Beyân-ı keyfiyyet-i meşveret

İşbu şehr-i Recebülmüreccebin ondokuzuncu isneyn günü sâhilhâne-i hazret-i fetvâ-penâhîde sadrıazam hazretleri ve Selânik mutasarrıfı Vezîr Silâhdâr Mustafa Paşa ve sudûr-ı kirâm hazerâtı ve defterdâr efendi ve reisülküttâb efendi ve çavuş-başı ağa ve Tevkiʿî Çelebi Mehmed Efendi ve defter emîni Hasan Efendi ve rûznâmçe-i evvel Süleyman Bey-efendi (V₁/103-b) ve muhasebe-i evvel Feyzi Süleyman Efendi ve Lâleli Mustafa Efendi ve Abdülkerim Efendi ve Penâh Süleyman Efendi hâzır oldukları hâlde sadrıazam hazretleri feth-i bâb-ı kelâm edüp Nemçelü tarafından zuhûr eden matlûbât ve ana müteferriğ olup vakt ü hâl iktizâsiyle mülâhaza olunan tedbîrât mukaddemâ kaleme alınup cümleye irâ'et ve herkes hânesinde kırâ'at ile mütālaʿasını ifade etmek tenbîh olunmuşidi. İşte bu maddelerin gerek redd ve gerek kabûlünde der-kâr olan mehâzir-i adîde ve ʿacilen ve âcilen tekevvünü melhûz belki meczûm olan harb mechûletü'n-netîce zikr olunan sûretden her birinizin maʿlûmu olup mukaddemâ kaleme alınan keyfiyyât lâyihât-ı akliyye kabîlinden olup madde-i vâhidesine hükm-i katʿî müteretteb olmağla sizin dahi hâtırınıza hutür eden sânihât ne ise beyân ve bu maddeler cümleye râciʿ masâlihden olmağla bir ferd mülâhazasını ketm ü pinhân etmesün buyurduklarında defter emîni Hasan Efendi baʿzı vesâil ile kavl-i aʿdâyı taʿlîl ve bu takrîb ile vakt ü zamânı tevsîʿ ve tatvîl etmek re'yini tasvîb ve Süleyman Feyzi Efendi mûmâ-ileyhi taʿkîb ve mütālaʿa olunan hudûd-nâmelere nazaran hudûd-ı Bosna'nın cümlesi nehreyn ile mahdûd olmak lâzım geldiğinden gayri hudûd nizâʿı olduğuna binâen mahallinde rü'yet olunması münâsib olduğun takrîr eyledikde sadrıazam hazretleri mukābele edüp ahid-nâmelere nazar olunsa nehr-i Sava ve nehr-i Una hudud olmak iktizâ eder musâlahadan sonra muhaddid taʿyîn olununan Saʿid Paşa'nın mübâdele eylediği hudûd-nâme ayyârelerinden hudûd-ı tarafeyn kemâ-yenbagî mümtaz olmayup husûsâ nizâʿ-ı mezkûr elliatı târîhine değin adem-i fasl u hasm ile devr-i teselsül kabûl edüp Râgıb Paşa merhûm re'is iken Nemçe kapu-kethüdâsiyle bu maddeyi müzâkere edüp gerçi sened mübâdele olunmuş lâkin defʿ-i dağdağa irâdesine mebnî maddeyi iğlâk etmiş bu sebeble sened-i mezkûrun dahi ihticâca salâhiyeti mefkûd ve bu tarafda katʿ-ı madde içün bâb-ı imkân mesdûd olduğun beyân akabinde re'îs efendiye teveccüh ve re'y olarak kaleme alınup mukaddemce âmâde kılınan şukkanın huzzâra kırâatini tefevvüh buyurmalariyle kırâʾate şurûʿ olundu. Meâl-i şukka: Husûs-ı mezkûr içün bu tarafda murahhas taʿyîn olunmaksızın bir kerre Nemçe elçisiyle mülâkāt ve bu husûsların bu tarafda katʿı mümkin olmadığı ve İrşova maddesi dahi bâlâda tafsîl olunduğu üzere defʿ-i mevâniʿ ile kemâfi'l-evvel meskûtun anh kalup Bosna maddesi dahi çünki ahden taleb olunuyor, Devlet-i aliyye tarafından Bosna vâlisi ve Nemçe tarafından dahi hudûd cenerali yahud diğeri terhîs olunup re's-i hudûdda yoluyla müzâkere ve katʿ ve tarafeyne iʿlâm olunsun deyû elçiye cevâb verilüp ne muʿâmele eyler ise tekrar (V1/104-a) istişâre ve iktizâsına göre hareket olunmak re'ylerinden ibâret olmağla cümle huzzâr bundan aʿlâ re'y olmadığını iʿtirâf ve ikrâr esnâsında sadrıazam hazretleri kelâmını iʿâde ve «elçinin bu sûretde rızâsı mechûl olup şâyed adem-i rızâ ile mevâddın kabûl olunmadığını devletine ifâde ve devleti dahi esbâb-ı harbi hâzır ve âmâde ede» buyurduklarında baʿdehu Süleyman Feyzi Efendi «ne mâniʿ bir kerre elçiye tefhîm olunsun, görelim ne cevâb eder» kavlini îrâd hilâlinde re'îs efendi Râgıb Paşa riyâsetinde verilen senedin sûreti hâzır olduğun beyân ve kırâatini istîzân eyledikden sonra bidâyetinden nihâyetine dek kırâʾat ve sadrıazam hazretlerinin buyurdukları gibi musannaʿ bir sened olup ihticâca salâhiyeti olmadığı maʿlûm-ı erbâb-ı meşveret oldu. Baʿdehu Süleyman Feyzi Efendi «İrşova maddesini der-miyân edüp icrâsı meşrût olan nehir icrâ olunmuş ise hudûd-nâmelere nazaran Nemçelü'nün daʿvâsı lağv olmak iktizâ eder. Binâen alâ-zâlik nehr-i mezbûr icrâsı olundu mu? Mahallinden istiʿlâma taʿlîk olunmak ensebdir» dedikde sadrıazam hazretleri nâtıka-cünbân-ı hüsn-i beyân ve «sulh akabinde nehrin icrâsiyle ifâ-yı şart olunduğu mütevâtir ve ayân iken ve Nemçelü bu daʿvâyı ahd etseler nehr-i mezbûr icrâ olunduğu kendülerini ilzâma kavî burhân iken istiʿlâma taʿlîk husûsu şübheden neş'et eylediğini mesfûrlar bahse medâr ve belki daʿvâlarına delîl iʿtibâr edeceklerinden gayri bu kaziyyeyi Devlet-i aliyye'nin gafletine haml eyleyecekleri aşikârdır» buyurdular. Feyzi Efendi kelâmını tekrîr ve «merâmım hak kimin yedinde olduğu maʿlûm olmak içün bu maddeyi tahkīk ve tefsîrdir» deyicek re'îs efendi mukābele edüp «Nemçelü bu maddeyi ahden daʿvâ etmez ki bu tekellüfler lâzım gele hemen açıkdan dostluğa binâen isterim» dediklerini tasrîh eyledi. Feyzi Efendi kavl-i evvelden udûl ve «hasma ye's ve ümid beyninde bir kavl-i gayr-i müfîd îrâd olunması maʿkûldür» dedikde sadrıazam hazretleri mukābele edüp «kelâm-ı vâhî ile hasım mülzem olmaz, olsa olsa işbu iki maddenin aʿzamı Bosna maddesidir, mahalline havâle ile nizâm buldukdan sonra madde-i İrşova ki bu maddeye nisbetle cüz'îdir, ol dahi sûret-i hasene ile bir kalıba ifrâğ olunsun denilmelü>> buyurduklarında şeyhülislâm efendi hazretleri ve sâir huzzâr bu sûreti istisvâb eylediler, bu aralıkda Lâleli Mustafa Efendi dahi istifrâğ-ı mâ-fî'l-fu'âd ve «Nemçelü'ye İrşova maddesini çünki dostâne taleb ediyorsuz, dostluğa mebnî olan maslahat başkadır denmekle te'hîr-i madde kābil olacağın îrâd eyledikde sadrıazam bundan Nemçelü'ye vaʿd-i zımnî husûlünü beyân taʿrîf ve mûmâ-ileyhin (V₁/104-b) hazır olduğu reʿy-i sahîfi ibtâl ve tezyîf buyurdular» sâbıkā Rumeli kazaskeri Ataullah Efendi sadrıazam hazretlerine hitâb ve «bu hususlarda Nemçelü'ye cevâb-ı redd verilse cengi ihtiyâr eder mi? Ve eder ise nakz-i ahd etmiş olmaz mı? ve Moskovlu'nun iʿâneti melhûz mudur? Ve iʿâneti tahakkukunda o dahi ahdini nakz etmiş olmaz mı? ve düvel-i sâire bunların bu hareketlerine râzı olurlar mı?» deyu isticvâb eyledikde şeyhülislâm efendi hazretleri mukabele edüp «nakz-i ahd ve rızâ-yı düvel ne demekdir? Düvel-i efrencin aʿzamı Françe Devleti değil midir? İngilterelü ile Kırım maddesine tavsît murâd olundukda râzı oldular mı? "el-Küfrü milletün vâhidetün" müeddâsınca mecmûʿu Devlet-i aliyye'nin bedhâhlarıdır Allahü teʿâlâ cümlesini kahretsün» buyurduklarında Ataullah Efendi mücâb olmayup kelâmını iʿâde ve sadrıazam hazretlerini muhatab eyleyerek merâmını bu vechile ifâde eylediği esnâ-yı kelâmda «her levâzımımız müheyyâdır buyurdunuz Nemçelü ile ceng mi edeceğiz?» diyecek sadrıazam hazretleri «biz Nemçelü ile ceng ederiz demek her şeyimiz hâzırdır dediğimiz zahîre ve mühimmâtdır. Lillâhü'l-hamd her mahalde bu levâzım mükemmeldir, ancak levâzımı iʿmâl ve mühimmâtı istiʿmâl edecek askerdir, askerin hâli maʿlûm ve her ne kadar zâbıtalarına saʿy olundiyse bir vefk-i matlûb nizâmlarına müyesser olmuyor. Hoşimdi ümidimiz münkatiʿ değil, şimdiki hâlde oldukça nizâm bulmadadır bi-minneti teʿâlâ giderek bir râbıta tahtına idhâl olunmaları me'mûldür. Zamânımızda lillâhi'l-hamd zehâir ve tertîb-i mühimmâtda kusûr zuhûr etmedi» buyurduklarında defterdar efendi musaddak-ı kavl-i mezkûr ve şübhesi olanlara defterini göstermeğe me'mûr oldu. Baʿdehû yine sadrıazam hazretleri sevk-i kelâm ve levâzım-ı mezkûrenin cemʿ ve tehyiesinde Devlet-i aliyye'ye sıklet vermediğin îhâm ve Kırım'ın defʿa-i ûlâsında yalnız İsmail'de katı çok masârifât ile cânib-i mîrî ber-hem-zede-i zarar u ziyân ve bâ-husûs İsmail seraskeri Abdullah Paşa'ya harclık nâmiyle mebâliğ-i vâfire verilüp maʿ-hazâ bu rütbe cemʿiyyet ve mühimmât ve levâzımda bu derece kesret ve külliyyet olmayup ve el-an seraskerlerin taʿaddüdü zâhir iken harclık nâmiyle me- bâliğ verilmeyüp hakîmâne idâre olunduğunu beyân ve serasker-i müşârünileyh vaktinde verilen nukūd-ı vefîre ale'l-amya verilüp el-yevm mikdâr ve kemiyyeti hakīkati üzere nümâyân olmadığından gayri gâh münâkaşa ve mu'âraza ve gâh muhâsede ve mübâgaze ile imrâr-ı evkāt ve hâl-i devlet ve ale'l-husûs etvâr-ı düşmen-i bed-tıynet fikr olunmayup gaflet ve adem-i teyakkuz ile aʿdânın tamaʿını müzdâd eyleyerek tevlîd-i envâʿ-ı mekkâre ve âfât eylediler. Meşveretlerde herkese ruhsat verilüp ihâta-i aklı kadar herkes bî-şâibe arz-ı vâridât-ı hâtırını arz ve devlete (V1/105-a) hayırlu ve nâfiʿ olan umûru sevk edüp kayd-ı mu'âheze ber-taraf olduğu dahi i'timâda şâyân eymân ile te'kîd olunur iken mecâlisde samt u sükûtu ihtiyâr ve hitâm-ı meclisde hânelerine varup her biri mütekellim-i vahde olarak eczâ-yı meclisleri olan baʿzı evgād-ı nâsa ifşâ-yı esrâr ve tertîb-i hükümden âbî ba'zı tasarrufât-ı bâtıla îrâdiyle her biri Eflâtun-ı dehr ve allâme-i asr olurlar. Vazʿ-ı engüşt-i i'tirâz eyledikleri mevâddın birine ilâc teklîf olunsa ve nizâm-ı umûr-ı devlete dâir tedbîr-i dil-pezîr istese feyâlet ve sehâfet-i re'ylerin izhâr ve kimi hükm-i takdîr ve kimi muktezâ-yı devr-i çarh-ı pîr diyerek acz ü hayretlerin âşikâr ederler ve'l-hâsıl cism-i devletin a'zâ-i re'îsesi hükmünde olan erkân-ı devletin ârıza-i nefsâniyyet ve muhâsedeleri tabî'at-i mülk-i buhrân-dîdeyi ifsâd ve edviye-i nâfiʿa makāmında olan ârâ-i hasene-i muhıkka ile ilâcına bakılmak levâzım-ı zarûriyyeden idüğün îrâd buyurdular. Süleyman Penâh Efendi «Bosna arâzisine bedel bir âhar mahal verilse olmaz mı?» deyicek şeyhülislâm efendi mukābele edüp «her kangı mahal bedel verilse yine bir aralıkda Bosna arâzisini Nemçelü taleb ve mâdde-i bedeli kāle getürmek bu mülâbese ile gayr-i ensebdir» dediler. Sadrıazam hazretleri bundan sonra cümleye havâle-i nigâh ve meclis-i meşveretde hâsıl olan hülâsa-i tedbîri istiknâh eylediklerinde cümle huzzâr maslahatın mahalline ihâlesini ihtiyâr ve ba'dehû re'îsülküttâb efendiye hitâb ve «Nemçe elçisine tertîbi musammem olan meclis-i mükâlemede ne cevâb vereceksiz» buyurduklarında arâzî mâddesi dahi bu meclisde karâr bulduğu vech üzere elçiye îrâd olunup İrşova mâddesi dahi beyne'l-va'd ve'l-ye's Bosna mâddesinin hitâm-ı nizâmına ta'lîk olunacağını beyân eylediler. Ba'dehû Yeniçeri ocağı'ndan bin nefer topcu tertîb olunup el-yevm ta'lîm-i fenn ile iştigāl ve fî-mâ-ba'd ne mikdâr taleb olunur ise i'tā eyleyeceklerini iş'âr ile Karadeniz boğazından hâric binâ olunacak kal'alar ve Karataş altında yapılacak tersâne ve dar-ağacı mâddeleri der-miyân ve şiddet-i lüzûmu ve mikdâr-ı masârifi ve bakāyâ mâlinden idâre olunacağı beyân olunup lüzûm ve iktizâsını ehl-i meşveret teslîm ve tahsîn akabinde sadrıazam hazretleri bir mukaddime-i belîga temhîd ve ketm-i meclis husûsunda gāyet teşdîd ve huz- zârın cümlesi adem-i ifşâ-yi taʿahhüd edüp hattâ kelâmlarını eymân-ı gulâz ile te'kîd ve ol vechile kelâma encâm ve meclise hitâm verildi. Garîbe: Meclis-i meşvertde güzerân eden ebhâsdan hâsıl olan re'y-i savâb ve ittifâk-ı cümle ile elçiye verilecek hakîmâne cevâb minvâl-i muharrer üzere bir ferde ifşâ olunmayup hırz-ı (Vı/105-b) cân gibi pinhân kılınması taraf-ı sadâret-penâhîden erbâb-ı meşverete yegân yegân ifâde ve beyân olunup anlar dahi müteʿahhid-i emr-i kitmân olmuşlar idi. Yevm-i meşveretin ferdâsı Nemçe ve Rusya tercümânları kapuya gelüp Nemçe elçisiyle bir defʿa mülâkātın lüzûmunu re'isülküttâb efendi îmâ eyledikde tercümânlar cevâba ibtidâr ve mülâkāta hâhiş ne hikmete mebnî olduğu bedîdâr olmadığından elçiler bizleri bu tarafa tisyâr ve Devlet-i aliyye tarafından murahhaslar taʿyîn olunmadıkca mülâkātın imkânı olmadığını işʿâr etdiklerinde emr-i mülâkāt henüz zikr ü îrâd ve elçilerin ıttılâʿları ne takrîb ile olduğu efendi-i müşârün-ileyh tarafından istifkād olundukda âsârdan istidlâl eylediklerini tasrîh ve karâr-ı meclise vukūfların telmîh eylediler. Maʿlûm ola ki meclis-i meşveretde müctemiʿ olan baʿzı zevâtın kiminin hîş ü tebârı ve kiminin zuʿmunca sâdık ve yâr-ı gārı olup hitâm-ı meclisde birer takrîbiyle mahsûl-i meşvereti tashîh içün her biri bir gûne rîş-hand ve müdâhene mukaddemâtını bast u takdîm ve bu meclisde mecbûl olduğunuz şîme-i sadâkat ve hassa-i lâzıme-i insâniyyet olan cevher-i istikāmet ve dirâyet muktezâsı üzere Devlet-i aliyye'ye hayırlu olan masâlihi sevk ü taʿlîm ve kendüyü bilmez baʿzı cedekârân şûrâyı kānûn-ı münâzaraya nâzır ebhâs-ı amîka ve meskût-ı akl-ı küllden müstazî ve müstefîd olan tedâbîr-i dakīka ile ser-fürû-bürde-i ilzâm ve teslîm eylediğiniz zâhir olup serâir-i devlete ıttılâʿ her ne kadar vazîfemizden hâric ise dahi cenâbınızın her hâlde râzdân ve hayr-hâhı ve mülhem olduğunuz baʿzı ârâ-i hasenenin istimâʿıyle müftehir ve mübâhî olacağımız daʿvâsının mir'ât-ı nukūş-ı mugayyebât olan kalb-i enverleri âdil-güvâhîdir deyû sayd-ı kebûter-i merâm içün nasb-ı dâm-ı ihtiyâl ve o makūle memkûr müdâhene olan zevât-ı kāsıretü'l-ukūl bî-ihtiyâr nakl-i meclise şurûʿ ve tertîb-i usûl ü fürûʿ ile hetk-i serâ-perde-i esrâr-ı devlet, cân gibi nihân olan irâde-i râz-ı saltanat giderek bir tarîk ile sâmia-zed-ı aʿdâ-yı bed-tıynet olacağından gayri erbâb-ı şûrânın baʿzıları hizmetlerinde olan sarrafların zebûn-ı dest-i imtinânları olup muʿâmelelerine medâr olmak zannıyle mâ-hasal meclisi mesfûrlara takrîr ve anlar dahi keyfiyyet-i ümmü'l-habâis ve nihânî baʿzı bevâʿis ile maddeyi teşhîr ede-geldikleri erbâb-ı tecrübenin maʿlûmu ve keferenin el-yevm bu mülâbese ile vâkıf oldukları serâir-i devlete olur-olmaz ricâl vâkıf olmadığı ezhân-ı müstakīme ashâbının meczûmudur. Ve meclis akabinde olan tenbîh-i ekîd aks-i kazıyyeyi mûcib olduğundan me'mûrlara hayret târî ve himmetlerine fütûr-ı küllî müstevlî olup hatta bundan sonra vukūʿ bulan meclis-i meşveretin âhirinde sadrıazam hazretleri (V₁/106-a) bu madde içün gâh taʿrîz ve gâh tasrîh sûretinde izhâr-ı te'essür ü ıztırâb eyledi cenâb-ı Hakk bu makūle hayr u şerri fark etmez bedhâhları ıslah ve veli-ni'meti olup sâyesinde ferâğ-ı bâl ile müteʿayyiş olduğu Devlet-i aliyye'ye kemlik isteyenleri mahrûm-ı rûy-i felâh ede, âmîn.
Attribution
Citation:
"Beyân-ı keyfiyyet-i meşveret", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1782_103.html
Item Details
Title:
Beyân-ı keyfiyyet-i meşveret
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1198
Source:
Mücteba İlgürel
Format:
text/plain
Language:
ota