Zikr-i tecdîd-i pûşîde-i şerîfe

Şehriyâr-ı sütûde-âsâr elbesehüllâhü sevbe'l-bekā'i ilâ-yevmi'l-karâr hazretlerinin öteden berü mûceb-i kurabât-ı İlâhîyye olan aʻmâl-i sâlihata irâde-i Şâhâneleri maʻtûf ve bâʻis-i selâmet-i neşeʼteyn olan vücûh-ı müberrât u hayrâta niyyet-i sâdıkāneleri masrûf olup, ‘amel niyyete ‘âyid olduğuna binâ’en, leyl ü nehâr bir nev ıstınâ u marûf ile elsine-i nâsda mevsûf ve ân-be-ân bir tarz-ı eser-i hayra masdariyyetiyle ‘avârif-i Samedâniyye'ye mahfûf olduğu emr-i mekșûf olup, bu esnâda dahi mülhem-i gayb-ı remz-âșina-yı vâridât-ı İlâhîyye olan zamîr-i münîr masûn 'ani'r-reyblerine bir lâyiha-i hayriyye ilhâm u ilkâ ile şeh-beyt-i neşîde-i menkıbet-i Mülûkânelerin zîver-i kitâbe-i mukarnas-tâk-ı mele’-i âʻlâ edüp, tafsîli bu ki ‘uzmâ-yı mülük ü selâtîn takbîl ü telsîmi zımnında dâg-ber-dil-i hasret ve kübrâ-yı şâhân ve havâkīn-i hâk-ı ‘ıtır-nâk kavâyim sandukasına ruhsâ-yı istikânet içünarzû-keş-i vuslat olan Hırka-i şerîfe-i Nebeviyye ve kisve-i müteberreke-i Mustafaviyye ‘alâ-lâbisihâ ve târikihâ efdalü't-tahiyye'nin sanduka-i mersûdetü's-sa‘âdeti üzerinde olan pûşîde-i melâyik-bûsîdenin nakş-1 matbûʻu mergūb ve tarz-ı hûş-âyende vü mahbûb üzere tecdîdi ve dâhil ü hâricde bulunan [160b] sürâdikāt-ı meyâmin-ittisâfın ez-ser-nev nesc ü temhîdi lâyih-i hâtır-ı feyz-âșinâ-yı Şâhâneleri olup, derhâl nessâcân-ı dest-gâh-ı mahâret ve ressâmân-ı perniyân-ı hazak u sınâʻat ihzâr ve atlas-ı felekden müsteʻâr bir nev kumaş-ı tâze-ruhsâr ve târpûd-ı şuʻâ‘-bâsıra-i ehl-i yakīn ve zer-târ-ı gîsû-yı hûr-‘în ile hem-nakş-ı şükûfe-zâr-ı behişt-berîn kılınup, yaʻnî bu minvâl üzere bir pûşîde-i cihân-behâ nesc ü isdâ ve zarf-ı bedende mestûr olan cevher-i rûh gibi hifz u ihfâ olunup, dâhil-i suffe-i melâyik-mutâf etrafına lâzım gelan dört kıt'a sera-perde kezâlik târ-ı zerrîn ve resm-i rengîn ile safha-i atlasa i‘mâl ve şekl-i murabba da olan hâric-i sofanın tarafeyni cidâr ile muhât u üstüvâr ve tarafeyni hâlün 'ani'l-cidâr vâkiʻ olduğuna binâ'en, ancak iki cânibine çuka üzerine sırma işleme perdeler âvîze vü isdâl ve sanduka-i şerîfenin sâhe-i meyâmin-mesâhası dahi çuka üzerine i'mâl olunmuş bir kālîçe-i müzerkeş nakş ile ferş olunup, işbu eser-i kerrûbî- pesendin tamgā-zede-i kârgâh-ı husûl olması zımnında yetmiş bin gurûş sarf u bahş olunduğu vâsıl-ı derece-i derece-i tahkīk ve hakk budur ki, bu mülâbese ile Şehriyâr-ı hidâyet-refîk ihrâz-ı ecr-i 'azîm ile mazhar-ı tevfîk olduklarından gayri, perde-i şerîfeye taʻzîm, ol-masdar-ı hitâb "İnneke leʻale hulukin ‘azîm" ve ol dânende-i râz "İllâ men etâllahe bi-kalbin selîm" hazretlerinin şân-ı nübüvvet-nişânların tekrîm kabîlinden olmağla, inşâʼallâhü Teʻâlâ bu sıdk-ı niyyet ve hulûs-ı ‘azîmet niçe niçe ûmûr-ı Devlet-i 'aliyyelerin teshîl ü teysîr ve karîbü'l-'ahdde müşâhede-i feyz ü bereketiyle nâyil-i maksad-ı mâfi'z-zamîr olacağları [161a] zâhir ü gayr-i setîrdir. Eser-i Şeh Selîm-i dil-âgâh târîhi işbu makāle ile iştigāl esnâsında kalemden min-gayr-i naks u kusûr, ser-zede-i zuhûr ve birkaç beyit zammıyla maʻrûz-ı huzûr-ı mekârim mahsûr kılındı. Şeh Selîm bin Mustafâ Hân kim, Kesb edüp, sâyesinde halk refâh, O Şehinşâh ki, der-i kuhunda eder, Hep mülûk-ı zemâne vaz‘-1 cibâh, Ruz-şeb fikri hayra cârîdir, Etmez i'râz dehr-i dûne nigâh, Şimdi bir hayra oldu mazhar kim, Olmadı hiç zemânede bir Şâh, Himmetiyle cedîd ü ceyyid olup, Pûşiş-i hırka-i ceyb-i İlâh, Devletinde kemîne vakʻanüvîs, Bendesi ya'nî Vâsıf-ı bî-câh, Bî-te'emmül hemân dedi târîh. Eser-i Şeh Selîm-i dil-âgâh.
Attribution
Citation:
"Zikr-i tecdîd-i pûşîde-i şerîfe", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1789_269.html
Item Details
Title:
Zikr-i tecdîd-i pûşîde-i şerîfe
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1207
Source:
Yavuz Bülbül
Format:
text/plain
Language:
ota