Terdîdât

Fi'l-vâkiʻ Serʻasker'in mevzıʻ-ı muhârebede meştâ ittihâzı muhâlif-i tavr-ı 'akıldır. Ancak İskenderiyye ehâlîsi bâgī-yi merkūmun vechen mine'l-vücûh i'ânetinde olmamak zımnında ferden ferdâ kasem-billâh eylediklerinden gayri, kemâl-i iʻtimâd u vüsûka medâr olmak içün evlâd u ahfâdlarından maʻlûmü'l-mikdâr kimseyi 'alâ-tarîkı'r-rehn diyâr-ı âharda durmak şartıyla Bekir Paşa tarafına teslîm etmişleridi. Mededi münkâtıʻ ve esbâb-ı vehn ü tezelzülü bi-hasebi'z-zâhir müctemi' ve hâle-vâr-ı ihâta-i ʻasker-i cerrâr ile hâricden gayr-i mütemettiʻ olan kılâʻ-ı mahsûranın istihlâsı ekser ezminede meysûr olmak cümle-i mücerrebâtdan olduğu [196b] ve itlâf-ı mâl ve saʻy-ı bî-hemâl ile mâdde bu sûreti iktisâb etmişiken, bilâ-zafer gerüde kışlamak mûceb-i taʻn ü teşnîʻ olacağı müşârun ileyhin savâdır-ı mahsûsatından olmağla, mizâc-ı tarafeyni bi'l-muvâzene maslahata tatbîk edüp, kışlamağı ihtiyâr ve vakʻa hudûsunda nefîr-i ʻâm-ı ʻaskeri râhatı meşakkate tercîh ve rü’esaları dahi li-garazin igmâz edüp, cümlesi rû-be-râh-ı arz-ı fesîh oldular. Müşârun ileyhin İskenderiyye'de kışlaması esbâb-ı mezkûreye mebnî bir nevʻ ictihâd olup, ictihâdında hatâ etdiyse dahi baʻzan savâb, baʻzen hatâ sudûru fazlan ʻani'l-gayr müctehidine vâkiʻ olageldiği maʻlûm dekāyık-şinâsân-ı rüzgârdır. Velâkinne'l-emrü leyse kezâlik. Leş Kalʻası güzer-gâh-ı cünûd u sipâhda vakiʻ olup, emr-i muhafaza Topdan-oğlu'na tefvîz ile tarafından ʻasker taʻbiyesi zâhirde re’y-i zerrîn-i ʻtikād olunur ise dahi, Topdan-oğlu'nun kuvveti fi'l-asl mütemekkin olduğu kalʻanın menâʻatına münhasır, lede'l-lüzûm ancak bin kadar âdem cemʻine muktedir olup, ʻaskerini tansîf ve Leş Kalʻası'nı muhâfaza içün tevkīf eylediği sûretde İskenderiyye'de tehaddüs eden fitne vü şûrişe muttaliʻ olduğu gibi kendi derdine düşüp, merdümek-i çeşmi makāmında olan kalʻasını muhâfazaya mecbûr ve Leş Kalʻası muhâfazasına taʻyîn eylediği 'askeri farz-ı muhâl ile ihrâc u istishâb etmesi bile İskenderiyyeli top ve humbara ile gelüp, kalʻaya hücûm ve bâ-husûs etrâf-ı kalʻayı muhît olan cibâlden vakʻa sebebi ile nüzûl eden eşrâr ile ittihâd edüp, imdâd-ı ʻasker münkatı' olmak hasebiyle hod-be-hod mukāvemetden [197a] ʻâciz olup, kalʻayı terk ve tahlîs-i nefs kaydına düşmek ve yâhûd tâbiʻ-i hasm-ı şûm olmak emr-i meczûm olduğundan başka, fî-bâdiyyi'l-emr İskenderiyye ehâlîsinin celb-i kulûb ü istimâleleri ve matlûb ve tabîʻat-ı maslahata mülayim bir vaʻz-ı mergūb olup, Topdan-oğlu'yla İskenderiyyeli dahi kadîmden muhasama üzere iken, kilîd-i memleketleri olan Leş Kalʻası'nı yed-i hasma teslîmden imtinâʻ üzere olacağları ve cebr ü kahr ile temşiyet-i mâdde fesâd-ı mevhûm ve garaz-ı gayr-i maʻlûmlarına tâb-dâde olup, dahi evvelce hâlet-i merkūmenin vukūʻuna teşmîr-i zeyl edecekleri maʻlûm idi. Ve ‘asker-i Pâdişâhî'nin fi'l-vâkiʻ kurbiyyet-i mevâkiʻ ile miyâneleri ecânibden hâlî bulunmak muktezâ-yı hazm idi. Ancak İskenderiyye'de vâkiʻ menâzilin ekberi iki yahûd üç odayı şâmil olup, bu sıfat ile mevsûf olan hâneler dahi müteferrik ve yek-dîgere gayr-i mülâsık olduğundan başka, ictimâ‘-ı menâzil kasdıyla ‘askeri ihâta eyleyecek kadar mahall tahliye olunup, ittisâl irâde olunsa tabâyi‘-i nâs cemi‘-i evzâda refâhiyyet ü râhata râgıb olup, tezâyuk u inzi‘âcdan bi't-tabʻ müteneffir olmalarıyla, ‘adem-i vüsʻat-ı mekânı behâne edüp, teferruk teşettüte âgāz etmeleri muktezayât-ı etvârlarındandır. Bir dahi çünki İskenderiyyeli ‘ahd ü peymâ edüp, rehin i‘tâsıyla Bekir Paşa'yı fi'l-cümle şübheden ‘ârî etmişleridi. Muttasılan tahsîs-i menâzil kābil olsa bile hudʻa vü nifâka meyl ve ahadü-hümâ âhar ile ‘ahd ü kavl etmamek nezâretine mebnî be-her-hâl tefrîk-i menâzil, ‘ukalâ lâzım gelür idi. Maʻahazâ yedi yüz hâneyi defʻaten sâhibleri ifrâğ u ihlâ ve büyût-i âharı tedârüküne rızâ [197b] i‘tâsıyla mütehammil-i kedd ü ‘anâ olacağları dahi sübût-yâfte-i teʻayyun değil idi. Miyâne-i 'askerde husûmeti pinhân ve vukū‘-1 fursata nigerân olan düşmen-i gālibe, tedbîr-i dil-pezîr-i gāyetü'l-gāye kudret ü miknetine muhtâc olup, Bekir Paşa'nın kuvvet-i mevhûmesine nazaran etdiği tedbîr muvâfık-ı takdîr olmadıysa dahi mahall-i levm ü ta'n değildir. Nazm: Ve-lâ ta‘teb bi-fehmî inne raksî, ‘Alâ mikdâri tatrîbi'z-zemân. Ve kalʻanın bir kapusu küşâde olup, tarafeynin inkıtâʻına müeddâ olur reʼyin vücûda gelmesi dahi fî-nefsi'l-emr fiyâlet-i reʼy ve zaʻf-ı ʻakıldan nâşî görülür. Ancak bâlâda zikr olunduğu üzere İskenderiyyeli Bekir Paşa ile muʻâhede vü mürâhene üzere olup, ihtimâl-i şerr ve vukūʻ-ı hıyânet ü zarar zevâhir-i ahvâle nazar ile beder olmuşidi. Bâgī-yi merkūm ile münhasır olan halkın ekseri min-gayr-i irâdet mütehammil-i taʻb ü meşakkat olup, o makūleleri kavlen ve fiʻlen baʻzı tergībât ile istimâle lâzım gelüp: "Bu takdîrde duhûl u hurûc üzere olan peyâm-resânın menʻi bu maslahatın fevtine ʻillet olacağı zâhirdir" deyerek İskenderiyyelü'nün bast eyledikleri makālât-ı iʻtimâda karîb görülmüşidi. Hasm-ı nâ-be-kâr evvelce davranup, vesîle-i mezkûreyi mukaddime-i hâtime-i âmâl ü emânı ve vârını bezl ü fedâ ile tamaʻ-kârân-ı beldeyi igfâl ve hâdise-i merkūmeyi kuvvetden fiʻle îsâl eyledi. Hakīkat-i hâle nazar olunsa cins-i hikmet tahtında münderic-i fezâyil-i sebʻayı hâvî olan Vezîr Ebû Bekir Paşa bidâyet ü nihâyet-i mâddeyi tavr-ı ʻakl üzere tutup, saʻy u gayretde dahi dürretün-mâ tüvânî vü fütûr göstermeyüp, bu bâbda müşârun ileyhe ʻazz u kusûr dâyire-i insâfdan hâric ü dûr olduğu müsellem-i erbâb-ı şuʻurdur. Baʻzı kerre tedbîr-i ‘abd takdîr-i Hâlik'a muvâfık gelmediği [198a] sûretde çâre nedir? [Mısra]: Ve Rabbü'l-halki yef‘alü mâ-yeşâ. Tegāyür-i evzâʻ-ı felekiyye ve tehâlüf-i etvâr-ı Zemâniyye'ye nazaran bu defʻa tekevvün eden kazıyyenin vakt-i âharda ʻaksi vukūʻ bulmak hadd-i tasavvurdan hâric midir, ve bu sülmenin insidâdı zûr-bâzû-yı himmet ile ve velev ba‘de'l-eyyâm husûl-yâb olmak derece-i imtinâʻda mıdır? Himmet-i kûh-efgen-i Pâdişâhî'ye bir şey hâyil olmaz. Şu kadar var ki, istisgār u istihkār-ı düşmen câyiz olmayup hasm-ı zaʻîfe bile kavī tedârük lâzımdır. Fikr-i sahîh erbâbından baʻzıları mâddeyi teshîl edüp, tedârükât-ı kaviyyenin fâyidesini tarh edüp, mücerred tarrârlardan birini mâl-i kesîr ile ıtmâʻ u ihâle ve vukūʻ-ı fursat ʻakabinde merkūmu izâle etmek semtine zâhib olup, bu tedbîr ile gāyile bertaraf olacağını iddiʻâ eylediler. Fi'l-hakīka suhûletle defʻ-i gavâyil magz hikmetden maʻdûd ve bekā-yı vücûdu müstelzim bir fiʻl-i mahmûddur. Ancak halkın mâla tamaʻı hayatlarında sarf u nisâr ile baʻzı müstelizzât-ı nefsâniyyeye zafer bulmak 'illetine mebnî olup, o makūle emrinde hâzim ve sû’-i zanna mülâzım olan şahsa tarrâr, kasdın tarîkini bulsa dahi muʻînleri yedinde fi'l-hal telef olup, sarf-1 mâla vakit bulamayacağı zâhir ve bu misillü mehleke-i bî-sûda şahs-1 vâhid nefsini ilkā etmeyeceği emr-i bâhirdir.
Attribution
Citation:
"Terdîdât", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1789_329.html
Item Details
Title:
Terdîdât
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1208
Source:
Yavuz Bülbül
Format:
text/plain
Language:
ota