Külliyyât ve cüziyyât-ı umûrda, mâ-hâbe meni'steşâra kavline hürmet ve iʿtibâr öteden berü âdet-i hasene-i devlet-i ebed-karâr olmakdan nâşî bi-hasebi'l-iktizâ münʿakid olan baʿzı mecâlisde müctemiʿ olanlara dest-ârâ-yi hall ü akd-ı umûr olan zevât taraflarından mâdde-i matlûbenin beyân-ı hüsn ü kubhu teklîf olundukda baʿzısı ve-lein selem ve baʿzısı lâ nüsellim edâlarıyla ser-
pûş-endâz-ı hokka-i dehen ve baʿzıları cumûd-ı karîha ve belâdet-i sarîha ile leb-i sükûta mühr-zen olduklarından gayrı baʿde hitâmü'l-meclis birbirleriyle mülâkāta şitâb ve hayfâ benât-ı efkârımız mütevârî-i perde-i ihticâb olup ilzâm-ı hasma medâr iddihâr olunan leâlî-i ârâ-i tâb-dârî silk-i takrîre keşîde ve tabakça-i beyâna vazʿ u halîde eyleyemedik, zîrâ derece-i istiʿdâd-ı (71-a) mahzımız küberâ-i kavmin maʿlûmları oldukda [Mısra:] El-câhilûne li-ehli'l-ʿilmi aʿdâ' fehvâsı üzere bu feyz-i gayr-i müktesebi hakkımızda istiksâr ve belki bir belâya giriftâr edecekleri âşikâr olduğiyçün men sahete necâ vâdisini ihtiyâr eyledük deyü mufâhare ve min gayr-i hükmin tezyîf-i ârâ-i ehl-i ʿukūle mücâsereleri an-asıl maʿlûm olmağla su'âl-i mukaddere cevâb zemîninde bundan akdem vâkiʿ olan meşveret akîbinde huzzârın cümlesine hitâb ve işbu serd olunan mevâdd umûr-ı cesîme-i dîniyye ve mülkiyyeden olup herkes hâtırına hutûr eden re'yi bilâ-ictinâb îrâd edüp havf-ı muʿâheze ve itâb ile istitâr-ı kelâm-ı Hak'dan mübâʿadet ve mehâbet-i meclis mâniʿ arz-ı re'y olduğu sûretde birkaç gün zarfında herkes iʿmâl-i fikr ü mülâhaza edüp mütâlaʿasını kethüdâ bey ve re'isülküttâb efendiye gelüp arz u takdîme mübâderet eylesün deyü emr ü tenbîh olunmuşidi. Bu esnâda hâlâ muhâsebe-i evvel olan Süleymân Feyzî Efendi kethüdâ beye gelüp Kırım mâddesine dâ'ir müzâkere hılâlinde kapudan paşa hazretlerinin İngiltere elçisiyle Kalyoncular kışlağında vukūʿ bulan mükâlemesi efendi-i mûmâ-ileyhe irâet olundukda bu mükâlemeye nazaran Moskov elçisi verilecek cevâb ile mülzem olmayacağı taʿayyün edüp elçi-i mesfûr (71-b) meclis-i mülâkātda cevâb-ı mezbûru adem-i ısgā ve devletime avdet ederim deyû ısrâr eder ise avdet-i harb takarrür eder. Hazînenin fıkdânı ve asâkirimizin adem-i râbıtası ve düşmanın taʿaddüdü ve Karadeniz'de Moskovlu'nun kebîr ve sagīr yüz elli pâre gemisi olduğundan başka Akdeniz'de dahi müttefiklerinden küllî donanma peydâ edeceği ve Moskov ve Nemçe'nin askerleri hudûd başlarında müheyyâ oldukları ecilden defʿaten hücumları ve serhadlerde el'ân anlara mukāvemet ve müdâfaʿaya vâfî askerimizin adem-i vücûdu hâtıra geldikce ârâm ve râhatı selb ediyor. Bunların teklîflerini kabûl müşkil olduğu gibi vakti mütâlaʿa ile ebvâb-ı cengin küşâdı dahi müşkil olduğu bî-iştibâhdır. Hoşimdi gayri çâre nedir? meclis-i meşveretde karâr bulan cevâb bir kerre elçiye verilsün, lâkin kabûl etmeyüp hakīkaten devletine avdet murâd eyler ise re'is efendi kendüye hitâb edüp senin böyle devletime avdet ederim diyeceğin
bizim maʿlûmumuz değil idi, çünki me'mûriyetin böyle imiş, sûret-i hâli efendilerimize ifade edelim, ne gûne re'y buyururlar ise sana beyân ederiz, kelâmını edâ ve hakîmâne meclisi taʿlîk-i vakt-i âhar eylesün, yine bir yere gelünüp bir kat dahi müzâkere ve tarh-ı kurʿa-i müşâvere olunsun, zîrâ avâkıb-ı kârı mülâhaza lâzımdır makālâtını îrâd eyledi. Baʿdehû mükâleme-i mezbûre hâlâ defter emîni Ahmed Nazîf Efendi'ye (72-a) gösterildikde elçiye îrâd olunacak cevâb Kırım keyfiyyeti elçileri taraflarından França ve İngiltere devletlerine yazıldı, anlardan ecvibe gelmedikçe Devlet-i aliyye buna lâ ve naʿam diyemez kelâmından ibâret olacak idi. İşbu mükâlemenin mefhûmuna nazaran beher hâl İngiltere elçisi kapudan paşa hazretleriyle mülâkātını ve sûret-i müzâkeresini Rusya elçisine söylemişdir. Bu sûretde elçi-i mersûm verilecek cevâbı ısğâ eylemeyüp İngiltere Devleti'nin vürûd edecek haberini elçileri size ifade etdi ve França Devleti'ne dahi devletimiz katʿice mukaddem cevâb verdi, makālini der-meyân edeceği mukarrerdir. Mesfûr Rusya elçisi istimâʿ olunduğuna göre adem-i mümâşât sözünü aldıkda avdet edecek imiş, meclis-i mülâkātda avdet ve insirâfını tebyîn ve ısrâr ve bizim tarafdan dahi sen bilirsün muʿâmelesi gösterildiği gibi muhârebe kapıları açılacağı ve Nemçe ve Rusyalu ikisi birden müheyyâ olmalariyle serhaddâta hücumları bedîhîdir. Hudûdlarımızda aʿdâyı mukābeleye vâfî asâkir ve Karadeniz'de sevâhil-i islâmiyeyi muhâreseye kâfi ceng sefâinimiz olmadığı cümleye maʿlûmdur, bu bâbda kulûba hayret ârız oluyor. Kırım maddesini kabûl müşkil ve reddinde dahi hudûs-ı ceng muhakkak ve serhaddâtın kemâ-yenbağî asâkirden hulüvvü mukarrer ve celbi zamâna muhtâc idüğü ve aʿdâ vakit vermeyeceği nümâyân olmağın re'is efendi elçiye mülâkātında mücâb olmayup avdet sadedinde musırr olduğu hâlde hakîmâne ne işlerse (72-b) işleyip cevâb-ı katʿîyi meclis-i âhara taʿlîk eylemesi ve baʿdehû bir yere gelinüp tekrâr Bâb-ı âsafî'de bir meşveret-i umûmîye akd ve ilacı müşâvere olunması münâsib mülâhaza olunur deyû takrîr eyledi. Tevkîʿî Çelebi Mehmed Efendi dahi mükâleme-i mezkûreyi krâ'at eyledikde mukaddemâ tasmîm olunan cevâbı Rusya elçisi kabûl etmeyeceği zâhir oldu. Buna katʿî cevâb verildikde beher hâl feth-i ebvâb-ı cidâl iktizâ ve Rusyalu'nun sefâin-i menhûsesi Karadeniz sevâhiline ve müttefiki ile maʿan hudûdlarımıza eyyâm-ı şitâ demeyüp hücûm eyleyecekleri hüveydâdır. Bu sûretde bizim her cânibde müdâfaʿa-i aʿdâya vâfiye asâkirimiz olmadığı ve eyyâm-ı şitâda askeri istediğiniz gibi ihrâc ve düşman mukābiline îsâl mümkin olmadığı zâhir ve Tiflis hânı Moskovluya tebaʿiyyet ve Ananur tarîkiyle Moskovlu Tiflis ve Gürcistan'a araba işler yollar açdıkları ve tabur-ı makhûrunun ucu Tiflis'e geldiği bundan akdem Çıldır vâlisi Vezîr Süleyman Paşa hazretlerinin
vürûd eden tahrîrâtında ve gönderdiği havâdis evrâkında muharrer olmağla ebvâb-ı ceng açıldığı gibi Tiflis hânı maʿiyyetinde olan Moskov askeri ile Çıldır ve Kars etrâfına Açıkbaş hâkimi Soloman dahi bir tarafdan Çıldır ve Faş ve Anakra'ya sû-be-sû itâle-i pây-i tecâvüz edecekleri muhakkakdır. Henüz Çıldır kılâʿını taʿmîr içün taʿyîn olunan ümenâ mahalline varalı iki ay oldu, ve gönderilen top ve mühimmât Trabzondan nakl olunamadı. (73-a) Ol havâli dahi müteʿaddid seraskerlere ve külliyetlü asâkir ve mühimmâta ve akçe ve zehâire muhtâcdır. Şîrâze söküldüğü hâlde küffâr-ı hâk-sâr her cânibden bizi işgâl içün taraf taraf baş gösterecekdir. Bunlar etrâfıyla mülâhaza olunup Moskov elçisine meclis-i mülâkātda katʿî cevâb verilmekden ise hakîmâne meclis-i âhara taʿlîk ve tekrâr bir meşverete dahi taʿvîk olunmak re'y-i savâb zann olunur, zîrâ avâkıb-ı kârı ve taʿaddüd-i husemâyı ve ahvâl-i Devlet-i aliyye'yi mütâlaʿa ve muvâzene lâzımdır» deyû takrîr eyledi. Rûznamçe-i evvel Bekir Paşa-zâde Süleyman Bey-efendi'ye dahi mükâleme irâ'et ve bu husûsların müzâkeresine mübâderet olundukda tersâneye me'mûriyetim sebebiyle bu mükâlemeyi kapudan paşa hazretleri bana tamamca ifâde eyledi, ve şifâhen bana söylediği kelimâtda Kırım mâddesi sened verilmeksizin bir sûret kabûl edeceğini ve Nemçelü tarafından bir teklîf zuhûr etmeyeceğine taʿahhüd eyleyeceğini İngiltere elçisi beyân eylediğini dahi söyledi. Müşârün-ileyh hazretlerinin dediği gibi İngiltere elçisi sened iʿtâ olunmaksızın Kırım husûsunda devlet-i ebed-müddetin sükûtiyle işe râbıta verüp Nemçelü'nün dahi bir gûne tekliflerî olmayacağını tanzîm eylediği sûretde kendü akl-ı kāsırıma göre dokuz senedir sükût olunduğu gibi birkaç sene dahi iğmâz muʿâmelesini tecvîz eder idim, zîrâ ceng tahakkuk eyledikde ibtidâ an-akall otuz bin kise nakde ve asâkirin itâʿat ve sebâtlarına ve bahren ve berren (73-b) iki düşmana mukavemete vâfî tertîbâta muhtâc askerimizin adem-i zâbitaları ile aʿdâ taraf taraf hücûm eyledikleri hâlde vüzerâ ve zâbitâna adem-i inkiyâd ile perîşânlık göstermeleri, Sofya'da vukūʿ bulan hâdiseden ve altı-yedi aydır leylen ve nehâren bu kadar evâmir ısdâr ve mübâşirler tisyâr olunmuş iken henüz serhaddâta ve İsmâʿil ve Silistre ve Sofya'ya ve husûsâ düşmanın muvâcehesinde kâin Ada-kala'sına bi-ecmaʿihâ beş-altı bin yeniçeri îsâl olunamadığından istidlâl olunur kuvvet ve kudret Hakk'ın olup âciz ve mazlûma muʿîn olacağında eğerçi şübhemiz yokdur, lâkin âdât-ı ilâhiyye her şey'i esbâb ile halk ede-geldiği dahi inkâr olunmaz. Havâdis-i âtiyenin netâyicine ilm Hakk teʿâlâ'ya mahsûs olmağla esbâb-ı zâhirede min-külli'l-vücûh fıkdân der-kâr iken nusret-i gaybiyyeye istinâden böyle kavî düşmanlar ile ebvâb-ı harbi açmak tiryâkin hâsiyyet-i mechûlesine iğtirâr birle zehr-i mülhiki içmek gibidir,
لا تشرب السم على جرعة وان تأتى لك ترياقه
hudâ göstermeye bâdî-i emirde perîşânlık olur ise Devlet-i aliyye'ye yazık olur. Muhassal-ı kelâm re'îs efendi elçi ile mülâkātda elçi-i mesfûr mülzem olmayup elbette devletime avdet ederim der ise hakîmâne iskât ile bu emr-i pür-hatarı cümle ile tekrâr müşâvere içün cevâb-ı katʿîyi meclis-i diğere taʿlîk eylemesi münâsib olmak gerek deyû mütâlaʿasını ifade eyledi. Hâlâ Matbah-ı âmire Emîni Süleyman (74-a) Penâh Efendi'ye dahi zikr olunan mükâleme gösterilüp hülâsa-i fikr ü mütâlaʿası ihtiyâr olundukda «bu sefer evvelki seferlere kıyâs olunamaz. Karadeniz'in sâhilleri Moskovlu'nun yed-i tasarruflarında ve istimâʿ olunduğuna göre yüz elli pâre kebîr ve sagîr gemileri Azak denizi ve Kerş ve Yenikalʿa ve Özi suyu içinde mevcûd ve askerleri hudûd başlarında ve tabur-ı makhûrları serhadler karşularında işârete muntazır olmalariyle Moskov elçisine katʿî cevâb iʿtâ ve devletine avdet eylediği gibi harb tahakkuk eyleyeceği zâhirdir. Küffâr gemileri Bahr-i siyâh'a ve asker-i mahzûlleri serhadlerimize cerâd-ı münteşir gibi hücumlarında hâl niye varır, bu şehre otuz-kırk gün zahîre ve levâzım-ı zarûriyye gelmese başımıza kıyâmet kopar ve kendü derdimize düşeriz. Henüz bir gāile yoğiken ekmekler siyâhdır ve odun ve kömür bulunmuyor deyû bir alây nâs neler söylüyorlar, Bahr-i siyâh'da düşman gemilerinin önüne çıkacak bir gemimiz yoğiken ale'l-gafle a'dânın birkaç teknesi boğazdan taşralarda birkaç top atsa İstanbul'a gulgule düşüp ahâlisi birbirine girmekle cümlemizi şaşururlar. İşte bu sefer evvelki ile kıyâs olunmaz dediğimin sırrı budur. Geçen seferde ve eslâfda, Bahr-i siyâh'da Moskov'un donanması yoğidi. Benim akl-ı kāsırıma kalur ise defʿaten vâhideten ceng kapuları açılmamağa saʿy olunmak vâcib ve mükâleme-i âtiyede elçinin ilzâmı mümkin olmadığı sûretde cevâb-ı katʿî iʿtâ olunmayarak meclis-i diğere (74-b) taʿlîk ve tekrâr meclis-i umûm akd ve ittifâk-ı cümle ile karâr bulan tedbîr üzere hareket emr-i lâzım ve lâzibdir deyû takrîr eyledi. Kethüdâ-yı esbak Lâleli Mustafa Efendi dahi karîha-i baʿîdü'l-gavre mürâcaʿat ve çîre-destî-i mütehayyile ile levha-tırâz-ı sünûh olan tedbîr-i dil-pezîrini lisânen ifade etmeyüp re'îsülküttâb efendi tarafına takrîr irsâline mübâderet ve me'âlinde tavassut-ı devleteyne maddeyi taʿlîk ve hasmı ityân-ı delîl ile semt-i âştîye teşvîk hususlarını derc ve tenmîk etmiş, zikr olunan mükâleme kâğıdı hâlâ şeyhülislâm ve müftî'l-enâm sellemehü's-selâm hazretlerine dahi irsâl ve maddeye baʿde'l-ittılâʿ sudûr-ı kirâm hazerâtına dahi irâet olunmak ihâle-i re'y-i isâbet-iştimâlleri buyuruldukda İngilterelü ve gerek sâirleri el-küfrü milletün vâhidetün müeddâsınca yek-diğer ile muhâbere Devlet-i aliyye'yi ihâfe ve tevhîş ile Nemçelü ve Moskovlu'nun merâmlarını kabûl etdirmeğe ittifâk etdiklerinde şübhe yokdur. Lillâhi'l-hamdü ve'l-minne Devlet-i aliyye
tedârükât-ı seferiyye ve tedâbîr-i masâlih-i cihâdiyyede tavk-ı beşer ihâta eylediğinden evfâ saʿy u ikdâm ediyor. Rabbülâlemîn muvaffak ede. Bizler Moskovlu ve Nemçelü ile muhârebeyi istemeyüp ahdimizde ber-karâr olduğumuzu beyân eder iken mesfûrlar ısğā etmeyüp üzerlerimize gelürler ise, Hudâ kerîmdir, hemen meclis-i meşveretde bi'l-ittifâk karâr bulan cevâb (75-a) Moskov elçisine verilür, görelim Hakk teʿâlâ ne gösterir ve bu mükâlemeyi sudûr-ı kirâm efendilere göstermek muktezî değildir» cevâblarını ifâde buyurdular. Baʿdehû sadrıazam hazretleri Tersâne-i âmire'ye debdebe-i vezîrâneleriyle güzâr ve defterdâr efendi ve sâir ricâl-i bâb ve Tersâne-i âmire emîni efendi ile meclis tahliye olunup iʿâde-i muhârebe husûsu miyâneye vazʿ ve mürettebât ve donanmanın tahmînine ve tedârükât-ı bahriyyenin ilâcına şurûʿ maddeleri istişâre olundukda, kapudan paşa kelâma ağâz edüp «ceng avdet eylediği hâlde yalnız Donanma-yı hümâyûn masârifi olarak on iki bin keseye muhtacız, bu dahi tahmîndir, on beş bin kese gitmek mukarrerdir, ve bundan katʿ-ı nazar kebîr ü sağīr sefâinimizin asâkir-i mükemmelesi takımlarını mülâhaza etdim, otuz altı bin asker iktizâ ediyor bu kadar nakde evvel-emirde ihtiyâç derkâr, mebâliğ-i mezbûre hâzır ve âmâde midir? İbtidâ anı su'âl ederim ve sâniyen otuz altı bin asker ne mahallerden ihrâc olunacakdır, deryâ askeri gemi ahvâlini bilür tâifeden olmak lâzımdır. Meclis-i meşveretde ulemâ efendilerin münâsib gördükleri vechile Moskov elçisine katʿî cevâb verilüp devletine avdet eylediği hâlde derhal küffâr Karadeniz içün âmâde eylediği sefâin-i menhûsesini çıkarup zahîre ve mühimmât gemilerimize hücûma başlayacak (75-b) muhâfazasız Tuna ve Karadeniz'den sefînelerimiz âmed-şüd edemez olur, tez elden ceng gemileri techîz ve askerini tekmîl ve ihrâc irâdesiyle her ne kadar saʿy eylesek üç aya tevekkuf eder, düşman ise vakit vermez. Muhassal-ı merâm donanmanın hâli böyle ve taraf-ı berrde iki düşmana mukābil olacak mürettebât ve asâkir ve masrûfât dahi buna kıyâs oluna benim bildiğim ebvâb-ı kıtâli küşâd hatarı mûcibdir» makālâtını sarâhaten îrâd eyledi.
Takārîr-i ricâl-i devlet-i ebed-ittisâl berâ-yi Kırım
Attribution
- Citation:
- "Takārîr-i ricâl-i devlet-i ebed-ittisâl berâ-yi Kırım", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1782_044.html
Item Details
- Title:
- Takārîr-i ricâl-i devlet-i ebed-ittisâl berâ-yi Kırım
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1198
- Source:
- Mücteba İlgürel
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota