Def‘-i gāyile-i İrâniyân ile mâlik-i Îrân-zemîn olan Nâdir Şâh behâdır ki, [202b] ibtidâ zuhûrunda vekâlet-i Şâhî'yle kâr-fermâ-yı kutr-ı ‘Acem ve ba‘dehû a'mâl-ı letâyifü'l-hiyel ile Şâhlık merkezinde istikrar ve câlis-i mesned cemm olmuşidi, istisfâ-yı Azerbeycân ve Arrân ve ihtihlâs-ı memâlik-i Keyâniyân ‘akabinde tevsî‘-i vilâyet ve terfî‘-i şân u şöhret dâ‘iyesine düşüp, ez-cümle istimlâk-ı diyâr-ı Hind ‘azîmetini derpîş ve eşher-i müdün-i Hindiyye'den olan Kandehâr'a sevk-i sipâh-ı bed-kîş edüp, fezâ-yı pehnâ-yı Kandehâr pâ-mâl-i senâbikü'l-hayli ‘asker-i cerrâr oldukda, muhâsaraya şürû‘ ve ifnâ-yı efrâd u cümû‘ edüp, bilâhare memleket-i mezkûreyi teshîr ü igtisâb ve duhûr-ı mütetâvileden berü hazîne-i Kandehâr'da müddehar ü mahzûn olan tuhaf u turafa zafer-yâb olduğundan fazla, Şâhân-ı Hind'in mâ-bihî'l-iftihârı ve müteşahhısân-ı etrâfın matmah-ı enzârı olup, râyân-ı Hind'den sâhib-kırân-ı re'ye mensûb altmış kirata karîb mahrûtiyyü'ş-şekl bir kıt‘a elmâs Şâh-ı müşârun ileyhe mevhûb kılınmışidi. Cevher-i mezkûrun misli nâdîde ve ‘adîli nâ-şenîde olduğundan güyâ genc-i şâygân ve direfş-i Kâviyân'e müşâbih bir ‘alak-ı nefîse mâlik olup, ol cevher-i nâ-yâb ve ol ‘akīle-i şeb-tâb Nûrü'l-‘ayn ismiyle tesmiye ve ser-i hançere ta'biye edüp, merdümün çeşmine mu‘âdil ve iklîm-i Îrân ve Tûrân'a mukābil ‘add eylediğinden başka, mevâsim-i meşhûrede ve ‘ale'l-husûs süferâ-yı aktâr vüfûdunda zîver-i miyân-bend-i iftihâr ve ziyâ-resân-ı ‘ayün-i i‘tibâr eyler idi. İnkızâ-yı eyyâm nâ-pâ-pedâr ve istîfâ-yı evkāt-ı zûd-güzârı ‘akabinde Hazînedâr bulunan Cevherhân'ın [203a] meknûn-ı derc-i istitâr u temellükü olup, ba‘de'l-vefât eyâdî-yi müteneffisân-ı İrâniyân'da tevârüs ü tedâvül eyleyerek, A'câm'a tâbi‘ Ekrâd Vilayeti'nde Fûcân/Fevcân nâm mahalde mütemekkin İmâm Virdi Hân yedinde karâr
ve zûr-bâzû-yi akviyâ ile resîde-i dest-i tegallub olmak mülâhazâtı Hân-ı mezkûrun pîrâmen-güzâr-ı hâtır-ı münselibü'l-ıstıbârı olmağla, maʻrûz-ı bey' kılınmasını ızmâr ve bu keyfiyete Âsitâne-i saʻâdet'de sâkin olup, tüccâr-ı Bağdâd ve İrân ile beyʻ ü şirâsı olan tüccârdan biri vakıf olup, fi'l-hâl hâlâ Kethudâ-yı hazret-i Mehd-i ‘ulyâ ve Emîn-i Darb-hâne-i ‘âmire Yûsuf Ağa'ya taʻrîf ü ihbâr ve taʻyîn-i keyfiyyet ü mikdâr edüp, Ağa-yı mûmâ ileyh dahi bir vakit neşât-ı bârizü'l-inbisâtda bu tafsîlatı atebe-i ‘ulyâ-yı Mülûkâne'ye ‘arz u ifâde ve celb ü istihlâsı husûsu taraf-ı müstecmi‘ü'ş-seref-i Mülûkâne'den irâde kılınmışidi. Ancak İrân memleketi pâ-zede-i tavâyif-i hânân olmuş ise dahi tesallüf ü pindâra sezâ böylebir cevher bî-hemtânın âhar memlekete intikālini kâr-fermâyân-ı mülk-i ‘Acem revâ görmeyecekleri [203b] hüveydâ ve kazıyye-i beyʻ mahsûsları olduğu gibi ‘arak-ı taʻassubları nabazân ve men“ ü feshine ifrâğ-ı cehd ü tüvân edecekleri müstebân olup, istihsâline müsâʻade-i imkân nümâyân olduğu hâlde bile verâ-yı perde-i hafâdan izhâr-ı suver-i dâd ü sited lâzım geldiğini miyâneye tavassut eden tüccâr işʻâr ve fi'l-hakīka sırrân mâddenin iştirâsına şürûʻ olunup, vâsıta-i mezkûr cevher-i mezbûrun kat‘-ı semen ü celbini müştereklerine tahrîr ve hezâr hîle vü firîb ve envâ‘-1 vaʻz-1 garîb ile cevheri tahsîl ve Âsitâne'ye tavsîl eylediklerinde, fi'l-hâl Huzûr-ı hümâyûn'a takdîm ve pesendîde-i tab‘-ı müstakīm olup, iştirâsiyçün emr-i Cihân-mutâʻ sâdır ve ol cevher müstelzimü'l-mefâhir mecma‘-1 tarâyif-i cevâhir olan hazîne-i Şehinşâhî'ye dâhil olmak işârâtı zâhir olup, [204a] Ağa-yı mûmâ ileyh dahi ibtidâ-yı emrde cem‘-i sayrafiyân-ı etraf ve da‘vet-i cevâhir-şinâsân-ı eknâf edüp, cevher-i mezkûru irâ’et ile taleb-kâr-ı takvîm-i kıymet oldukda, imtinâ‘-1 mikdâr-1 muʻayyen ve istişkâl-i tasrîh-i semen ile tâyife-yi mezkûre bir zemân ser-i fürû-bürde-i hayret olup, baʻdehû bu cirm ü endâmda elmâs meşhûd-ı bâsıra-yı nâs olmadığında ıtbâk ve bin beş yüz kîse behâ farzında ittifâk eylediler. Bundan sonra cevherin sahibi ile kıymeti müzakere olunup, hadd-i i‘tidâlden hâric taʻyîn-i semen ü mikdâr ve berü tarafdan gâh terhîb ü istihkār ve gâh tergīb ü istiksâr vâdîlerinde metânet izhâr olunup, bu keşmekeş ile temâmca beş mâh güzâr ve taʻdîl ü tezyîl-i behâda hayli tekellüf ü zahmet bedîdâr ve encâm-ı kâr altı yüz kîseye katʻ ve sâhibine semeni teslîm ü defʻ olunup, ol cevher-i nâ-yâb mevsûl-ı Dârü'l-hazîne-i
hazret-i Şehriyâr-ı ʻâlî-cenâb kılındı. Cevher-i mezkûru'l-evsâf âbdâr u şeffaf ve kulûb-ı ihlâs-kârân gibi gıll u gışşdan sâff olup, cinsine mahsûs maʻâyibden masûn ve bâdî-yi nazarda teşhîsi müstehîl olan temâsîl-i gayr-i mahsûsa ʻalâ-tarîkı'l-intibâʻ meclâ-yı mücellâsında rû-nümûn olacağı zâhir ise dahi, fî-zemânına hâzâ erbâb-ı devlet ve ashâb-ı tabîʻatın istiʻmâl eyledikleri cevâhirde mevcûd mehâsin cirm ü endâmdan hâlî ve i'mâl ü tesviyye olunduğu hâlde kadr-i ʻâlî ve kıymeti bi't-tezâʻuf gālî olacağı taʻne-zen-i şems-i münîr olan zamîr-i hazret-i Pâdişâhî'ye lâyih i münʻakis olup, bu san'atda mâhir ve tabîʻat-ı cevhere vukūfu bi't-tecribe zâhir birkaç kimesnenin Avrupa'dan celb ü ihzârı bâbında emr-i hümâyûnları sâdır olmuşidi. Ahvâl-i düvele [204b] nâzır olan Re'îsülküttâb Efendi sanâyiʻ-i cevheriyye ile iştihâr bulan devletlerden Felemenk ve sâyir düvel elçileriyle muhâbere edüp, devletlerine tahrîr ve mebʻûslarına ikrâm-ı vefîr olunacağını tezkîr etmişiken, habs-i tabî´î ve hased-i cibillî muktezâsınca her biri birer gûne îrâd-ı ʻillet ve celbini tarîkini sedd ile izhâr-ı envâʻ-ı suʻûbet eylediler. Vaktâ ki, Avrupa halkı Françelü üzerine hareket ve müşâcere vü muhâvereye bed' ü mübâşeret eylediler. Françelü'den zikr olunan mühre-i hakkâk mutâlebe olundukda, bila-muhalefet iki nefer üstâd-ı hakkâk irsâl etmeleriyle fi'l-hâl mesfûrlara Darb-hâne-i ʻÂmire'de ta'yîn-i makām ve levâzımât-ı sâyirelerine min-külli'l-vücûh ihtimâm olunup, refâh-ı hâl ve âsâyiş-i bâl ile hıdmete kıyâm ve Ağa-yı mûmâ ileyhin inzimâm-ı re'y ü ikdâmıyla zikr olunan cevheri işleyüp, birlanta olarak nihâde-i tabakha hıtâm eylediler. Hîn-i iʻmâlde cevher-i mezkûr eğerçi mâdde-i asliyyesinden yigirmi kırât noksâniyyet kabûl eyledi. Lâkin hüsn-i endâm ve safvet ü incilâ-yı tâm kesbiyle behâ-yı sabıkından bâlâ-ter ve gayr-ı ekall ve engüşt-i hazret-i Şehriyârî'ye lâyık ve mahall-i ber-engüşter-i bî-bedel oldu. Hazîne-i hümâyun'da fi'l-hakīka cevherin envâʻı mevcûd ve her biri bir isim ile mevsûm u maʻhûd ise dahi her birinde birer gûne sıfat-ı nâkısa meşhûd olup, bu cevher-i tab-dâra mevcûd olan cevâhirin nisbeti nücûm-ı zâhirenin âfitâb-ı ʻâlem-tâba nisbeti ve dürr-i Necef'in müdevvir-i hakīkī olan dürr-i galtâna müşâbeheti kabîlinden olduğu vâkıf-1 mâhiyyât-ı aʻrâz u cevâhir olan erbâb-ı basâyire zâhirdir. Cevher-i mezkûrun iştirâsına mütavassıt olan tüccâra on beş bin
gurûş ve i'mâl u islâhına meʼmûr olan hakkâklara on beş bin gurûş inʻâm u ihsân ve hakkâkların [205a] levâzım-ı sâyirelerine dahi iki bin gurûş sarf olunduğu resîde-i derece-i tahkīk ü itkān olmuşdur.
Bundan başka cevher-i mezkûru Îrân'dan celbe vâsıta olan tâcir-i diyâr-ı ʻAcem'den bir hâm elmâs iştirâ edüp, i‘mâl kasdıyla Felemenk'e irsâl ve dest-yârî-yi erbâb-ı sınâʻatle taʻdîl ü ikmâl ve yigirmi yedi kırât vezniyle Âsitâne'ye îsâl olunduğu haberi müstatli'ân-ı ahvâl-i rûzgâr vâsıtalarıyla Ağa-yı mûmâ ileyhin gûş-güzârı olup, der-ân-sâʻat cevher-i mezkûr getürdülüp, huzûr-ı lâmi‘ü'n-nûr-ı Mülûkâne'ye takdîm olundu. İltifât u muʻâyene olundukda, safvet ü incilâda cevher-i sâlifü'z-zikre müşâkil ü muʻâdil bulunduğundan fazla, hey'et ü endâmı matbûʻ ve ahsen-i eşkâl olan şekl-i müdevvirde bir cevher-i nâdirü'l-vukūʻ olduğu bedîdâr ve bunun dahi hazîne-i mevâhib-defîne-i Mülûkâne'de bulunması matlûb-ı Şehriyâr-ı cemîlü'l-âsâr olmağla, bâyi'i tarafından Ağa-yı mûmâ ileyh kıymetini istifsâr eyledikde, beş yüz kîse mutâlebe ve ibrâm-ı küllîden sonra cüz’î tenzil ile kat‘-ı mücâvebe edüp, bâzû-yı hırsına rehâvet ü fütûr vermek içün bazı kimseler ıtmâʻ u hâhiş-i intifâʻ ile bâyiʻini iki yüz elli kîseye karîb meblağa ırzâ vü ikna eylediler. Hak budur ki, zikrolunan iki kıtʻa elmâs ki, her biri gıbta-zen-i erbâb-ı kuvvet ü be's ve eyâdî-yi eslâf u ahlâfda olan cevâhirin şöhretine bâʻis-i indirâsdır, fikdân-ı emsâl ve nedret-i eşkâl sebebi ile sezâvâr-ı mübâhât u iftihâr olduğu ve el-hâletü hâzihî düvel-i sâyirede i‘tinâya sezâ baʻzı cevâhir-i girân-behâ mevcûd ise dahi her biri birer ʻayb ile mecrûh ve Rûsiyye İmperatoriçesi'nin yigirmi sene mukaddem nakd-i bi-şümâr ile iştirâ eylediği cevher ki, şöhreti çâr cihete münteşir olmuşidi, bu cevherlere nisbetle [205b] seng-i ateş-zene gibi maʻyûb u makdûh olup, Padişah-ı meʻâlî-destgâh dâme fi hifzi'l-İlâh hazretleri sâyir ahvâlde şân-ı saltanatlarını tevfîr kasdında oldukları gibi, bu cihetle dahi debdebe-i Devlet-i ebed-müddetlerini teksîr ve sâlifü'l-beyân iki kıtʻa tuhfe-i ʻazîzü'l-menâl ve hediyye-i neşenîde misâli Devlet-i 'aliyyelerine ber-güzâr ve Hazîne-i
hümâyûnlarına yâdigâr eyleyerek, menkabet-i Mülûkânelerin ilâ-yevmi't-tenâd vakf-ı zebân-ı ʻamme-i ʻibâd buyurdular.
Zikr-i sitâden-i dü-kıt'a elmâs be-ma'rifet-i Emîn-i Darb-hâne-i ‘âmire
Attribution
- Citation:
- "Zikr-i sitâden-i dü-kıt'a elmâs be-ma'rifet-i Emîn-i Darb-hâne-i ‘âmire", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1789_346.html
Item Details
- Title:
- Zikr-i sitâden-i dü-kıt'a elmâs be-ma'rifet-i Emîn-i Darb-hâne-i ‘âmire
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1208
- Source:
- Yavuz Bülbül
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota