Rusya elçisinin bundan akdem arz eylediği takrîrine meclis-i meşveretde karâr-gîr-i ârâ olan cevâb (67-b) iʿtâ olunmak üzere işbu doksansekiz senesi Muharreminin yirminci isneyn günü Aynalı-kavak sâhil-sarayında vezîr-i mükerrem kapudan paşa hazretleri ve sâbıkā İstanbul kadısı Müftî-zâde Ahmed Efendi ve reisülküttâb efendi hâzır oldukları hâlde Rusya elçisi dahi gelüp icrâ-yı rüsûm-ı âdiye akabinde reisülküttâb efendi kelâma ağâz edüp «bundan akdem vukūʿ bulan mükâlemede güzerân eden ebhâs ile hülâsa-i me'mûriyetiniz maʿrûz-ı evliyâ-yı devlet kılınup bi-etrâfihâ mülâhaza olundu. Devlet-i aliyye Rusyalu ile olan musâlahasında sâbit-kadem ve muhârebe ve âhar bir fikre zâhib olmadığı gayr-i mübhem olduğundan gayri Kırım maddesinin dahi França ve İngiltere devletleri müteʿahhid oldukları hâlde bir râbıta-ı haseneye rabt olunmasına râzıdır» dedikde elçi-i mesfûr cevâba mübâderet ve «devleyeteyn-i mezkûreteyn bu maddeye tavassutu mukaddemâ Rusyalu'ya tahrîr ve işâret eylediklerinde kabûl olunmayup Devlet-i aliyye'yi fakat bu maddenin husûlüne tergīb ederseniz siz bilürsüz denilmiş idi. Eğer elçileri madde-i tergīb ve teşvîki arz etmediler ise me'mûriyyetlerini îfâ etmemiş olurlar ve tavassuta dâir bir şeyi olmadığı geçen meclisde dahi tarafımdan söylenmiş idi» dedikde re'is efendi kelâmını tekrâr ve «elçiler ifâde-i hâl ve îfâ-yı me'mûriyyetde kusûr ihtiyâr etmediler, ancak maddenin katʿını îrâd eylediklerinde mücerred Devlet-i aliyye'ye itmi'nân gelmek içün
madde-i mezbûrenin kabûl edeceği (68-a) hüsn-i sûret anların tavassutlariyle olmak irâde olunup bu irâdeyi devletlerine tahrîr etmeleriyle haber vârid olmaksızın nizâm-ı maddeye mübâşeret münâsib olmadığından gayrı bu maddenin hod be-hod katında Devlet-i aliyye'ye itmi'nân-ı tâm hâsıl olmayacağı zâhirdir» dedikde elçi-i mesfûr «tavassut maddesini devletim kabûl etmeyeceği meczûmum, ancak hüsn-i sûret ta'bîrinden merâm nedir? benim me'mûriyetim meclis-i evvelde takrîrde musarrah olan lâ ve naʿam cevâblarının birini tahsîl etmekdir ve tavassut ta'bîrinin ba'dinde mezkûr ta'ahhüd kelimesinden garaz nedir?» dedikde hüsn-i sûret ta'bîrinden merâm tavassutlarını irâde eylediğimiz devleteyn elçileri ve biz ve siz bir mahalle gelüp maddeyi der-meyân ve anların inzimâm-ı tavassutlariyle bir sûret-i haseneye rabtdır. Ve taʿahhüd ta'bîrinden garaz dahi tanzîm olunacak sûret-i hasene i'timâda şâyân olmakdır» denildikde mesfûr i'âde-i kelâm ve me'mûriyyeti kat'î olduğun ifhâm edüp tavassut mutâlebesi ve tağyîr irâdesiyle te'hîr-i maslahat abes ve redd ile cevâb cengi îcâb eyleyeceğini îmâ ve mukaddemâ arz eylediği takrîrin nihâyetinde bu ma'nâyı müfîd olan mahalli tercümânına tekrar kırâ'at etdirdi. Kapudan paşa hazretleri tarafından dahi elçilerin devletlerine mukaddem tahrîr eyledikleri cevâbın vürûduna «kat-ı madde ta'lîk olunmak münâsibdir» denildikde «bundan garaz tavassut maddesi ise muhâldir. Zîrâ devleteyn emr-i tavassutu devletimize tahrîr edüp kabûl olunmadığına binâen tekrar tahrîr etseler kendülere mûcib-i nakīsa-i şân olur, (68-b) buna binâen yazmazlar ve fi'l-asıl madde-i tavassut hâhiş-i tarafeyn ile olmalıdır. Ma'a-hazâ devletimiz tavassut kabûl etmez ve eğer birkaç gün te'hîr matlûb ise ne mâniʿ, takrîrimizde mezkûr olduğu vech üzere maddeyi Devlet-i aliyye kat' ve nizâmına şimdi ta'ahhüd etsün mâniʿ değil, beş-on gün te'hîr edelim, ve illâ maddenin kat'î cevâbını vermeğe bir gün taʿyîn edün, ve cevâbınız ne ise verün zîrâ me'mûriyyet-i kat'iyyem size arz olunalı otuz günden mütecâvizdir, ve habere devletim müterakkıbdır, bâ-husûs bizim ve müttefikimizin asâkiri hudûdlarda âmâde olup küll-i yevm bu kadar masârifi mûcib oluyor. Havfım budur ki devletim tarafından bir bârid haber vürûd ede ya'ni fesh-i sulh ve bu tarafa avdet eyle haberi gelmek endîşesindeyim, sonra elimden ser-rişte gidüp iş müşkil olur. Devlet-i aliyye murahhasları tarafından tekrar mukābele ve devleteyn tarafından haber vürûduna ta'lîk-i maslahat âhar irâdeye mebnî olmayup garaz ancak husûl-i tavassutdur. Çünki anlar tavassut kaziyyesinde devletinizden cevâb-ı redd almalariyle tekrar haber göndermeleri mümkin değildir. Bu sûretde Rusyalu anlara eğerçi mukaddemâ tavassut emrinde sizlere cevâb-ı redd verilmişidi, ancak Devlet-i aliyye husûl-i hüsn-i sûret maslahatını
sizin tavassutunuza taʿlîk ediyor, tarafımızdan dahi rızâ verildi dese ne olur, murâd husûl-i madde ise bundan aʿlâ tarîk mi olur?» dediklerinde elçi-i mesfûr tavassut mutālebesi abes olduğun tekrâr ve «emniyyet dedikleri şey'i (69-a) devleteyn beyninde olan ahd ü mîsâka iʿtibârendir» dedikde «garaz münâkaşa değildir, vefâdârlık rüsûmuna riʿâyetiniz olsa Kaynarca musâlahasında izhâr-ı sebât edüp Aynalıkavak şurûtuna hâcet kalmaz idi» denildikde elçi-i mesfûr hacâletden muztarib olarak cevâba tasaddî ve «Aynalıkavak şerâiti Kaynarca musâlahasını fesh etmeyüp belki müfessiri olmağla o zamân ol vechile münʿakid olmasa iʿâde-i harb iktizâ eder idi. Ve hattâ bu madde dahi böylece katʿ olunmadığı takdirde muhârebe der-kâr olduğunu tekrâr ve beher hâl bir cevâb-ı katʿî verilsün» deyû isrâr eyledikde Devlet-i aliyye murahhasları tarafından ser-rişte katʿ olunmamak irâdesiyle çünki emr-i tavassut kabûlü mümteniʿ ve cevâb-ı katʿî ahzinde ısrârınız gayr-i mündefiʿ olduğu işbu meclisde müteʿayyin oldu. Bundan sonra husûs-ı mezkûr maʿrûz-ı evliyâ-yı devlet kılınur. Ne vechile irâde-i aliyyeleri taʿalluk ederse birkaç gün mürûrundan sonra yine bir mahalle ictimâʿ ile edâ-yı me'mûriyyet kılınur» dediklerinde mülâkāt-ı sâniye uzanmamak ve maddenin vasatı olmadığına binâen mülākāt-ı mezkûre diğer mülâkāta muhtâc olmayarak iki-üç gün zarfında cevâb-ı katʿî verilsün ve illâ muktezâ-yı me'mûriyetim üzere hâzırladığım takrîri takdîm ederim demekle beher hâl madde-i merkūme etrâfıyla mülâhazaya muhtâc olup baʿde'l-mülâhaza cevâbı verilür» denildikde taʿyîn-i vakitde ısrâr ve «mülâkāt ne gün olabilir» deyû istihbâr eyledikde «mülâkāt vakti (69-b) şimdi müteʿayyin olmak mümkin olmayup gayetü mâ-fi'l-bâb işbu meclisin iktizâ eden mahsûlü hâkipâ-yi evliyâ-yı naʿmâya arz olunup mülâkāt vakti taraflarından taʿayyün eyledikde tercümân vâsıtasıyla tarafınıza ihbâr olunur» denildikden sonra Rusya elçisi kelâma âğâz edüp «çünki kavm-i Tatar erbâb-ı fesâddan bir tâife olup devleteyn beynine ilkā-yi nifâkdan hâli olmadıklarına binâen serbestiyet ile şâyed bu gāile ber-taraf olur zann olunup Kaynarca musâlahasında serbestiyetlerine karar verildi. Maʿa-hazâ bu serbestiyet dahi müfîd olmayup gûnâgûn hâlât tekevvününe bâʿis oldular. Bilâhire Kırım'ın sekenesi devletimize tâbiʿ olup hânları dahi kasr-ı yed etmekle fî-mâ-baʿd mûcib-i nizâʿ olur, beyne'd-devleteyn bir şey kalmamak içün devletim dahi Kırım'ı zabt ve memleketine zamm eyledi. Devlet-i aliyye böylece kabûl ile matlûb olan senedi verdikden sonra Rusya Devleti'nin bir matlabı kalmayacağını ve mugāyir-i ahd bir gûne hâlete teşebbüs etmeyüp ahdinde sâbit-kadem olacağını Devlet-i aliyye'ye ifâdeye ve her vechile te'mîne me'mûrum, ve taʿahhüd ederim» dedi. İşbu mükâlemât esnâsında kapudan paşa hazretleri beş ve altı
defʿa ber-vech-i ilhâh França ve İngiltere devletlerinin tavassutlarını îrâd ve nice delâil ile elçinin ilzâmını murâd eyledi ise bir vechile müfîd olmayup elçi-i mesfûr lâ ve naʿam cevâbının bir an akdem verilmesi ve meclis-i sânînin iki-üç günü tecâvüz etmemesi bâbında kemâl [70a] mertebe ısrâr ve ibrâm ve ol vechile meclise hitâm verildi.
Amma ba‘dü: Rusya elçisi mahall-i mükâlemeye vârid olmazdan mukaddem kapudan paşa ve Müftî-zâde ve re'îs efendi beyninde işbu sened mâddesi güzerân edüp Müftî-zâde Efendi kelâma ibtidâr birle «bu kâfirler Kırım'ı ahden ve seneden zabt etmediler, açıkdan açığa fuzûlî istîlâ ve ahdi nakz eylediler. Benim bildiğim bu bâbda dahi bunlara mümâşât bir türlü yakışmaz, hemen halt etmişiz. Devlet-i aliyye ahde mugâyir vazʿınıza tahammül etmez. Bildiğinizden kalmayasız denilüp katʿîce cevâb verilse ne lâzım gelür? cihânın intibâkı mı lâzım gelür? kâfir sefer eder ise de Allah'dan istiʿânet ile mukābele ederiz, işin doğrucası böyledir, lâkin öteden berü işlerin içinde bulunduğumuza binâen mizâc-ı Devlet-i aliyye maʿlûmdur. Binâberîn mükâlemelerde sükûtdan gayri elimizden bir şey gelmez, yoğise elçi kâfirinin sözlerine mukābil söz mü bulunmaz?» deyicek kapudan paşa hazretleri mukābele edüp «belî hakîkat-i hâl böyledir, lâkin düşman bir değil ikidir ve ikisi dahi kuvvetlüdür. Bizim askerimizde ise râbıta ve sebât olmadığı muhakkakdır, ceng ise üç şey'e tevakkuf eder, biri asker, diğeri hazîne ve âharı bu askeri iʿmâle kādir vüzerâdır. Devletimizde ise şimdiki hâlde bunların birisi yok, İngiltere elçisi ile Kalyoncu kışlağında geçen gün mülâkāt olunup fî-nefsi'l-emr mesfûr beni ilzâm etdi. Böyle [70b] bî-râbıta muhârebeye bedʿ olunsa maʿâz-Allah netîcesi vahîm olup bu bâbda Devlet-i aliyye'ye sadâkat şimdiki hâlde bir iş çıkarmayup oluriyle bu işi kapatup baʿdehû tedârükümüze bakup kuvvet kesb etmekdir, sonra her iş âsân olur, França ile İngilterelü beyninde olan muhârebe bize numûne yeter. Mukaddemâ Françalu mağlûb oldukda sulhü oluriyle tanzîm edüp baʿdehû kendüye nizâm vermekle bak şimdi ne vechile gâlib oldu» deyicek Müftî-zâde Efendi «fî-nefsi'l-emr buyurduğunuz gibidir» deyü mülzem olmuş.
Vukūʿ-ı mükâleme bâ-elçi-i Rusya ve taleb-kerden-i mesfûr cevâb-ı katʿî ez-Devlet-i aliyye berâ-yi madde-i Kırım
Attribution
- Citation:
- "Vukūʿ-ı mükâleme bâ-elçi-i Rusya ve taleb-kerden-i mesfûr cevâb-ı katʿî ez-Devlet-i aliyye berâ-yi madde-i Kırım", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1782_043.html
Item Details
- Title:
- Vukūʿ-ı mükâleme bâ-elçi-i Rusya ve taleb-kerden-i mesfûr cevâb-ı katʿî ez-Devlet-i aliyye berâ-yi madde-i Kırım
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1198
- Source:
- Mücteba İlgürel
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota