نحن نحكم بالظاهر الله اعلم سرائر الضمائر
Moskov keferesi bundan akdem vukū' bulan seferde bir tarafdan Devlet-i aliyye ile muhârebeye kıyâm ve bir tarafdan اولئك كالا نعام mâ-sadakı olan kavm-i li'âm-ı tatarı va'd-i ebleh-firîb ile gavtahor-ı deryâ-yi emniyyet ve merâm edüp sulh hengâmında envâ' hiyel ile ârâste olan va'dlerini incâz ve sûret-i zâhirde tatarı serbestiyet ile mümtâz ve bâtında husûl-i garaz-ı fâsidlerine mukaddime-sâz olduklarından gayri bir müddet-i kalîleden sonra hevâdârları olan Şâhin Giray'ı kayd-ı hayat ile hân-ı müstakil ve bir takrîb merkūmun def'ine dahi izmâr-ı mekr ü gill etmişler idi. Gâh ü bî-gâh tatar beynine i'mâl-i sanâyi'-i hadîa ile ilkā-yi şûr u fiten ve bâ-husûs Kırım ahâlisini şer'-i şerîfe muhâlif tekâlîf-i anîfe ile mübtelâ-yi derd ü mihan eylediklerine binâen ikide bir iklîm-i Kırım'da tekevvün [eden] ihtilâl ve fesâd ve bu fesâd-ı meksûbların Devlet-i aliyye'ye azv ü isnâd ede-geldikleri ma'lûm-ı kâffe-i ibâd olup bu esnâda ağrâz-ı fâsidlerine tamâmca vusûl kasdiyle beyne'd-düvel şiddet-i şekîme ile müteʿârif olan Nemçelü ile zünnâr-bend-i muvâfakat (51-a) ve tahdîş-i zihn-i devlet-i ebed-müddet dâʿiyesiyle Tiflis hânını taraflarına imâle ve müceddeden mesfûr ile mu'âhede ve mukāvele etdikleri esnâda Kırım'a külliyen istîlâ ve âlet-i mülâhaza olan Şâhin Giray'ı dahi def' ve âhar mahalle îvâ ve âleme ma'lûm olan nakz-ı ahd u peymânı ba'zı vâhî a'zâr ile setr eyleyerek neşr eyledikleri beyân-nâme ile Avrupa halkına rüsvâ ve ihfâr-ı mîsâk eyledikleri lede't-tahakkuk diyânet-i
bâtınada kendüler ile hem-cins olan düvel-i nasârâdan mahall be-mahall sitem-âmîz taʿrîzât sâmiʿalarına ilkā olunmuşiken cibiliyetlerinde merkûz olan âsâr-ı küfr ü bî-hayâî iktizâsiyle gayr-i müte'essir ve ân-be-ân tervîc-kâr-ı bâtıl ve tahsîl-i merâm-ı âtılları zımnında dâmen-i pür-levs-i ikdâm-ların müştemir ve hattâ müstevlî oldukları iklîm-i Kırım'dan Devlet-i aliyye bi'l-külliyye keff-i yed ve ol-bâbda iʿtā-yı sened etmek cevâb-ı katîsini bundan akdem vukūʿ bulan mükâlemede elçileri îrâd ve lâ ve naʿam cevâbı ahzinde ısrâr ve ru'ûneti müzdâd etmişidi. Husûs-ı mezkûr maʿrûz-ı atebe-i şehriyâr-ı maʿâlî-nüşûr buyuruldukda kemâl-i salâbet ve diyânetden nâşî ırk-ı hamiyyet-i mülûkâne nabazân ve deryâ-yı gayret-i şâhâne hurûşân olup madde-i mezkûre ulemâ-yı aʿlâm ve ricâl-i devlet-i ebed-kıyâm ile bi-etrâfihâ müşâvere ve akdâh ü efkâr bi-şurûtihâ idâre olunup Devlet-i aliyye'ye müfîd ve sûd-mend olan keyfiyyet baʿde'l-karâr sûret-i meclis-i meşveret ile maʿrûz-ı atebe-i devlet-medâr kılınmak bâbında hatt-ı (51-b) şerîf-i şevket-redîfleri mehâbet-rîz-i sudûr olmağla binâberin işbu doksansekiz senesi Muharremü'l-harâmın dördüncü sebt günü müfti'l-vakt sânehullahü ani'l-makt hazretlerinin hânelerinde sadrıazam ve kapudan paşa ve sadreyn ve nakībü'l-eşrâf ve sâir ulemâ-yı aʿlâm hazerâtı ve ağa-yı yeniçeriyân ve mütemeyyizân-ı ricâl-i devlet-i ebed-ünvân bi-esrihim müctemiʿ olup elçinin bundan akdem meclis-i mükâlemede Kırım ve Taman ve bi'l-cümle Kuban Rusyalu'nun olup nehr-i Kuban hadd-i fâsıl ve Soğucak ve ol-havâliden Rusyalu katʿ-ı dest-i tetāvül edüp Devlet-i aliyye hükmünde kalmak üzere taleb ve iddiʿâ eylediği sened-i mümteniʿü'l-tenkîhi ve Prusya kralının elçisi vâsıtasiyle arz eylediği takrîri ve Prusya tercümânının Devlet-i aliyye Rusyalu'ya Kırım'ı terk ve sened iʿtâsiyle defʿ-ı gāile edemeyüp der-akab Nemçelü tarafından ber-muktezâ-yı muvâzene baʿzı arâzî taleb olunacağını mübeyyin takrîri ve Nemçe ve Rusyalu'nun bi'l-ittihâd Devlet-i aliyye hakkında izmâr eyledikleri fesâd ve asâkir-i islâmiyyenin bi-takdîri'l-lâhi teʿâlâ meşhûd olan adem-i sebât ve istikrârları ve bu hatb-ı cesîmde ne vechile hareket münâsib olduğunu huzzârdan su'âl zımnında mukaddemâ kaleme alınan mevadd-ı mezkûre kâğıdı birer birer kırâ'at olundukdan sonra sadrıazam hazretleri kelâma ibtidâr ve Devlet-i aliyye cümlemizin veliyy-i niʿmeti (52-a) ve bâʿis-i âsâyiş ve refâhiyeti olup muhâfaza-i şân u nâmûsu bi-fazlihi teʿâlâ bekā ve istikrârına sebeb-i âdî ve bi-hasebi'z-zamân zâtına ârız olan fesâdın izâlesi devâm ve hulûduna bâdî olup bu sebeble sâye-i devletde cümlemiz mütereffih ve mütenaʿim ve envâʿ-ı fevâid ve menâfiʿine vusûl ile her bâr münbasit ve muğtenim olduğumuz muhtâc-ı beyân olmayup maʿâz-Allahü teʿâlâ ednâ selme-i hâdisât ile rahnedâr olmasının zarar u hasâreti alâ-vechi'l-umûm alâ
ve ednâya şâmil olacağı emr-i meczûm olmağla bu bâbda îfâ-yı Hakk-ı nân u nemek-i veliyy-i niʿmete mübâderet ve hakkı adem-i ketm ve Devlet-i aliyye'ye hayırlu olan maslahatı îrâd ile izhâr-ı lâzıme-i sıdk u istikāmet mûcib-i tahsîl-i ucûr-ı cezîle-i dünyâ ve âhiret olup ve an-asıl herkes ihâta-i dâire-i aklı kadar re'y ü tedbîre muzaffer ola-geldiği hasebiyle gass u semîn her ne hâtıra hutûr ve teveccüh eyler ise tefevvüh olunup havf-ı muâheze ve itâb ile mâ-fî'z-zamîrini ketmden hazer ve bir ferde hâtır-mend olmayacağı bâbında kasem bi-hâliki'l-beşer eylediğinden gayri evrâk-ı mezkûre bir defʿa kırâ'at olunmak ile cümleye fehm-i tâmm hâsıl olmayacağı zâhir olmağla şübhesi olanlar defʿ-i iştibâh etsün ve mehâbet-i meclis mâniʿ-i îrâd-ı mâ-hasal-ı fikr olur ise herkes hânesinde evrâk-ı mezkûreyi kemâ-yenbağî mütâlaʿa etsün ve netîce-i fikrini söylesün deyu birkaç defʿa huzzârdan taleb-i cevâb ve cûyende-i re'y-i savâb oldular. Bâdi-i emirde cümle gavta-hor-ı lücce-i sükût ve ser be-zemîn-i vâdi-i samût olup baʿdehû İstanbul kādısı sâbık Müftî-zâde Ahmed Efendi (52-b) kelâma bed' edüp «Rusya elçisinin arz eylediği evrâk ve meclis-i mükâlemede güzerân eden ebhâs-ı mükâlemede bi'l-maʿiyye bulunduğuma binâen ayniyle bu vech üzere olup cümlesi maʿlûmumdur, ancak bu müddeʿâ ahde mebnî değildir ki ulemâ efendiler bir sûrete tevfîk edeler. Bu husûs ashâb-ı seyfe müteʿallikdir» der iken Rumeli kazaskeri Ahmed Atâullah Efendi Müftî-zâde Efendi'nin kelâmını taʿkīb ve «bu bâbda bizim kelâmımız şimdi kırâ'at olunan Prusya kralının takrîri gibidir» deyu zımnen kral-ı mesfûrun re'yine re'yini takrîb eyledikde sadrıazam hazretleri kelâma ağâz buyurup «şimdiye dek aʿdânın vukūʿ bulan tekâlîfine başka başka meclis akd olunup cümlenin savâb-dîd-i re'y ü tedbîrleriyle mümâşâtımız mücerred tedârükât-ı harbiyyemiz ikmâline vakt istihsâliyçün olduğu ve bu dakīka beynimizde mektûm ve mestûr ve zinhâr aʿdâya ser-rişte verilmesün deyu her çend akīb-i mecâlisde ahd ü peymân olundıysa adem-i ketm-i sırr ve ifşâ-yı râz-ı müstetirr ile saʿyimiz hebâen mensûr olup zîrâ ihtiyât zımnında olan tedârükâtımızın netîcesi ne irâdeye mebnî olduğu cânib-i hasımdan gereği gibi teyakkun olunup mahzâ tahsîl-i istiʿdâd ve kuvvet olunmamak içün taraflarından işbu teklîf-i ʿanîf taʿayyün eyledi. El-ʾân merâmımız hiç olmaz ise bahâra dek vakit tahsîlinin çâresini bulmakdır, ve illâ Kırım Moskovlu'da kalsun ve memâlik-i islâmiyyeden münteziʿ olsun sûret-i kerîhesi nice hâtıra gelür. Biz makām-ı sadârete gelelü bir sene olmadı, şimdiye dek terk-i hâb u râhat ve ihtiyâr-ı (53-a) envâʿ-ı meşakkat ve zahmet eyleyerek serhaddât-ı pâdişâhîden mâ-ʿadâ birkaç mahalle mikdâr-ı vâfî mühimmat hezâr-suʿûbetle tedârük edebildik ve nasb olunan seraskerler ve başbuğların maʿiyyetlerine şitâ tertîbi olmak üzere taʿyîn olu-
nan asâkirin defteri birkaç meclisde krâ'at ve i'lân ve şimdilik tertîb ancak bu kadar olabilir ve kifâyet eder deyü mahall be-mahall istihsân olunmuşidi. Eslâfımız vaktinde ise aslâ bu makūle levâzımât-ı mülkiyyeye bakılmayüp kusûr-ı eslâf mahmûl ale'l-ahlâf olmadığı dahi gayr-i mübhem ve vaktimizde ancak bu mikdâra zafer mümkin olup ziyâdesi hâric-i tavk-ı benî-âdem olduğundan gayri bu mahalde sohbet râst ve hakīkat-i hâl bî-kem ü kâst gerek, Rusyalu'ya cevâb-ı redd verilür ise Akdeniz ve Karadeniz'de mükemmel donanmaları olup beher hâl Devlet-i aliyye'den mukābele-i bahriyyeye zarûret mess eyleyeceğinden gayri sevâhil muhâfazasına ve Gürcistân ve memâlik-i Îrân serhadlerine küllî asâkir taʿyîn olunmak lâzım geleceği ve kezâlik müttefikleri olan Nemçelü'nün hudûdu İbrâil'den Bosna nihâyetine dek olup mesfûrlara dahi mukābeleten ecnâd-ı vâfire tertîbi iktizâ edüp bir sene zarfında hâsıl olan tedârükât işbu ta'dâd olunan mahalleri ihâtadan kāsır ve kifâyet eyleyecek derecelerde tertîbâtın tedârüküne vaktin adem-i müsāʿadesi zâhir olup binâen alâ-zâlik askerin keyfiyyetine ve düşmanların tedârük ve kuvvetine nazar u dikkat olunarak bu meclisde tedbîr ne ise îrâd olunsun» buyurduklarında Müftî-zâde Efendi kelâma ibtidâr ve «bu zikr olunan (53b) mevâddın cümlesi takrîr-i âlîleri gibi vâkıʿa mutâbık olduğu ma'lûm-ı sıgār u kibâr olup Rusya elçisine şimdilik kaleme alındığı vech üzere Devlet-i aliyye muhâfaza-i ahdinde pâydâr ve resm-i musâfât ve dostîde pâ-bercâ-yi merkez-i istikrâr olmağla bu esnâda cüz'iyyât makūlesinden olan tedârükü dahi Rusyalu'nun küllî tedârükünden ve mâ-fî'z-zamîrlerinin adem-i istihrâcından neş'et eylediği ve Kırım hıttasına Rusyalu'nun istilâsı münâfî-i şurût-ı mu'âhede iken İngiltere ve França devletleri tavassutlariyle bir sûret-i haseneye rabt olunmasına Devlet-i aliyye kāil ve adem-i muhârebeye mâil olduğu ve eğer bu sûretlere Rusyalu kanāʿat etmeyüp ber-muktezâ-yı utüvv ü inâd bâb-ı muhârebeyi küşâd eyler ise Devlet-i aliyye mukābeleye mecbûr olup ol-vakit Hakk teʿâlânın takdîri ne ise cilveger-i meclâ-yı zuhûr ve nakz-ı ahd ihtiyâr eden kim ise mazhar-ı gazab-ı Rabb-ı gayûr olacağı bî-iştibâhdır cevâbı verilüp baʿdehû tedârükâtın itmâm ve ikmâline ve esbâb-ı müdâfaʿa ve muhârebenin istihsâline ikdâm olunsun» dedikde taraf-ı sadâret-penâhîden i'âde-i kelâm buyurulup «bu maslahat gayri şey'e benzemez her madde alâ-vechi'l-îzâh ma'lûm olmağa muhtacdır. Rusya elçisine verilecek cevâb bir dahi krâ'at olunsun» buyurmalariyle cevâb-ı mezkûr tekrâr krâ'at olunarak huzzâra ifhâm ve bir ferdin şübhesi kalmayacak vech üzere ifâde-i merâm olundu. Cevâb-ı mezkûrda Kırım, devleteyn (54a) tavassutiyle bir sûret-i haseneye rabt olunmak ta'bîri münderic olmağla ta'bîr-i mezkûrdan murâd eğer Rusyalu dev-
leteyn tavassutlarını kabûl ve anlar dahi bi't-tavassut Rusyalu'ya tarafdâr olup tervîc-i merâmlarına mukayyed ve meşgûl olurlar ise biz mukaddem verdiğimiz cevâbda bir sûret-i hasene taʿbîri etmişidik, sûret-i hasene bu değildir şu vechiledir denilerek oldukca ahidnâmelere tevfîka ve devleteyn elçilerinin ve sâir düvelin akvâline göre Kırım'ı Rusyalu şimdi zabt etmeyüp Aynalı-kavak'da vâkiʿ olan musâlâhada Şâhin Giray'ın hanlığı kabûl hengâmında zabt etmiş oldukları zâhir olmağla hiç olmaz ise Kırım halkı üzerine bir hân nasb etdirmek maslahatına bir vesîle olmakdır» deyü sadrıazam hazretleri taʿbîr-i mezkûru tefsîr buyurdular. Baʿdehû huzzâra hitâb ve «bu re'y savâb mıdır?» deyü isticvâb buyuruldukda reisülküttâb-ı esbak Süleyman Feyzi Efendi kelâma âğâz ve «Rusya elçisine işbu verilecek cevâb muvâfık-ı vakt ü hâl olduğu bî-irtiyâbdır. Ancak bu cevâb verildikden sonra bahâra sefer olacak mı? olmayacak mı? ol dahi maʿlûm olmak lâzımdır» dedikde «sefer olacak gibi tedârükâtda kusûr olunmasın seferin vukūʿ ve adem-i vukūʿunu Allâmü'l-guyûb bilir» denildikde mûmâ-ileyh kelâmını iʿâde ve çünki herkes hâtırına hutûr edeni me'mûr-ı ifade olmuşidi. Hâtıra bir şey sünûh etdi çünki Rusya elçisine verilecek cevâbdan maʿnâ-yi lâ ve naʿam istinbât olunmamak mültezem ve tahsîl-i vakt ü zamân içün (54-b) istimhâl kâr-ı ehemmdir. Bu sûretde Kırım Devlet-i aliyye'nin mülkü değildir ki size sened verelim taʿbîri ve şimdiye dek hilâf-ı uhûd envâʿ-ı harekât tarafınızdan meşhûd oldu, mefhûmu ve bunlar emsâli taʿbîrât-ı bâride tayy olunup hemen maʿrûzâtın evliyâ-yi devlete irâet ve Devlet-i aliyye'nin Rusyalu hakkında merâmı safvet ve defʿ-i ceng ü kifâh ve tahsîl-i esbâb-ı sulh u salâh olduğundan fazla işbu Kırım maddesinde França ve İngiltere elçileri devletleri tarafından tavassutlarını mukaddemâ beyân ve hattâ İngiltere elçisi ile dahi mülâkāt olunup müzâkeresi güzerân etmişidi. Kırım'ın ahidnâmelere tevfîk olunarak bir sûret-i hasene kabûl eylemesine Devlet-i aliyye rızâ-dâde olduğun elçilere ifâde ve işʿâr ve devletleri taraflarına tahrîr eylediklerini ihbâr ve henüz haberleri gelmediği hasebiyle size bir gûne cevâb verilse devleteyn-i mesfûreteyne vesîle-i iğbirâr olacağı bedîdâr olup anlardan cevâb vürûd edinceye dek maddeyi te'hîr münâsib-i hâl ve Kırım ne makūle sûret-i hasene kabûl eyleyecek ise anların maʿrifetleriyle olmak mûcib-i itmi'nân-ı bâl olduğu Rusyalu işʿâl-i nâire-i harb etmedikce Devlet-i aliyye cenge mübâşeret eylemeyeceği ve hudûdda olan asâkir-i islâma dahi bu vechile tenbîh olunduğu cevâbı verilse münâsib olur» dedikde Defter emîni Nazîf Ahmed Efendi re'is efendiye hitâb ve «bu cevâb ile Rusya elçisi mülzem ve mücâb olur mu?» deyicek re'is efendi «bu beynimizde bir mülâhaza olup baʿde'l-karâr (55-a) elçiye ifâde ve işʿâr olunur kabûl ve
adem-i kabûlü umûr-ı mechûledendir» deyu redd-i cevâb eyledi. «Süleyman Feyzi Efendi'nin tertîb eylediği cevâb mukaddem kaleme alınan cevâbın mugāyiri olmayup müfessiri gibi olduğu ve mukaddem kaleme alınan cevâbın baʿzı mahalleri meclis-i mezkûrda mahv u isbât olundukdan sonra mükerrer krâ'at olunup bu vechile cevâb verilmesi münâsib midir?» deyu taraf-ı sadrıaʿzamîden huzzâra ferden ferden hitâb ve cümlesi cevâb-ı mezkûrun verilmesini istihsân ve istisvâb eylediler. Abdülkerim Efendi mukaddemâ sefâretle Rusyalu'ya azîmet eylediğine binâen, Mısraʿ: mâ nîz az-în nemed kulâhî dârîm mefhûmu üzere feth-i derîçe-i kelâm ve hıtta-i Kırım'a Melik-i allâmdan gayri bir ferd müdâhale etmemek ahid-nâmelerde meşrût olduğunu huzzâra ifhâm ve hattâ Rusya memleketinde iken Devlet-i aliyye ile Kaynarca musâlahası yirmiden ziyâde mevâdd ile râbıta-gîr-i karar ve hilâf-ı ahd Devlet-i aliyye tarafından bir vazʿ-ı meşhûd olmadıkca Rusyalu mîsâkını bürîde-i gezlek-i infisâh etmeyeceğini âverde-i zebân-ı tezkâr ve Moskovlu'nun sebât-ı ahidlerini men haysü lâ yeşʿuru işʿâr eyledikde «efendi sen ne diyorsun Kaynarca şurûtunun birkaç şartı Aynalı-kavak mükâlemesinde mülgā olduğundan katʿ-ı nazar el-hâletü-hâzihi Rusya elçisinin işbu krâ'at olunan takrîrinde Kaynarca ve Aynalı-kavak musâlâhalarının müceddeden çend-în maddeleri dahi lâğv ve mahv olup bâkîleri tasrîh olunmuş» denildikde kusûr-ı fehm ü idrâkinden nâşî efendi-i mümâ-ileyh arak-rîz-i şerm ü hicâb (55-b) ve henüz maddeye vukūf ile bi'l-iʿtirâf mücâb oldu. Baʿdehu zâbıta-i askeriyye maddesi der-meyân ve krâ'at olunan hulâsada beyân olunduğu üzere piyâde ocaklarından mutasarrıf-ı vezâ'if olanların eşhâs ve müteʿallik oldukları mahal ile sâkin oldukları semtler ulûfe esnâsında tashîh ve hîn-i hâcette sefere gidin demek içün esâmeleri bâlâsı isim ve resimleriyle tasrîh olunmak üzere ocaklara hitâben buyruldular ısdâr ve tahsîl-i levâzım zâbıtalarına bu vechile ibtidâr olunmuşiken baʿzı ashâb-ı ağrâz bu niyyeti vesîle-i kīl ü kāl ve dâ'irelerde olan vezâ'if şâyed bir hâl olur mülâhazasıyla nice dil-hirâş havâdisin şuyûʿuna iştigāl etmişler idi. El-yevm seraskerler maʿiyyetlerine hezâr suʿûbet ve tekellüfât ile tedârük ve tesyîr olunan ortalar ellişer nefer ile üftân ü hîzân revân ve ekserînin vazîfeleri olmadığından baʿzısı esnâ-yı tarîkde ve baʿzısı mahallinde müteferrik ve perîşân olup «niçün perîşân oluyorsuz» deyu su'âl olundukda «müddet-i medîdeden berü vazîfe-hâr olanlar hânelerinde zevk ü safâda ve bizlere bundan sonra verilecek vezâ'ifin tasarrufuna
ne zamân kudret-yâb oluruz» deyu cevâb-dâde olmalariyle bu makūle azîmetleri ıztırârî olup ihtiyârî olmayan ecnâdın hîn-i hâcetde dîn ü devlete nâfi' bir hizmete muvaffak olmayacakları bi-hasebi'z-zâhir zihne mütebâdir ve "Ve min fesâdi umûri'l-cündân yecmaʿû cemʿa idtirâr lâ cemʿa ihtiyâr feyûcedu fîhimu'l-ʿâcizu'd-daʿîfu ve'l-cebânu fî ʿademi'n-nefʿi bihim vakte'l-hâceti ileyhim" (56a) ve tekûnu'l-mudarretu minhum ve'l-vehnu aʿzam ibâresi bu keyfiyyeti müeyyid ve müfessirdir. Ocaklardan meyâneler neferâtı su'al olunsa izhâr-ı sûret-i tecâhül ve ilâcına şurûʿ olunsa bir alay hussâd nizâm kaydına düşenlerin himmetlerini baʿzı bî-mesâs erâcîf işâʿasıyle muzmahil ede-geldikleri hafî olmayup farz-ı muhâl ile bundan sonra ittifâk-ı derûn ile bir râbıta kaydına düşülse bî-vakt nizâm-ı askere ihtimâm envâʿ-ı mehâlike iktihâm kabilinden olduğu zâhirdir. Bu esnâda ihrâcı gāyet mühim olan topcu ortalarının tertîb ve neferâtı tedârükünde ağaları pâ-der gil-i acz ü hayret olup bilâhire yevmiyyelü bir mikdâr esâme defteri tahrîr edüp getürmekle bu esâmeler tefrîk ve tağyîr ve neferât tanzîm ve tahrîr olunduğu takdîrde vâfir topcu peydâ olacağını beyân ve mukaddemâ bu makūle umûr-ı nizâma mübâşeretde tekevvün eden kīl u kālin tecrübesi güzerân eylediğine binâen defʿaten mümâşât çespân olmayup hele birer kerre sâhiblerine bu kaziyyeyi ihbâr ve şâyed içlerinden seferi ihtiyâr eden bulunur denildikde mûmâ-ileyh ashâb-ı esâmeyi ihzâr dâʿiyesiyle taraf taraf âdemler taʿyîn edüp kimi sefere azîmetden havf u hirâs ve kimi mahdûmunu lisâna getirmekden ihtirâz ve ihtirâs dâʿiyesiyle zikr olunan esâmeleri istishâbdan dâmen-keş-i imtinâʿ ve mahallerini adem-i taʿyîn ve tasrîh ile gûnâ-gûn sanʿatler ihtirâʿ (56b) etmeleriyle bu bâbda mübtelâ-yi acz ü hayret ve gavta-hor-ı lücce-i endîşe ve fikret oldum deyû taraf-ı âsafîden müşâhede-i sûz ü güdâz olundukda Anadolu Kazaskeri Dürrî-zâde Ârif Efendi ve sâbıkā İstanbul Kadısı Sâbık Molla Efendi müttehiden kelâma mübâderet ve «umûr-ı nizâm üss-i rasîn-i mülk ü milletden olup bu makūle dâirelerde bulunan ashâb-ı esâmiyi adem-i istishâb ve kīl u kāl hüdûsundan ictinâb etmeyenler te'dîb olunup mağlatalarına havâle-i semʿ-i iʿtibâr olunmamak üzere hemen şimdiden nizâmına takdîm-i levâzım ve esbâb olunsun» dediklerinde taraf-ı sadâret-penâhîden mukābele ve «ne fâide vakt-i nizâm fevt olup bâri bundan sonra ilâcına bakılsın» muʿâmelesiyle yeniçeri ağasına imâle-i nazar ve bu umûr-ı lâzımetü'l-iʿtinâya iʿmâl-i ârâ vü fikr cümleye farîza-i zimmet ve bâ-husûs ağalık makāmında olanlara lâzıme-i şerîta-i istikāmet olduğun telmîh ve «el'ân ocakda ne mikdâr esâme mevcûddur» deyu cûyende-i haber-i sahîh olduklarında ağa-yi mûmâ-ileyh beher hâl esâ-
meler maddesine bir sûret verileceğin ifâde ve «ocakda mevcûd olan esâmelerin kemiyyet ve mikdârı birkaç defʿa ocağımıza kâtib olan Süleyman Bey-efendinin maʿlûmudur» deyü cevâb-dâde oldukda efendi-i mûmâ-ileyhe atf-ı zimâm ve keyfiyyet istiʿlâm olundukda mütekāʿid esâmeleri yevmiyyelü olarak kırk bine karîb ve eşkinci yedişer sekizer akçeden ancak beş bine bâliğ olacağın mîr-i mûmâ-ileyh ihbâr ve «nefer esâmesinin kānûnu nedir» (57-a) deyû yeniçeri ağasından istifsâr olundukda yedi ve sekiz akçe olduğun işʿâr eyledikde «bu makūle cüz'î şey ile neferât seferber ve küllî şey'e mutasarrıf olanlar hânelerinde icrâ-yı huzūzât-ı nefsâniyyeye kâr-ger olmaları lâyık mıdır? iʿtirâz-ı vâridi taraf-ı sadrıazamîden îrâd ve mütekāʿidînin ne mikdârı ocaklarda ve ne mikdârı kapulardadır?» su'âli zebân-güzâr oldukda efendi-i mûmâ-ileyh «sülsü mikdârı ancak ocaklardadır» deyü inbâ ve işbu mütekāʿidîn esâmeleri ashâbından nezʿ ve tahlîs ve ocakluya tahsîs olunsa yirmi bin nefer hâsıl olacağını yeniçeri ağası inhâ eyledikde taraf-ı sadr-ı ʿâlî-kadrden mukābele ve «bundan akdem zabt-ı mahall ü menâs ve taʿyîn-i esâmî ve eşhâs irâdesine mebnî olan teftîş ve iftihâs-ı envâʿ-ı kīl ü kāl ihdâs eylediği cümlenin maʿlûmudur. Bundan sonra bu sûret ne vechile ihtiyâr olunur» buyurduklarında yeniçeri ağası kelâma mübâderet ve «bu keyfiyyet ocakluya medâr-ı kesret ve sebeb-i refâhiyyet olduğunu cümlesi karîn-i izʿân ve vukūʿunu mahall be-mahall tasvîb ve istihsân eylediklerinden gayri ocakludan veche'n-mine'l-vücûh dahl ü iʿtirâz sudûr eylemediği muhakkak olup bu makūle erâcif ancak kapulu olanlardan zuhûr ve müstahikk olmadıkları vazîfelerini muhâfaza içün taraflarından bir nevʿ mugālata olduğu gayr-i mestûrdur» demekle sadrıazam hazretleri iʿâde-i kelâm ve «mevâcib maddesi beher hâl karîn-i nizâm olmak mühimdir, zîrâ serhaddât ve seraskerler maʿiyyetlerine müceddeden bu kadar esâmî tahrîr olundu. (57-b) Anlar dahi mevâciblerine müstahikk oldukları hâlde el'ân edâ-yı mevâcibde maʿlûm-ı enâm olan usrete nazaran ne derecelerde zahmet ve meşakkat çekileceği zâhirdir» buyurduklarında cümle huzzâr fî-nefsi'l-emr bu mevâcibin hâli nizâm-gîr-i karâr olmak ve veche'n-mine'l-vücûh kīl u kāle iʿtibâr olunmamak lâzımdır dediler. Baʿdehû Rumeli vâlisi vezîr Mehmed Paşa'nın Sofya'da vâkî olan kaziyyesine nazaran azli lâzım gelüp vezîr ʿAbdî Paşa'ya İsmâʿîl seraskerliğiyle Rumeli eyâleti ve Aydoslu Mehmed Paşa'ya Sofya'da ikāmet şartiyle Belgrad seraskerliği ve Anadolu eyâleti tevcîh olunmak ve Özi eyâleti Silistre seraskerliği inzimâmiyle bâ-rütbe-i vâlâ-yı vezâret mîrimîrândan Bekir Paşa'ya tefvîz olunmak hususları bundan akdem müzâkere olunmuşidi. Ancak Aydoslu Mehmed Paşa mukaddemâ vâli-i Rumeli iken envâʿ-ı zulme tasaddî ve bu defʿa her ne kadar Anadolu vâlisi olur ise dahi
asker ihrâcı ve sâir bahâneler ile Rumeli'ye velvele-endâz-ı zulm u taʿaddî olacağı ve Bekir Paşa ashâb-ı servetden olmadığına binâen muhavvel-i uhdesi olan umûrun idaresinde âciz ve mütehayyir olması hâtıra hutûr eylediğine binâen zikr olunan tevcîhâtın kuvvetden fiʿile îsâlinde ihtiyâr-ı şerîta-i teennî kılmup binâen alâ-zâlik Aydoslu Mehmed Paşa'nın Rumeli üzerinde olmayarak Sofya'da ikāmeti zulmüne mâniʿ olabilir mi? ve Bekir Paşa'nın zaʿaf-ı hâl ve kıllet-i mâl ârızalarıyla Silistre seraskerliği kendüden sarf ve merfûʿü'l-vezâre olan Ruscuklu Hasan Paşa'ya (58-a) ibkā-yi vezâretle tevcîh olunmak münâsib mi? ve müşârün-ileyh Hasan Paşa ol-havâliden neş'et eylediğine binâen hîn-i iktizâda asker ihrâcında ve sâir hususlarda Bekir Paşa'ya müreccah mı? ve bu mülâbese ile inhilâl kabûl eden serhaddâta kimin taʿyîn olunması iktizâ eder? bunlar dahi işbu mahalde karâr bulsun» denildikde Müftî-zâde bâdi-i emirde Aydoslu Mehmed Paşa'nın zulmünden bahs ve gayrisinin nasbını sevk ve kezâlik Ruscuklu Hasan Paşa'nın adem-i ehliyyet ve istihkākını Süleyman Feyzi Efendi ve Ahmed Nazif Efendi tasrîh ve Lâleli Mustafa Efendi Bekir Paşa semtini tercîh ve kapudan paşa hazretleri Çerkes Hasan Paşa'nın rükûb ve nüzûle kudretini telmîh ve asker-perver ve vâkıf-ı fenn-i kerr ü fer olduğunu beyân ve Silistre seraskerliğine elyâk ve şâyândır» dedikde Süleyman Feyzi Efendi mukābele edüp seraskerlik fârisliğe gayr-i mütavakkıf ve seraskerlere lâzım olan hüsn-i tedbîr ve tasarruf olduğun ifâde, [Mısra]: والراى قبل شجاعة الشجعان mefhûmunu zımnen irâde edüp «Çerkes Paşa çarhacı olabilir» dedikde sadrıazam hazretleri kapudan paşa hazretlerinin kavlini taʿmîr ve Çerkes Paşa'nın bahadırlığı müsellem-i sagīr ü kebîr olduğun takrîr buyurup ancak müşârün-ileyh mesâfe-i baʿîdde bulunmak takrîbiyle me'mûr olacağı mahalle hareket ve vusûlü muhtâc-ı vakt ü zamân ve serasker nasbının lüzûmu ve kurb-i civârda olan vüzerâ-yı izâmdan birinin intihabı el-hâletü-hâzihi lâzıme-i hâl ü şân olmağla Çerkes Paşa'yı dahi vaktiyle (58-b) ol-havâlide bir hizmet-i münâsible istihdâm mâ-fi'z-zamîr olduğun ifhâm buyurdular. Baʿdehu müfti'l-enâm sellemehü's-selâm hazretleri dahi Çerkes Paşa'nın vusûlü altı mâha tevakkuf ve müşârün-ileyhe hasr-ı vakt emr-i matlûba îrâs-ı suʿûbet ve tekellüf edeceğini beyân ve âharın nasb u taʿyînini istihsân buyurdular. Özi vâlisi vezîr Ali Paşa'nın Sofya seraskerliğine ve Aydoslu Mehmed Paşa'nın Özi muhâfazasına taʿyînini Süleyman Feyzi Efendi ihtar eyleyicek ve-
zîr-i müşârün-ileyhin bundan akdem Özi ahâlisi ile olan hüsn-i zindegânı ve muʿâşereti hasebiyle Özi'den infikâkini gerek sadrıazam hazretleri ve gerek huzzârdan baʿzıları tecvîz etmeyüp şâyed Özi'ye dahi bir serasker nasbı iktizâ ede, o zamân Ali Paşa'yı serasker ve yerine bir muhâfız-ı diğer nasb olunmak kem mülâhaza değildir buyurdular. Livadyeli Vezîr Hasan Paşa'nın Tevkîʿî Çelebi Mehmed Efendi kapu kethüdâsı olmakdan nâşî, [Mısra:] هر کسی را روی در تعمیر دیوار خود است mâ-sadakını iltizâm ve vezîr-i müşârün-ileyhin seraskerliğe ehliyyet ve istihkākını beyân zımnında idâre-i câm-ı kelâm eylediğinden fazla dâiresi halkının kesretinden bahs ve hayme ve har-gâh ve sâir levâzımât-ı râh îsâlinde giriftâr-ı meşakkat ve zahmet olduğun ifhâm akabinde şeyhülislâm efendi hazretleri an-asıl bu makūle hidemâtda müstahdem olmuş mudur? deyu su'âl buyurduklarında mûmâ-ileyh vezîr-i müşârün-ileyhin (59-a) mukaddemâ Vidin muhâfazasında olduğun ihbâr ve her şeyde ednâ mülâbese şart olduğunu zımnen işʿâr edüp sadrıazam hazretleri mûmâ-ileyhin vukūʿ bulan asresini ikāle ve etrâfın yek-diğere olan tahrîk-i lahazât ve havâcibinden nâşî mûmâ-ileyhe ârız olan hicâbı izâle kasdiyle bunların birisi bu makūle umûr-ı cesîme-i seraskerîde müstahdem oldukları yokdur. Hemen aslah mevcûddur deyû sevk ve ihtiyâr olunuyorlar buyurdular. Baʿdehû hâlâ Belgrad muhâfızı olan sadr-ı esbak İzzet Mehmed Paşa hazretlerinin Sofya seraskerliği dahi kāle gelüp gālibâ betâet-i zâtiyyesi hasebiyle seraskerliği huzzâr tarafından tecvîz olunmayup muhâfazada istikrârı istisvâb olundu.
Vukū'-ı meşveret der-hâne-i hazret-i fetvâ-penâhî ve hülâsa-i ârâ-yi ehl-i şûrâ
Attribution
- Citation:
- "Vukū'-ı meşveret der-hâne-i hazret-i fetvâ-penâhî ve hülâsa-i ârâ-yi ehl-i şûrâ", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1782_034.html
Item Details
- Title:
- Vukū'-ı meşveret der-hâne-i hazret-i fetvâ-penâhî ve hülâsa-i ârâ-yi ehl-i şûrâ
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1198
- Source:
- Mücteba İlgürel
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota