Hâtime-i ceng ve inʿikād-ı sulh

Rebîʿulâhırın yirminci günü düşmen yerinden hareket eylediği, bi'l-muʿâyene meşhûd-i erkân-ı devlet olup, bir iki gün zarfında etrâfdan gelenler ile süvârî askeri on iki bine bâliğ ve meterisler dahi piyâde ile mâl-â-mâl ve gayr-i fâriğ olmağla, Dağıstânî ʿAli Paşa ve Çerkes Hasan Paşa ve İlbasanlı Süleyman Paşa zikr olunan süvârîler ile bir sâʿat mahalden düşmeni karşılamak üzere şedd-i zeber-teng-i ʿazîmet eylediler. Sadrıaʿzam vukūʿ bulan hâdiselerden mükedder ü derhem ve mübtelây-ı ʿillet-i samem olduğundan başka, at üzerinde durmayacak derecelerde vücûduna zaʿf târî ve ser-nihâde-i bâliş-i bîmârî olmuşiken, etrâfdan gayret verilerek hezâr mihnetle ata süvâr ve köprü-başına gelüp, askere gayret ü şevk vermeğe ibtidâr eyledi. Şumnu'ya yarım sâʿat mahalde süvâriyân-ı İslâm düşmen atlusuna mukābil ve beş yüz kadar mübarizîn-i dîn gürûh-ı müşrikîn ile mukābil olduğu hâlde, sâyir atlular uzakdan merhabâ ve terk-i gavgā ile makāmlarında cengi seyr ü temâşâ eylediler. Bu hâli baʿzı ruʾesâ müşâhede ile ilerü varup, tahrîz u iğrâda ifrâğ-ı cehd ü tâkat etmişler iken, nush u pendleri sûd-mend ve sühûlet-i semt-i firâr zımnında rasad-bend olduklarını, muhârebeye meşgūl olan guzât-ı İslâm rü’yet ile bâzûy-i iktidârlarına fütûr ʿârız olup, imdâd ü iʿânetden nevmîd ve anlar dahi maʿreke-gâhdan dûr u baʿîd oldular. Düşmen-i mekkâr dahi iki tarafa top ve humbara ve sâyir âlât-ı nâriyesini iʿmâl ile şerâre-bâr ve birkaç gülle temâşâciyân mecmaʿına atdıkda, fi'l-hâl cümlesi perîşân ve çadırlara gelüp, suht ü buht kabîlinden olan emvâl-i nâsı tâlân ve balkān tarafına ʿatf-ı ʿinân eylediler. Bundan sonra ʿillet-i vücûd sebebi ile Serdâr-ı ekrem kıyâma muktedir olmayup, çend nefer ricâl-i devlet ile köprüyü berü tarafa mürûr ve Sadrıaʿzam bî-şuʿûr olduğundan: “Ne tedbîr edelim?” dendikce: “Siz bilürsüz” [M2 303] dimekden gayri cevâba kādir olmayup, ancak piyâdegân meterislerde sâbit-kadem olduğundan, düşmen-i dîn berüye tecâvüz etmeyüp, yarım sâʿat mahalde vâkiʿ bir karyede mekîn oldular. Bu aralıkda ketebe-i aklâm ve hulefânın ekserîsi ve Beylikçi ve Kethudâ Kâtibi ve Âmedci, Sadrıaʿzam ilerü ʿazîmet eyledi zannıyla balkanı aşup, kimi Karinâbâd'a ve kimi Edirne'ye üftâde oldu. Rusya Feldmareşali'nin sulha dâ'ir bir kıtʿa mektûbunu Rusyalu bir-takrîb askerî tâ'ifesinden birinin yedine teslîm ve ol dahi mektub-i mezbûru getürüp, Sadrıaʿzam'a takdîm eyledi. Livây-ı şerîf pîrâmeninde ʿasra dek pesmândegân-ı İslâm mütevakkıf ve herkesin re'yi bir semte munsarif olup, kimi balkanın öte cânibini tercîh ve kimi Edirne'ye ʿazîmeti tasrîh eyledikleri hâlde, nâgâh şiddet-i emtâr deşt ü sahrâyı numûne-numâ-yı bahr-i zahhâr edüp, bu sebeble ʿazîmet bi't-tabʿ mülgā ve şeranpolar kapusundan içerüye duhûl ve herkes bir hâne tedârüküyle mutarassıd-ı emr-i müntehâ oldular. Meterislerde olan piyâdegân dahi leylen meterisleri ifrâğ ile Şumnu'ya girmek takrîbi ile ricâl-i devlet bir yere gelüp, düşmen etrâfımızı muhâsara ile bir mahalle ʿazîmet mümkin olmadığından gayri, piyâdeler dâmen-gîr ve Şumnu'da olan evlâd ü ʿıyâl fikri ise, mûcib-i keder-i vefîr olup, hemân izhâr-ı metânet ve hazret-i Hakk'a tevekkül ile ibrâz-ı merdânegî ve celâdet etmek husûslarını ez-dil ü cân tasmîm ve piyâde gürûhunu şeranpolara taksîm eylediler. Süvârînin bir sınıfı Çerkes Paşa'ya ve bir sınıfı Dağıstânî ʿAli Paşa maʿiyyetine verilüp, baʿzan şeranpolardan hurûc ile muhârebeye mübâderet ve düşmen muzâyaka verdikçe gerüye ʿavdet eyleyüp, ehâlî-yi Şumnu dahi, leyl ü nehâr turuk-i cebeli muhâfazaya ihtimâm ve muʿâvenet ü muzâharetde saʿy ü ikdâm-ı tâm eylerleridi. Bu aralıkda Çerkes Hasan Paşa izhâr-ı sûz u güdâz ve altı sene zarfında vâkiʿ olan meʿârikde kudreti yetişdiği kadar mâye-i celâdet ibraz etmişiken, emsâli gibi nâyil-i Vezâret olmadığını hikâyet ve erkân-ı devlete bess ü şikâyet edüp, Serdâr-ı ekrem'e kazıyye ifhâm ve rütbe-i Vezâret'le Paşa-yı mûmâ ileyh nişvân-ı rahîk-ı merâm kılındı. Bundan sonra Serdâr-ı ekrem'in Livây-ı şerîf ile hayme-nişîn olması, karar-gîr-i kâr-fermâyân-ı Devlet-i ebed-bünyân ve koşu meydânında [M2 304] nasb olunan sâyebâna müşârun ileyh esb-rân-ı ʿizz ü şân oldu. Rebîʿulâhırın yirmi üçüncü günü düşmen taburlarını tertîb ve birkaç koldan şeranpolar üzerine tesrîb etmek üzere olduğu maʿlûm-i baʿîd ü karîb olup, her tarafa dellallar nidâ ve zevâyâda kesb-i râhat eden erbâb-ı ceng ü vegā cemʿ ü izcâ ve şeranpolar verâsına taʿbiye vü imlâ olunup, o makūle ser-bâzân-ı İslâm'a müheyyic-i dâʿiye-i şevk olacak iltifât ve herkes gürûhuna bezl-i ʿatıyyât takrîbi ile gayr-i askerî olanlardan oldukça defʿ-i inkılâbât ve mehâfât kılındı. Düşmen dahi top menziline gelüp, mukābilinde olan toplara berü tarafdan âteş verildikde, taraf-ı âhara munsarıf ve yürüyüş tarîklarını teʾemmül ile mütevakkıf oldu. Şeranpoları ihâta edecek piyâde mevcûd olmadığı muhakkak iken, cenâb-ı Hak tâyife-i askerînin kulûbundan izâle-i ruʿb u hirâs ve her taraf memlû sûretinde izhâr-ı sebât eylemeleri, düşmen-i dîni ıktihâmdan ihtibâs ile sebeb-i nefy-i bî-kıyâs oldular. Düşmen-i dînin Şumnu üzerine gelmemek ve tazyîk u hasr ile sulha ilcâ etmek, yedinde olan taʿlîm-nâmenin hulâsası olduğundan başka, Silistire kıyâsıyla askerlerine rûy-i şikestegî be-dîdâr olmak dahi cümle-i mahsûsâtlarından olmağla, sûret-i kerr ü ferri ihtiyâr ile ʿâkıbet-i kâra intızâr üzere oldular. “Rusya Mareşali'nin mukaddemâ tevârüd eden mektûbu baʿzı hezeyân ü türrehâtdan ʿibârettir” deyü, nazar ve tercümesine iʿtibâr olunmadığından gayri, tercüme irâde olunsa bile tercemânlar nâbûd ve her birisi cây-ı selâmeti tahsîl içün ordudan mefkūd olup, Süvârî Mukābelecisi'nde müsâfereten mukīm olan Mareşal'ın âdemîsine mektûb-ı mezbûr tercüme etdirilüp, taleb-i sulhu muhbir ve mükâleme-i sulh içün âdem irsâlini müşʿir olmağla, şehr-i mezkûrun yirmi üçüncü günü Serdâr-ı ekrem tarafından dahi âdem irsâl ve mukābelede bulunan düşmen bu keyfiyyetden inʿikād-ı sulhu istidlâl ile taburlarını çeküp, terk-i ceng ü kıtâl eylediler. Edirne ve sâyir taraflara perâkende olan hademenin mansıbları âharlara tevcîh olunmak münâsib görülüp, Beylikçilik, Mektûbî Baş-halîfesi Nahîfî Efendi'ye ve Baş-halîfelik, ʿAbdullah Birrî Efendi'ye ve Kethudâ Kitâbeti, Halîmî dâmâdı Şehrî Efendi'ye tevcîh olundu. Mareşal tarafına irsâl olunan mektûbun cevâbı vürûd [M2 305] edüp, ʿakd-i sulh etmeye müstaʿid âdemi olmayup, o tarafdan âdem irsâlini beyân eylediğinden, mevcûd olan vüzerây-ı ʿizâm ve sâyir erkân-ı devlet meşveret edüp, taʿyîn-i Murahhas mâddesi dermeyân olundukda, vakt ü hâle nazaran maslahat-ı sulhu herkes istihsân ve ferâğ-ı bâl ile mükâleme olunmak içün elli altmış gün mütâreke rabtı Mareşal'e zikr ü beyân olundukdan sonra, Re'îs Efendi'yi Serdâr-ı ekrem hazretleri ihzâr ve Murahhaslık ile irsâl olunacağını ihbâr eyledikde, münferiden ʿazîmetden ibâ ve Kethudâ Bey'e Nişancılık Pâyesi verilüp, Murahhas-ı Evvel nasb ve kendüsü Murahhas-ı Sânî ʿunvânıyla ʿazîmet eyleyeceğini inbâ edüp, ikisinde ilbâs-ı hilʿat ve levâzım ü havâyicleri mehmâ-emken rü'yet ve bir iki gün zarfında âmâde-i ʿazîmet olmuşlar iken, iki askerin mukābele ve muhârebesi hengâmında mütârekenin imkânı olmadığını îmâ ve tekrâr cümleye bu keyfiyyet inhâ olundukda, şiddet-i muhâsara ve inkıtâʿ-1 imdâd ve askerde olan fütûr mehâzîri bast u beyân ve ʿaks-i mâddeden terettüb eden zarar ü hüsrân mülâhazâtıyla murahhasların bilâ-mütâreke ʿazîmetlerini istisvâb ve: "Sulh her ne vechile münʿakid olursa mahz-ı hayırdır” deyü her tarafdan tekrîr-i cevâb eylediler. Ordu Kadısı Müftî-zâde Ahmed Efendi'den vech-i şerʿî istıksâ olundukda, mukaddemâ ʿAbdurrezzâk Efendi vaktinde karar bulan musâlaha mümkün olduğu hâlde: “Cevâz böyle dursun ʿakdi vâcibdir” deyü katʿ-ı kelâm ve ocağlu ve sâyirleri dahi ol vechile murahhasların ʿazîmeti husûsunu iltizâm eyleyüp, cumâdelûlânın üçüncü salı günü zikr olunan murahhaslar Rusya Feldmareşal'i tarafına ʿatf-i zimâm eylediler. Keyfiyyât-ı mezkûre bi-külliyyâtihâ ve cüz'iyyâtihâ Rikâb-ı hümâyûna ʿarz u mahzar olunup, Yeniçeri Kâtibi Lâleli Mustafa Efendi ile irsâl olundu. Mukābelede olan aʿdâ musâlaha müzâkere olunur iken cengden hâlî olmayup, etrâfa katana ve kazak tâyifelerini taslît edüp, şeranpodan âdem ihrâc etmemek sûretinde asâkir-i İslâm'ı izʿâc ve Çalık-kavak derbendinde emr-i muhafazaya kıyâm eden sâbıkā Segbân-başı Vezîr Yûsuf Paşa'yı ʿale'l-gafle basup, mecrûh eyledikleri şuyûʿuyla, mukābeleye mess-i ihtiyâc edüp, Dağıstânî ʿAlî Paşa maʿiyyetinde üç yüz kadar etbâʿ makūlesi ihtişâd [M2 306] edüp, şeranpolar kenârında olan bin beş yüz kadar kâfir süvârîsiyle muhârebeye ibtidâr etmeleriyle, iki üç sâʿat kadar ceng mütemâdî ve şeranpolardan katʿ-ı eyâdî-yi aʿdâ kılındığından başka, iki yüz kadar küffâr, dûzahîlere kafâdâr oldu. Ferdâsı Şumnu'da olan sâyir süvârîlere şevk u hâhiş târî ve tahmînen iki bin süvârî sell-i şemşîr-i tîzkârî edüp, düşmenin karagol-hânelerin tahrîb ve süvârîlerini nûk-i sinân ve seyf-i cân-sitân ile meydân-ı maʿrekeden tecnîb ve piyâdegân-ı İslâm'a dahi gayret gelüp, şeranpolardan hurûc ve mukaddemâ hafr etdikleri meterislere vülûc eyledikleri küffâra bi'l-muʿâyene be-dîdâr oldukda, hemân taburlarını tanzîm ile ordusu hâricinde mukîm oldu. Hizberân-ı İslâm gâlib ve meydanda olan düşmen, cemʿiyyetgâhlarına hârib olup, katʿî çok kâfir müste'sıl-i seyf-i bâtır ve cünûd-i Müslimîn mansûr u zâfir şeranpolar verâsına gelüp, ʿatıyye-i hazret-i Kādir'e şâkir oldular.
Attribution
Citation:
"Hâtime-i ceng ve inʿikād-ı sulh", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1752_953.html
Item Details
Title:
Hâtime-i ceng ve inʿikād-ı sulh
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1187
Source:
Nevzat Sağlam
Format:
text/plain
Language:
ota