Esbâb-ı zâhireye ʻadem-i iʻtibâr ile tavk-ı itâʻatden gerden-keş-i [28b] muhâlefet olan ʻasker-i gayr-i müretteb mânend-i yek beyâbân râdde-i ʻadüvv-i ihsâdın bîrun olsalar dahi meydân-ı kâr-zârda mutîʻ u münkād ve muʻallem ü nev-îcâd ʻasker ile mukāvemete kudret-yâb olamayacağları emr-i mücerreb olup, fî-zemânınâ hazâ esbâb-ı zâhire dedikleri kānûn-ı muhârebe ve fünûn-ı mudârabeyi şâmil yaʻnî fünûn-ı riyâziyyeden bir cüz’ olan tertîb-i cedîddir. Tertîbde tesâvî ve belki tezâyüd husûlü mukarrer olmadığı hâlde bi-hasebi'z-zâhir hasma galebe müteʻassir ve belki müstehîl görülür. Aʻvâm-ı mâziyede vukūʻ bulan muhâbereye bu vaktin muhârebesi müşâbih olmayup, her devr içün bir tavr ve her ʻasr içün bir vazʻ-ı tekvîn ʻâlem-i hâdisâtın muktezâ-yı tabîʻatıdır. Kāî’d-i ceyş-i enbiyâ ve Sipeh-sâlâr-i safvet-i asfiyâ ʻaleyhi mine't-tehâyâ evfâhâ hazretleri seyf ile mebʻûs olup, zemân-ı şerîflerinde hâsıl olan fevz ü zafer sabr u sebât ile sâha-i vukūʻda cilve-ger "V'el harbü hüdʻatün" fehvâsınca baʻzı melâhimde tedâbîr-i hafiyye-i harbiyyeyi ihtiyâr ve baʻzan "Entüm aʻlemü bi umûri dünyâküm" mefhûmu üzere muktezâ-yı vakt ü hâli re’y-i rezîn-i ashâb-ı güzîne
ihâle eylediği sübût-yâfte-i iştihârdır. Bir duʻâ ile küffârı ber-hevâ etmek mevkūf-ı yek-lahza-i işâretleri iken ʻâdetullah esbâb üzerine cârî olduğundan, iʻmâl-i seyf ü sinân ile te’yîd-i dîn ve hüsn-i tedbîr ü tertîb ile irgām-ı ünûf-ı meşrıkayn eyledikleri sıdk-ı müddeʻîye şâhiddir.
"Eş-şey’ü bi'ş-şey’î zükira" mezheb-i hükemâ üzere her emr îcâbsız ve îcâb istiʻdâdsız ve istiʻdâd esbâbsız olmaz ve mezheb-i muhtâr, ehl-i sünnet üzere egerçi cemîʻan eşyâ "Faʻâlan mâ-yeşâ"dan bilâ-îcâb sudûr eder ve efʻâl-i ʻibâdın [29a] bel mutlakā esbâb u istiʻdâdın cereyân-ı umûrda dahl ü te’sîri yokdur. Lâkin ʻâdetullah bunun üzerine cârîdir ki, her şey’i esbâb-ı zâhiresi ʻakabinde halk ede. Pes, beher-hâl her mezhebce vâcibdir ki, bir emre şürûʻ lâzım geldikde esbâb-ı zâhireyi bidâyet-i emrde tahsîl ve levâzım-ı zarûriyye-i hâliyyeyi tekmîl ve baʻdehû fevz ü zafer-i Bârî'ye intizâr "Ve ʻkil cemeleke ve tevekkel ʻalallah" me’âlinden hâsıl olan semereye hâst kâr olalar. Yoğise Fokşan sahrâsında tâyînât ve mânde ahzını medâr-ı cemʻiyyet ʻaddiyle envâʻ-ı fısk u fücûra iştigāl ve aʻdânın ahvâline ʻadem-i ıttılâʻ ile düşmen zuhûr eylediği sâʻat "İşte temâm oldu benim hıdmetim" diyerek ʻâr-ı firârı irtikâb eden ʻasker-i bî-nizâm ile husûl-i zafer nice mümkin olur. Düşmen Yaş'dan çıkup, Fokşan'a iki sâʻat mahalle geldiğini tahkīk etmeyen perîşân ve bî-nizâm ʻaskerin hâli böyle olur. A‘dâ üzerine müteveccih olan başbuğ vesâyir ru’esâ fî-külli-ân bezl-i mâl-i firâvân ile istitlâʻ-i ahvâl-i düşmen etmek lâzım değil mi? Düşmen kırk sâʻat mesâfeden ʻasâkir-i İslâmiyye'nin hareketini tahkīk etdiği gibi biz dahi tahkīk-i hareket-i aʻdâ edecek sebebi vaktiyle tahsîl eylesek olmaz mı? Tahsîl-i umûr-ı mümkinât bir fırkaya meysûr olduğu hâlde fırka-i uhrâya dahi meysûr olmak ʻaklen câyiz olur. Fokşan'da ictimâʻ eden ʻasker yigirmi beş bine mütekārib olduğunu derûnunda bulunan baʻzı ehl-i vukūf ihbâr eylediklerine binâ’en, iki tarafdan zuhûr eden düşmene ol mikdâr ʻasker kâfî iken bî-nizâm ve gayr-i müretteb ve itâʻatsiz olduklarından nısf sâʻat sadme-i aʻdâya tâb-âver olamadılar. Düşmen meydân cenginde bir sûretle ʻaskerine nizâm [29b] verir ki, ne tarafdan hasm zuhûr eyler ise mukābeleye müstaʻidd ü âmâde bulunup, gayr-i taraf ile meşgūliyeti tertîbine halel ü tezelzül îrâs eylemez oldu ki Cenâb-ı müsebibü'l-esbâb
Devlet-i ʻaliyye'nin müceddeden tanzîm ü tensîkine hasr-i sâk-ı ihtimâm eylediği tedbîr-i mukārin-i hüsn-i takdîr edüp, ser-rişte-i fursat der-dest iken itmâmını teysîr ü tehvîn ve düşmenden ahz-ı intikāma istiʻdâd ihsânıyla kulûb-ı kâffe-i mü’mînini sürûr-ı zafer-i nâ-mahsûr ile teşhîn eyleye. Amîn! Ve mâ zalike ʻalâlallahi bi-ʻazîz. Maʻlûm ola ki, fenn-i Târîh ahlâfa ʻibret içün mevzûʻ bir fenn-i celîl olup, vekāyiʻ-nüvîsân-ı rûzgârın şîrâze-bend-i te’lîf ü tedvîn oldukları tevârîh, mevzûʻ-i Fen'de hâlî olduğu hâlde Hamza-nâme'den farkı olmayup, binâ-berîn mahalleri geldikçe hikmet-i ʻameliyye üzerine târîhimize baʻzı fevâyid idrâcı iltizâm etmiş bulunduğumuzdan bu mahalde dahi Serʻasker vesâyir ru’esâ-yı leşkere vakt-i hâcetde düstûrü'l-ʻamel olmakiçün kānûn-ı muhârebe üzere bir mukābele-i nâfiʻa serd u beyân olunur. ʻAsâkir-i mütenevviʻanın tezâd-ı muʻâdât üzerine birbirlerine cevr ü ezâya kasıdları renciş ü müzâhemeye ikdâmları ve tazyîk ü taʻnîf içün envâʻ vü evzâʻ-ı ihtirâʻlarına harb ü gavgā ıtlâk ederler. Harbin ʻillet-i gā’yesi zafer ü galebedir ve harb gâh âhardan hamle vü hücûm ve taʻarruz u tecâvüze ibtidâr u şürûʻ ve gāh âharın şerr ü zarrını defʻ ü izâle içün olur. Miyân-ı ricâl-i harb u darbda mübâyenet ve ezmine vü emkinede mugāyeret ve hey’et ü mevâkıʻ-ı zemîn ü mâda ʻadem-i müşâbehet vukūʻuyla tavr u tarz-ı müsâdeme vü muhârebe, berârî vü bihârda suver u eşkâl-i gayr-i muttaride üzere vukūʻ bulagelmişdir. [30a] Kezâlik âlât u eslihanın ihtilâfı hasebiyle yaʻnî mahall-i tecâvüz ü tehaffuzda ve esliha-i rezm ü âlât-ı harbin kurb ve buʻd muvâceheden iʻmâl ü istiʻmâlinde turuk-ı şettâya teşebbüs iktizâsıyla envâʻ-ı ceng ve evzâʻ-ı harb esâlîb ü etvâr-ı kesîreye ifrâğ olunup, her vazʻ u tavra delâlet ve her maʻnâya îmâ vü işâret, hakīkat-i hâle münâsib elfâz u taʻbîrât ile cârî olup, mukābele vü mücâdele ve musâbaka vü müdârebe ve bunların emsâli maʻnâ-yı harbde istiʻmâl olunur bir niçe elfâz vardır. Aʻdâya galebe vü zaferi emr-i re’y-i rezîn ve hüsn-i tedbîrle küllî gayret ve bülend himmet ve tehiyye-i esbâb-ı miknet ve bi'l-cümle ahvâlde kemâ-hüve hakkuhû hüsn-i nizâma rağbet, niyyet ü ʻazimetde sebât ü metânet
ve şiddetlere kuvvet-i kalb ile tehammül ü musâberet ve bu cümleden sonra ʻavn ü ʻinâyet-i Hakk’a rabt-ı kalb ve iʻtimâd u istinâd ile müyesserdir ve ʻaskerin seyr ü seferde ahsen-i nizâmı evvel tertîbdir ki , ʻacâleten düşmen ʻaskeriyle cenge duruşmak iktizâ eylese bir tarafa ʻadem-i temâyül ile hareket-i gürûh ve cümûʻ ü sufûf-ı ʻaskerde tebdîl ü tağyîr-i mahall ü mekân iktizâ etmeyüp, hemân evvel tertîb ile fi'l-hâl düşmen alayına karşu durmak ve cenge kıyâm etmek mümkin ola ve her sınıf yerin hıfz edüp, münfek olmakdan tehzîr oluna ve piyâdeler süvârîyle mahlût yürümeyüp, vakt-i hâcetde sunûf-ı ʻasâkîr yek-dîgerin iʻânetine vusûl bulmayacak mertebelerde birbirinden baʻîd bulunmayalar ve yolda seyreder iken mümkin olur ise ʻaskerin bir yanı nehir ile veya dağ ile araba ile muhât olup, eğer mecmûʻ-ı ʻasâkir birden hareket etmek lâzım gelürse piyâde ve süvârî cümûʻlarından her birine ne mahalde [30b] ve ne yerde yürüyecekleri bir gün evvel mektûmen ifâde ve hareketin vakti tenbîh ve ʻasker yerinden hareket etdikde ʻarsa-gâh-ı ʻasker yer ile yeksân-ı tesviye olunup, alaylar kartal kanadı gibi yemîn ü yesâra açılup, bu vechile ʻâzim-i râh olalar ve cevânib-i erbaʻayı geşt ü güzâr birle tecessüs içün güzîde süvârî taʻyîn olunup, kubâle-i ʻaskerde meşhûd olan piştelere müsâraʻatla çıkup, hıfz u zabt ve kemîn-gâhları yıkılup, Serdâr ve Serʻaskerleri ânen-fe-ânen her hâlde haberdâr edeler. Talîʻa-i ʻasker-i düşmendan havf olunduğu cânibe meyl eyleyerek yürüyüp, bâkī ʻasker alay-ı evveli kollayup, süvârî ʻaskeri kendi merkezleri havlinde hâcet mess etdiği cihete teveccüh ve piyâde gürûhları bir dürlü tehâvil ü tebâdül lâzım gelmeyecek sûretlerde ifrâğ olunur ise gāyet isâbet olmuş olur. Yollar fî-cümle dîk olduğu sûretde yolların mevâniʻi ve düşmene vusûlün imkân u zemânı pîşîn müzâkere olunup, kezâlik tarîkeyn iktizâsına göre efrâd-ı ʻasker keyfiyyeti mülâhâza olunup, bir nefer atluya yemîn ü yesâra beş hatve yer ve kubâle-i vakfâya sekiz hatve yer istîʻâbı farz olunup, piyâdeye üç hatve cânibîn içün ve pîş ü pese beş hatve yer takdîr oluna. Esnâ-yı tarîkde ormana tesâdüf olunur ise ʻasker taʻyîn ü tecessüs olunup, eger orman-ı kubâlede kurb düşmen
ile mâbeynde vâkiʻ olur ise ʻasker mürûr edince çarha ʻaskeri taʻyîn olunup, muhâfaza oluna. Eger nehirden geçilür ise nehrin geçidine berü cânibden pîşîn istihkâm verilüp, nehrin inhirâf u iʻvicâc ile zâviyeli bir mahalli geçid içün ihtiyâr olunup, cisr itmâmında [31a] süvârî ʻaskeri ve piyâdeler ve toplar ve beldârlar geçirilüp karşu tarafa istihkâm ve düşmenden havf olunur ise berü sâhile dahi metânet verile. Düşmen ordusunu basmak ve yâhûd bir mahalle imdâd gönderilmek iktizâ eyledikde, dumanlı havada düşmenin hissetmediği tenük yollar ile ʻale'l-gafle hücûm ve olur olmaz hâl ile emr-i menvî ü meşrûʻdan rücûʻ olunmayup, cüz’î vü küllî bir müşkil zuhûrunda emr-i meşverete hürmet oluna. Düşmen görüldüğü mahalle varıldıkda, bir mahall-i münâsibe konulup, mümkin olunur ise mahfîce ve vaktiyle konula, tâ kim düşmen âgâh olup, vakt-i nüzûlde cenge kıyâm ve ceng-i ıztırârî vukūʻ bulmaya ve böyle vakitde gece, gündüze tercîh oluna. Tâ ki, düşmen kemîne-gâh ihtimâli endîşesinden hâlî olmaya. Eger düşmen zabt eylediği tenük mahalden mürûr lâzım gelürse bir mahalden mürûra sâhte ʻazîmet gösterilüp, takrîb etmediği bir âhar mahalden mürûr ve yâhûd ricʻat ve mahall-i âhara meyl gösterilüp, düşmen ol mahalli hıfz u zabt kaydında iken mahall-i evvelden sürʻatle geçile. Ordu yerini tahmîn ü keşf ve menâzili tarh ü taksîm içün mesâha ve tarh bulur âdemler gönderilüp, ʻasker ordu yerine nüzûlden mukaddem cümle ile alaylar bağlanup, etrafına karagollar taʻyîn ve çerhacılar irsâl oluna ve tedârük-i malzemeye vakit bulmak içün ordu vaktiyle kurulup, her ferdin yeri tahsîs oluna. Ordu dâyiren-mâ-dâr hendek ile ihâta olunup, etrafda âb u giyâh ve hatb u sâye-dâr mahaller buluna ve Ordu yeri ʻasker-gâh olmağla alaylar bağlanup, pürhâş ü savaş vaktinde ʻaskerin cümû‘u birbirleriyle te‘âzud u istizhâra kābiliyyetli olup, düşmenin toplarına havâle ve ʻale'l-gafle hücûmuna medâr olmaya. ʻAsker-gâhda Serʻasker'e [31b] menzil ü makām vasât-ı ordu ihtiyâr olunup, zikr olunan makām-ı merciʻ-i umûr ve masâdır-ı evâmir olup, toplar ve mühimmât dâyiresi kurb-ı Serdâr'da ola. Üç yüz hatve buʻd ile didebânlar tertîb olunup, gündüzlerde mürtefiʻ ve işrâflı depelerde
ve ağaçlarda hengâm-ı şâmda münhafız ve alçak yerlerde ve vihâd u vâdîlerde ve şâhrâhdan hâric mahallerde ve mevârid ü meşâriʻin tekātuʻ etdikleri yerlerde durup pinhân olalar. Bir vechile ki sâdreyn ü vârideyni görüp, kendüleri kimesneye görünmeyeler ve düşmeni gördükleri hâlde ifşâ etmeyüp, mahalline mektûmen haber vereler. Ve arduşıklı mevkiʻ iktizâsına göre ve ʻaskerin mikdârına göre tarh olunur. Fi'l-vakiʻ tenk ve lüzûmundan nâkıs olursa ve kesrete ittisâʻı bulunmadığı hâlde izdihâm ile müzâhameye mü’eddâ olur. Vüsʻati hadden bîrûn olur ise ve zâyiʻ-i ʻadîde ve nevbetci ve bekçi kesretine muhtâc olup, muhâfazası müşkil olur. Yegâne vü müfred olan ordu müstakîmü'z-zevâyâ şekl-i murabba‘da tarh olunup, etrâfı hendek ile tahkim oluna. Şimdilik ahvâl-i cenge dâyir bu makalecik ile iktifâ olunup, bi-‘avnihî Te‘âlâ münâsebet geldikçe harbde şâyeste-i mülâhaza baʻzı ahvâl zikriyle taʻmîm-i fâyideye ihtimâm olunur.
İstitrâd
Attribution
- Citation:
- "İstitrâd", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1789_052.html
Item Details
- Title:
- İstitrâd
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1203
- Source:
- Yavuz Bülbül
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota