhir iken, alay-beyi ya tamʿan veya himâyeten mâ-dûnuna ʿarz eylediğini Mülâzım-ı Evvel gelüp, ʿarz-ı hâl ile ifâde eyledikde, tashîhine dikkat ve vâkiʿ olduğu hâlde alay-beyinin cezâsı tertîb olunup, yerine nasb olunan alay-beyi nân-pâre-i mezkûreyi, mâ-dûn olan Mülâzım'dan refʿ ve bu isâʾet zımnında iʿdâm olunan alay-beyinin nân-pâresiyle Mülâzım-ı Evvel tahyîr olunup, kangısına rağbet eyler ise ʿarzı verile. Maktûlün nân-pâresine tâlib olmayup, münâzaʿun-fîh olan rağbet eder ise, maktûlün nâ-pâresi Mülâzım-ı [Ü2 49a] Sânî'ye verile. Ve Mülâzım-ı Evvel'in dahi irtikâb-ı hılâf eylediği tahkīk olunur ise, eşedd-i ʿukūbet ile teʾdîb oluna. Ve üç 'aded nân-pâre defʿaten mahlūl oldukda, ziyâde nemâlusu Mülâzım-ı Evvel'e ve mâ-dûnu Sânî'ye verilmek şartı, şart-ı evvel ile mülâzemet emrine derc oluna. Ve babası fevtinde ana karnında bulunan evlâda zeʿâmet ve tîmâr verilmeyüp, babası fevtinde âhar dirliğe mutasarrıf oğluna babası nân-pâresi verilmeyüp, Mülâzım karındaşına ve karındaşı yoğise sâyir mülâzimîne verile. Ve babası fevtinde âhar diyârda bulunan oğluna haber verilüp, gelinceye dek teʾhîr ve mahsûlüne Mevkūfcu taʿarruz etmeyüp, haber gidüp gelinceye dek mesâfesine göre tahmîn olunan vakitde gelmez ise mülâzimîne ʿarz oluna. Ve hazarda mahsûlünü ekl ve sefer oldukda, terk-i hidmet edenlerin refʿ-i tîmârlarına kanâʿat olunmayup, cezâları tertîb oluna. Ve sebet tîmârlarını alay-beyiler ve sancaklunun zuʿamâ ve erbâb-ı tîmârı ketm etmeyüp, mülâzimînden rağbet edenlere ʿarz eyleyeler. Mülâzımlar o makūle sebet tîmârlarını [Ü1 47b] alay-beyilerden taleb eyleyüp, vermezler ise devlete şikâyet eyleyeler. Tahkīk olundukda alay-beyinin hakkından gelinüp, halefi zikr olunan sebet tîmârlarını tertîbe riʿâyet etmeyüp, haber viren Mülâzım'a 'arz etmek kezâlik mülâzemet emrine derc oluna. Ve işbu kānûn târîhinden sonra nân-pâre tevcîhiyçün alay-beyiler tarafından ʿarz alan kimseler bi'n-nefs isbât-ı vücûd ile ʿarzı Dîvân-ı Âsafî'ye takdîm ve berâtlarını bu vechile tanzîm ve Ser-asker maʿiyyetine taʿyîn olunan eyâletlünün tevcîhâtı ser-askerlere havâle [Ü2 49b] olunmaya. Ve senevî hâsılâtı yarım kîse akçadan dûn olmayan kılıc cemʿi câyiz olmayup, mukaddem cemʿ olanlar dahi tefrîk olunmaya. Ve senede bir kerre Defter-i Hâkānî yoklanup,
kayd mûcebince tüvânâ sıbyânın cebelüleri refʿ ve alay-beyilere ihbâr ve sabîye nân-pâre tevcîhinde derece-i sinni tahkīk u tasrîh olunup, li-garazın pîş ü kem kaydıyla kizbi ihtiyâr edenler ve mukaddemlerde olduğu gibi isim yerin açık bırakan alay-beyiler mazhar-ı cezâ olacağlarını muhakkak bileler. Ve bu defʿa ber-mûceb-i kayd derece-i sinni on beş seneye bâliğ olanların cebelüleri refʿ olunmağla, cebelüleri açılanlardan mâ-ʿadâ hîn-i tevcîhinde kizb ü dürûğ ile tüvânâ iken, sinni noksân kayd olanlar kayıdlarında sabî kalmışlar ise, kendüleri istidʿâ ile cebelülerin refʿ etdirüp sancağına gideler. Ve sancağlarına varup sâkin olmazlar ise mülâzımlar ve alay-beyiler tashîh edüp, üzerlerinden refʿ ve sancağında sâkin mülâzımlara ber-mûceb-i şurût ʿarz oluna. Ve bu defʿa cebelüleri refʿ olunanların ve kaydında sabî kalanların defterleri alay-beyilerine gönderilüp, bu mâddeleri yoklamacılar [Ü1 48a] dahi tefahhus u tahkīk eyleyeler. Mukaddimede beyân olunduğu üzere nân-pâre ashâbının sancaklarında temekkünleri fevâyid-i kesîreyi müstelzim olduğundan gayrı, ʿimâr-ı memlekete ve himâyet-i raʿiyyete vesîle olduğuna binâʾen, fîmâ-baʿd Eşkinci zuʿamâ ve erbâb-ı tîmârın ʿatîk u cedîdi sancağında sâkin olup, bir mahalle meʾmûriyyetleri vukūʿunda üç-beş gün zarfında alay-beyi bayrağı altına cemʿ olmak mâddesine alay-beyiler ve sancaklunun [Ü2 50a] zuʿamâ ve erbâb-ı tîmâr ve mülâzımları ihtimâm-ı tâmm eyleyeler. Ve sancağında sâkin olmayanlara işbu kānûn-i cedîd târîhinden iʿtibâr ile bir sene mehl verilüp, ol müddetde zeʿâmet ve tîmârını sancağında sâkin ve sefere muktedir kimselere kasr-ı yed eyleyeler. Senesi hitâmında kasr-ı yed etmediği ve sancağında sakin olmadığı tahkīk olundukda, terk-i hıdmet hükmünde olmağla, alay-beyisi şurût üzere müstehakklarına ʿarz edeler. Ve fîmâ-baʿd o makūle nân-pâre sâhib-i evveline ibkā kabûl eyleye. Ve Eyâlet Askeri'nin füzûnî-yi rağbet ve temâdî-yi esbâb-ı kuvvet ü şecâʿatleri istihsâliyçün zeʿâmet ve tîmârlarına ilhâk bi'l-külliyye menʿ olunmayup, seferde şücʿâna mahsûs yararlık izhâr edenlere vech-i lâyıkı üzere bin akçadan altı bin akçaya ve dahi ziyâdeye yedlerine terakkī emri verilüp, istihkāklarına göre emr-i ʿâlî mikdârı ilhâka müsâʿade olunup, kānûn-i kadîm üzere icmâllüsü ve müşterekine ilhâk oluna. Ve eyâlât ve elviyede hasılâtı yetmiş, seksan, yüz guruş ve belki dahi ekall tîmârlar olup, mutasarrıfları sefere eşmekde ʿâciz ve muhtâc-ı iʿâne olmalarıyla, hâsıl-ı senevîsi yarım kîseden dûn olan tîmârların mahlûlâtı vukūʿunda yine
hâsıl-ı senevîsi o mikdâr olan müştereki ve icmâllüsüne ilhâk câyiz olup, hâsıl-ı senevîsi [Ü1 48b] farz olunan mikdârdan ziyâde olanların ilhâkı memnûʿ ola. Ve bundan garaz hâsıl-ı senevîsi beş yüz guruşdan nâkıs olan tîmârları beş yüz guruşa iblâğ olup, kılıc cemʿi her ne kadar câyiz değil ise dahi bu şart ile cemʿi câyiz ola. Ve bu behâne ile alay-beyi mikdâr-ı mezkûrdan ziyâde ilhâk [Ü2 50b] ʿarzını vermeye cesâret eyler ise baʿde't-tahkīk mazhar-ı mücâzât olacağını yakīnen bile. Ve ilhâka şâyân olan tîmârların hâsılâtı alay-beyi ʿarzında tasrîh oluna. Ve bu makūle hâsılı yarım kîseden dûn olan tîmârların ashâbı bi'l-iktizâ hâsılda müşâbihi olan müşterek ve icmâllüsüne kasr-ı yed murâd ederler ise, zuʿamâ ve erbâb-ı tîmâr beyninde bi't-terâzî kasr-ı yed câyiz olup, alay-beyiler ʿarz eyleyeler. Lâkin kasr-ı yed dahi sancağında sâkin tüvânâ evlâdına ve sefere eşmeğe muktedir akribâ ve mülâzimîne câyiz olup, hâric olanlardan kasr-ı yed menʿ olunup, kasr edenlere dahi tekrâr mahlûlden nân-pâre verilmeyüp ve ʿale'l-ıtlâk mübâdele câyiz olmaya. Ve nân-pâre ashâbından biri tasarrufunda olan nân-pâresinden bi't-tavʿi ve'r-rızâ ve bilâ-bedel keff-i yed eyler ise, mülâzımlardan ber-mûceb-i şurût mukarrere lâzım gelenlere ʿarz olunup, fâriğ olan şahıs hakkında kasr-ı yedden âhar nân-pâre almak ve rağbet eyler ise mülâzemet verilmek câyiz ola. Ve zuʿamâ ve erbâb-ı tîmârın biri mecrûh ve ʿamelden sâkıt ve pîr-i nâ-tüvân olursa lede't-tahkīk tekāʿüd ʿarzı verile. Ve eğer bu esbâb bulunmayup, himâye ve şefâʿat ve rüşvetle tekāʿüd eder ise, mülâzımlar ihbârıyla sıhhati tehakkuk eyledikde, hılâf-ı şurût tekāʿüd edenlere ve ʿarz viren alay-beyilere tertîb-i cezâ olunup, zeʿâmet ve tîmârı haber viren Mülâzım'a [Ü1 49a] verilüp, bu dahi mülâzemet emrine derc oluna. Ve ceng ü harbe liyâkati olup, bir takrîb mütekāʿid olanlar Eşkinci olmak üzere ʿarz olunalar. Ve mütekāʿid olanlar vefât eylediklerinde, nân-pâreleri oğullarına verilmamek kānûn-i kadîmden olmağla, iʿtibâren [Ü2 51a] li'l-asl bu kānûn muʿteber ola. Ve alay-beyilerin mesârıflarına medâr u istikāmetlerine sebeb olmak içün fevt ve refʿ ve kasr-ı yed, hâsılı mülâzemet ʿarzından gayri ne makūle ʿarz verirler ise her zeʿâmet ve tîmârın sancaklusu beyninde meşhûr olan hâsılâtından humusunu ʿarz akçası alalar. Ve Sadrıaʿzam ve sâyir vüzerây-ı ʿizâm şerhlülerinin el-hâletü-hâzihî bi'l-külliyye refʿi kānûn-i cedîd kılunup, fekat hacc-ı şerîfe gidenlerin bir sene mehl ile kayıdlarına şerh verilüp, sefer vaktinde hacc şerhi verilmeye. Ve nân-pâre ashâbının baʿzıları bi'l-iktizâ maslahatlariyçün Âsitâne'ye ve yâhûd mahall-i âhara gitmek murâd eylediklerinde, müddeti tasrîhiyle alay-
beyiden 'arz almadıkça gitmek câyiz olmaya. Ve bu ‘arz içün alay-beyiler bir akça almayalar. Ve Dergâh-ı âlî Müteferrika ve Çavuş gediklüleri ikişer yüzden dört yüz kayda münhasır olmağla, bunlara dahi, şu vechile kānûn olunur ki, Müteferrika ve Çavuş gediklülerinden birisi sefer ü hazarda fevt olursa nân-pâresi âhara verilmek kat'â câyiz olmayup, evlâd-ı zükûru var ise nân-pâresi iştirâken ve gediği gediğe müstehakk olan büyük oğluna verilüp, gediksiz kalan oğullarının hisseleri birkaç sancakda ise tefrîk câyiz olmayup, diledikleri sancağın birinde sâkin olalar. Ve kangı sancağda temekkün ihtiyâr eylediği ba'de'l-istihbâr o sancağın alay-beyisine fermân ile ihbâr oluna. Eğer sancağda temekkünü ihtiyâr etmez ise hisseleri gediklü [Ü1 49b] olan müşterek karındaşına verile. Müşterek karındaşlarından biri fevt olup veledi bulunmazsa, [Ü2 51b] müşterek karındaşlarına verile. Ve eğer fevt olan gediklünün bir oğlu var ise ze'âmeti temâmen tevcîh olunup, âhara verilmek ve tefrîk olunmak câyiz olmaya. Ve gedik şurûtuna müstehakk ise gediği dahi ma'an verile. Ve sabî ise cebelü verüp, tüvânâ oldukda sancağında sâkin ola. Ve fevt olan gediklünün veledi yoğise ze'âmeti her kime fermân-ı hümâyûn buyurulur ise ana tevcîh oluna. Enderûn-ı hümâyûn hademesinin çırâğlıkları husûsuna vüs'at gelmek ve eşkincilerin ze'âmet ve tîmârlarına ihtiyâc mess etmamek üzere Anadolu ve Rumeli'de vâki' yetmiş ‘aded ze'âmet ve tîmâr intihâb ve başkaca defter olunup, sancakları alay-beyilerine bu def'a ‘ilm ü haberleri gönderilmiş olmağla, işbu nân-pâreler gerek Enderûn-ı hümâyûn hademesinden ve gerek Zülüflüyân ve Teberdârân ocağlarından çırâğlığa şâyeste olanlara bâ-hatt-ı hümâyun tevcîh olunup, alay-beyilerin ‘arzlarına tevakkuf eylemeyüp, alay-beyiler ber-mûceb-i şurût bunlardan mâ-ʿadâyı ‘arz eyleyeler. Ve işbu etmekler ile çırâğ olanlar sinîn-i müte'addideden berü ocağlarında hıdmetleri sebk edenler olmağla, bunlara sefer ve sancaklarında temekkün teklîf olunmaya. Ve başkaca yetmiş ‘aded gedik tertîb olunup, gedik içün cânib-i mîrîye bin guruş verilmek üzere zikr olunan defterlü ze'âmet ve tîmârlar ashâbına gedik-i mezbûr Defterdar-ı 'asr bulunanlar arzıyla ilhâk oluna. Ve işbu yetmiş nefer gediklü, sefer vukū'unda Müteferrika ve Çavuş gediği gibi Livâ'-i şerîf ma'iyyetinde bulunmak iktizâ eylemeye. Ve sefere eşmedikleri takrîbi ile yalnız nân-pâreleri [Ü2 52a] evlâdlarına verilmek kānûn olmayup, kat'â evlâdlarına [Ü1 50a] verilmek câyiz olmaya. Ve nişân u ru'ûs ve Beylik ve Âmedî odalarından ‘ibâret olan Dîvân-ı hümâyûn küttâbı gediklülerine elli kitâbet ve yirmi şagirdlik gediği ve kırk mülâzemet ve Defter-hâne-i ‘âmire küttâbı gediklülerine on beş
kitâbet ve on beş şagird gediği ve otuz mülâzemet taʿyîn olunup, ziyâde ve noksân olmaya. Ve zümre-i küttâb, eşref-i hademe-i devlet ve eʿazz-i ricâl-i Saltanat'dan olmalarıyla, zikr olunan gediklüler ve mülâzımlar fenninde mâhir ve hatt u inşâ ve mühimme tahrîrine kādir olup, Kalem'e müdâvemet eyledikce tezâyüd-i iʿtibârları mültezem ve kānûn-i tevcîhâtları bu cihetle râsih ü müstahkem ola ki, küttâbın biri fevt oldukda, birkaç oğlu olup cümlesi kitâbete yarar ise babaları zeʿâmeti iştirâken ve gediği gediğe müstehakk olan veled-i kebîrine verilüp, gediksiz kalan oğlu gedik tedârük edinceye dek Kalem'e müdâvemet etmek şartıyla sancağında sâkin olmak teklîf olunmaya. Eğer oğullarının biri kitâbete kādir ve sâyiri sanʿat-ı âhar ile iştigāl eder ise müstaʿidd-i kitâbet olan oğluna zeʿâmet ve gediği verilüp, kitâbet bilmeyen oğluna müşterek olmak ve müstakıllen verilmek câyiz olmaya. Eğer oğlu sabî bulunur ise cebelü verüp, kitâbet teʿallüm etmek şartıyla yine zeʿâmeti tevcîh oluna ve eğer evlâd-ı zükûru yoğise, o makūle küttâba mahsûs nân-pâre hâricden kimseye verilmeyüp, kitâbeti, erbâbı ʿindinde müsellem olan mülâzimînin tâliblerine verile. Ve ol mülâzımın üzerinde bulunan zeʿâmet ve tîmâr ru'ûslu şagirdlerden Kalem'e müdavim ve müstaʿidde verile. [Ü2 52b] Ve eğer mülâzımlardan tâlib bulunmazsa Kalem'e müdâvemet eden şagirdânın ehakk u elyakına verile. Ve gediklü kâtibler ve şagird ve mülâzımlar leyl ü nehâr umûr-ı mühimmeye iştigāl [Ü1 50b] edüp, bilâ-ʿözrü ʿillet Kalem'e gelmedikleri hâlde zeʿâmet ve gedikleri müdâvim ve tâlib olan mülâzimînin müstaʿiddine verile. Ve küttâb içün bast olunan şurût gereği gibi vikāyet olunup, ricâl-i aklâmın hâl ʿani'l-garaz ihbârlarıyla tevcîhât ve nizâmları, re’isülküttâbların, Defter Emîni bulunanların re’y ü ʿarzına mevkūf ola. Ancak kalemde emekdâr ve Sipâh ve Silahdâr kitâbetleri rütbesini ihrâz ile sâhib-i iʿtibâr ve yâhûd hücûm-i şeyb ü herem ile kuvâsına fütûr u inkisâr ʿârız olanların hıdemât-ı sâbıkasına hürmeten ʿamelden sukūtu, ʿillet-i terke haml olunmayarak, zeʿâmet ve gedikleri dahl ü taʿarruzdan vâreste ola. Zikr olunan yüz on nefer Dîvân-ı hümâyûn ve altmış nefer Defterhâne gedik ve mülâzımlarından baʿzıları Kalem'e gayr-i müdavim hademe ve sâyir nâs ʿuhdesinde olmağla, nizâm-ı sabık ketebenin devâm ü istikrârına mebnî olduğundan, o misillülerin dahi nizâmı lâzım gelüp, ʿuhdelerinde olan gedik ve mülâzemetler refʿ ve mülâzemet ve gediği olmayup, devâm ile istihdâmı mukarrer olan Dîvân ve Defter-hâne küttâbının zeʿâmet ve tîmârlarına ilhâk olunup, o mikdâr gedik ve mülâzemet, sâlifü'l-beyân kalemlere muhassas olup, ʿadedleri işbu kānûn-i cedîd târîhinden iʿtibâr oluna. Yaʿnî birinin vefâtıyla zeʿâmetin üç nefer evlâdına verilmesinden, maʿnây-ı kesret ve tecâvüz-i ʿaded fehm olunmaya. Ve ber-vech-i muharrer hâricde bulunup, üzerlerinde gedik ve mülâzemetleri [Ü2
53a] bu defʿa refʿ olunan kısımdan hâcegân ve Sadrıaʿzam Mektûbcusu ve Kethudâ Bey Kâtibi odalarında ve Defterî Kalemi'nde müdâvemet ile müstahdem olan küttâbın nân-pâreleri ve kezâlik taʿdâd olunan sunûf üzerinde şerh ve gediksiz bulunan zeʿâmet ve tîmârları defteri bi't-teharrî Defter-hâne'den ihrâc [Ü1 51a] ve bunlardan mâʿadâsı defter-i mezkûra idhâl olunmamış olmağla, Kethudây-ı Sadr-ı ʿâlî ve Defterdâr Efendi ve Re'îsülküttâb Efendi ve Defter Emîni bulunanların ʿilimleri lâhik olarak sâlifü'l-beyân kimselerin teʿayyünü ile mikdârlarının kemmiyyeti bilinmek ve ziyâde kabûl etmamek içün mûmâ ileyhimin her biri başka başka zikr olunan defteri imzâ ve temhîr ve bir nüshası Dîvân-ı hümâyûn Kalemi'nde ve dîgeri Defter-hâne-i ʿâmire'de hifz olunmağla, işbu defterin hâvî olduğu kimselere sancağında temekkün teklîfi olunmayup, alay-beyilere gönderilecek cebe defterlerinden hâric kala. Ve içlerinden biri fevt oldukda, bilâ-veled ise alay-beyisine, Kethudây-ı Sadr-ı ʿâlî tarafından inhâ olunup, sancağı mülâzımlarına ber-mûceb-i şurût ʿarz eyleye. Ve eğer veledi mevcûd ve tüvânâ ise, sancağında sâkin olacağı ifade olunup, râzî olursa altı ay hıtâmına dek sancağına varup, sâkin olmak şartıyla tevcîh oluna. Ve eğer evlâdı müteʿaddid ise, şart-ı mezkûr üzere üç neferine iştirâken tevcîh olunup, sabî ise cebelü bedeliyyesiyle tevcîh ve tüvânâ oldukda, sancağında temekkünü şart kılına. Ve bu makūlenin tüvânâsı vakt-i tevcîhinden altı aya dek ve sabîsi baʿde'l-bülûğ sancağında sakin olmaz ise, [Ü2 53b] alay-beyisi terkinden mülâzimîne ʿarz eylemesi inhâ oluna. Ve bâlâda zikr olunan sunûfdan mâ-ʿadâ hâcegân ve Mektûbî ve Kâtib-i Kethudâ odalarında ve Defterî kalemlerinde müstahdem ve müdavim olanlardan mâʿadâ fi'l-asl, gedik ve mülâzemeti ve sâyir vechile kayıdları meşrûh olup, bu defʿa refʿ olunanların işbu kānûn-i cedîd vazʿı târîhinden bir seneye dek sancağında sâkin olmak ve yâhûd sâkin olacağlara kasr-ı yed eylemek şartı bunda dahi cârî ola. Gitmezler [Ü1 51b] ve kasr-ı yed etmezler ise, alay-beyiler mülâzimîne ʿarz edeler. Ve bâlâda muharrer kavânîn ve şurût evvelinden âhırına dek Dîvân-ı hümâyûn ve Defter-hâne-i ʿâmire defterlerine sebt ve ilâ-mâ-şâ'allah düstûru'l-ʿamel olmak üzere vakten mine'l-evkāt ve sebeben mine'l-esbâb ve vechen mine'l-vücûh hilâfına cevâz gösterilmeye. Ve alay-beyilerden ʿarz gelüp, Defter-hâne'ye der-kenâra vardıkda, küttâb-ı Defter-hâne nazar-ı tedkīk ile bakup, şurût-ı sâlifeye tatbîk ve mutâbakatı hâlinde der-kenâr eyleyeler. Ve eğer ʿarzda şurûta muhâlif bir hâlet fehm ederler ise, der-kenâr etmeyüp, mugāyeretini Defter Emîni'ne ve ol dahi
Re'îsülküttâb Efendi'ye ve ol dahi Sadrıaʿzam'a ifâde eyleye. Ve eğer ʿarzın hatâsı Defter-hâne'de fehm olunmayup, sehven der-kenâr olunup buyurulur ise, Tahvîl'e vardıkda, Tahvîl Kîsedârı dikkat edüp, mugāyeret hiss eyler ise, Re'îsülküttâb Efendi'ye tefhîm ve ol dahi Vezîr-i aʿzam'a ʿarz edüp, o makūle alay-beyinin cezâsı tertîb oluna. Ve şurût müstekarr oluncaya dek, nezâret içün ricâl-i Devlet-i [Ü2 54a] ʿaliyye'den biri me'mûr olup, şurûta ve alay-beyilerin ahvâline nezâret eyleye. Ve bu nizâm ʿavn-i Hakk ile aʿdây-ı dîn ü devlete galebe etmek esbâbından olup, mahzâ takviyet-i dîn ve sebât ü miknet-i ceyş-i Muvahhidîn zımnında ihtiyâr olunmuş, fevâ'idi müberhen bir emr-i müstahsen olup, devâm ü istikrârına irâde-i kātıʿa-i hümâyûn teʿalluk eylediği vechile, vükelây-ı devlet bu emr-i ehemmin icrâ vü infâzına ve vikāye vü sıyânetine saʿy ü ikdâmı ferîza-i zimmet-i sadâkat bilüp, tamaʿ u garaz cihetleriyle zerre mikdârı hılâfına ve bu kānûn ve şurûtun tagyîrine tesaddî eylerler ise “Fe-men beddelühû baʿde mâ-semiʿahû fe-innemâ ismuhû ʿalellezîne yübeddilûnehû innallâhe semîʿun ʿalîm” [Ü1 52a] nass-ı kerîminde münderic vebâl-i ʿazîmine mübtelâ olacağları vaʿîd ü inzârı, zeyl-i kānûn-nâmeye izâfe olundu. Ve bu şerâ'it-i muʿteberenin birer sûreti yazılup, Re'îsülküttâb ve Defter emînleri temhîr edüp, alay-beyilerin yedlerine selefden halefe teslîm olunarak hifz ve kazâʾen zâyiʿ olursa, tekrâr sûreti ihrâcına tâlib olalar. Gerek vülât ve vükelânın ve gerek alay-beyilerin sırran ve ʿalenen ahvâlleri tecessüs ve ʿarzlarına dikkat olunup, mugāyir-i tavr u istikāmet vazʿ u hareketleri ve şurûta mugāyir hıyânetleri zuhûr eyler ise, bilâ-emân cezâları tertîb olunacağı kānûn-nâmede beyân olunduğundan, bâlâsına mufassal u meşrûh hatt-ı hümâyûn-ı heybet-makrûn dahi keşîde kılınup, sûreti bu mahalle kayd olundu.
Maʿlûm ola ki
Attribution
- Citation:
- "Maʿlûm ola ki", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_109.html
Item Details
- Title:
- Maʿlûm ola ki
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1210
- Source:
- Hüseyin Sarıkaya
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota