İcmâl-i mükâleme ve ʿavdet-i murahhasân

Tarafeyn murahhasları vech-i meşrûh üzere mahall-i mükâlemede ictimâʿ edüp, ibtidâ Nemçe ve Prusya elçilerinin meclis-i mükâlemeye duhûlleri mebhasi dermeyân kılındıkda, Rusya Baş-murahhası Orlof, mukaddemâ Nemçe Devleti ıslâh-ı cânibeyn kasdıyla tevassut taleb eyledikde: “Devletimiz müteʿayyin bir devlet olup, âharın tevassutuna ʿadem-i tenezzül ile maslahatını hod-be-hod ru'yet eyleyeceği haberini Nemçelü'ye teblîğ ve gāyeten mâ-fî'l-bâb riʿâyet-i hâtır iltizâmıyla hâricden müşkili teshîl ve mevâdd-ı saʿbeyi tahlîl üzere Nemçelü ve bi't-tebaʿ Prusyalu'nun maʿan bulunmalarını devletimiz tesvîğ edüp, bu takdîrde elçilerinin meclis-i mükâlemeye duhûlleri memnûʿ olduğunu hasran ifhâm ve metâlib-i sâyirelerini bâdî-yi emrde setr ü ibhâm eylediler. Meclis-i dîgerde tarafeyn elgāz u rumûz ile bir zemân sahn-perdâz ve neden sonra îzâh-ı mübhemât ve tasrîh-i kinâyâta âgāz ederek, Rusyalu sebebiyet daʿvâsına temessük ve nakz-ı ʿahdı Devlet-i ʿaliyye'ye isnâd ve tazmîn talebini pîş-nihâd eyleyüp, berü tarafdan dahi [M2 224] mebde-i ceng kendüleri olup, Leh ve Balta'da olan tecavüz ve teʿaddîleri taʿdâd olundukda, şimdilik bu sohbetden iʿrâz u idrâb ve garaz-ı aslîleri olan serbestiyyet-i Tatar mâddesini işrâb eylediler. Devlet-i ʿaliyye murahhasları serbestiyyet-i Tatar'da nümâyân olan aʿzâr-ı şerʿiyyeyi bast ü beyân ve kabûlü ʿadîmü'l-imkân olduğunu mukaddemât-ı müselleme ile âverde-i zebân eylediklerinde, Rusya murahhasları tekrîr-i kelâm ve: “Tatar iki devlet miyânına her bâr ilkāy-ı fesâd eyleyerek, sebeb-i kâr-zâr u hisâm olup, serbest oldukları hâlde istinâd eyledikleri devlet zâhiru'l-iktidârdan rişte-i ümmîdleri munkatıʿ olarak, tervîc-i fesâda bâ-re'y-i istitâʿatları kalmayup, kendi halleriyle müştağil olacağları zâhirdir” dediklerinde, berü tarafdan mukābele ve mâdde-i serbestiyyet ictimâʿ-i halîfeteyn kazıyyesini intâc ve bu sûretde Devlet-i ʿaliyye yine muhârebeye muhtâc olarak musâlahanın semeresi gayr-i muʿayyen olacağını tasrîh ve Rusyalu bahr-i hâciz olmasa teʿaddüd lâzım geleceğini telmih ile baʿzı mümâselât ikāmesine mübâşeret ve berü tarafdan dahi daʿvây-ı sâdık olsa bile fasl-ı bahr kazıyyesini ittisâl-i arz-ı müntefî eylediğini îmâ ile nakz-ı müddeʿâlarına mübâderet ve giderek tekessür-i kīl ü kāl ile nizâʿ ü cidâl vâsıl-ı derece-i gāyet ü kemâl olup, encâm-ı kâr serbestiyyet, musâlahanın esâsı ve sâyir mevâddın mebnâsı olup, kabûl olunmadığı sûretde âhar mâddelerin mükâleme ve kat'ına ruhsatları olmadığını Rusya murahhasları takrîr ve fesh-i meclis ile husûl ve 'adem-i husûl-i mühâdeneyi bâz-beste-i hükm-i takdîr eylediler. Bir iki gün sonra baʿde'l-magrib Orlof tek ü tenhâ ʿOsmân Efendi'nin haymesine varup, serbestiyyet mâddesinin kabûlü zımnında haylî muʿâraza vü muhâcce edüp, ʿOsmân Efendi her su'âline cevâb ile mesfûru nevmîd ve Peterburg'da İmperatoriçe muvâcehesinde nizâmına müteʿahhid olduğu serbestiyyet mâddesinden tebrîd eyledikde, ferdâsı arabalar ihzârıyla Devlet-i ʿaliyye murahhaslarının ʿavdetini îhâm ve anlar dahi bilâ-istîzân Ruscuk tarafına ʿatf-i zimâm eyleyüp, serbestiyyet mâddesinde îrâd olunan 'özr-i şerʿîyi gûyâ ifâde zımnında Orlof Peterburg tarafına ʿâzim ve Obreşkof Merşal miyânında kāyim oldu. ʿOsmân Efendi fenn-i mugālata vü muhâverede yektâ ve semt-i cedel [M2 225] ü muʿârazada bir dâhiye-i dehyâ olup, Moskov murahhaslarını söz ile itʿâb ve maslahatı akça ile tesviye ederim zuʿmuna zehâb ile haylî iztırâb çeküp, ancak Rusyalu kelâm-ı müdellel ve garazlarına muvâfık bedel ile mülzim olmayup, temşiyet-i metâliblerinde ibtidâ sabr u te'ennî ihtıyâr ve ümmidleri munkatıʿ oldukda, tedrîcî sebât ü metânet ve giderek metânet ve ısrâr izhâr edegeldikleri mücerreb-i erbâb-ı hunket ü ihtibâr olup, 'Osmân Efendi dahi serbestiyyet mâddesini bir kālibe ifrâğ etsem lisân-ı ʿulemâya düşüp, âharını bir varta-i hevl-nâke ilkā ile maʿmûre-i bedenimi ifnâ ederler havfıyla zehre-tirâk olup, gāyetine nazaran katında sühûlet ve devlete küllî menfaʿat olacak musâlahayı tanzîme cesâret edemeyüp, bu sebeble ceng teceddüd ü tekarrur ederek, kati çok nüfûs u emvâl berhem-zede-i dest-i izmihlâl olup, giderek düşmen memleket-i Kırım'a dahi mâlik ve yevmen fe-yevmen menâfiʿ-i ticareti tevsîʿa mütehâlik oldular. Mükâleme meclislerinde Efendi'nin yaygarasını Rusya murahhasları istimâʿ etdikçe: “Bu âdem dîvânedir desek sû'-i edebdir, ʿâkildir desek tavrı dâ'ire-i ʿakıldan hâricdir, ancak bu ʿakıl bizim bilip işitdiğimiz ʿukūlden değildir” dedikleri meşhûrdur. Sadrıaʿzam maslahatın ʿadem-i reviyyetinden ve askerin bir müddet istihsâl-i râhatına vesîle olan mütârekenin inkızâsından gāyet müte'essir ü dil-gîr olduğu hâlde, Rusya Merşali'nin bir mektûbu gelüp, iki tarafın murahhaslarını zimnen zemm ü kadh ve vakitleri muʿaraza ve mükâbere ile geçüp, envâʿ-ı suʿûbetle tertîb etdiğimiz mütâreke eyyâmını ve maksûdun bi'zzât olan musâlaha mevâddını halel-pezîr eylediklerini kemâl-i sûz u güdâz ile Serdâr-ı ekrem tarafına tahrîr etmişidi. Fi'l-hâl otâk-ı Serdâr-ı ekremî'de meclis-i meşveret münʿakid olup, askerin kılleti ve her cânibi ihâtaya ʿadem-i kudret ile şitânın kudûmunu ve meştâya müretteb olan askerin üç mâha dek verâsı alınamayup, düşmen her tarafdan zuhûr eyledikde, miknet-i mukāvemet meslûb olduğunu ve bu sûretde ser-rişte-i mütârekenin inhilâli mesâlih-i harbiyye-i devlete bir vechile muvâfık olmadığını yegân yegân beyân ve ʿan-asl Mareşal sulh u mühâdeneye tâlib ve Halîl Paşa vaktinden berü bu maslahatın temşiyetine mükibb ü râgıb olup, ʿOsmân Efendi berüye geçmeden mesfûra makām-ı Sadâret'den bir mektûb yazılsa ve imtidâd-ı mütâreke ile iʿâde-i mükâlemeye hâhiş gösterilse, garaz-ı devlet hâsıl oldu ne aʿlâ, [M2 226] olmadığı sûretde devlet asker ü zehâyir cemʿiyle nizâm-ı ahvâl-i sevâhile tekayyüd ü ihtimâm ve istiʿdâd-ı mukābele kesbi ile izhâr-ı kuvvet-i Devlet-i ebed kıyâm eder" deyü, meşveretde bulunan ekâbirân-ı devlet Sadrıaʿzam'ın bu re'ye muvâfık selîkasına tâb-dâde-i iʿânet ü dirâyet-mend ve bu keyfiyyâta vâkıf hâcegândan bir âdem irsâlinde yek-zebân-ı muvâfakat oldular. Bu re'y üzere meʿânî-yi sâbıkâyı şâmil Merşal'in vârid olan mektûbuna cevâb yazılup, Muharrir-i Fakīr'i intıhâb ile Serdâr-ı ekrem hazretleri: “Efendi göreyim seni! Mütâreke bu hılâlde devlete ʿazîm hidmet ve mahz-ı menfaʿatdir, ʿacaba vardıkda ne söylersin ve ne vechile bu emr-i ʿasîru'l-husûlü tanzîm edersin” dediklerinde: “Hasmın ne söyleyeceği mechûl olup, mahallinde iktizây-ı hâle nazaran inşâʿallâh makdûrum olan saʿyda kusûr etmem” cevâbıyla, çıkar iken hâzır bi'l-meclis Vezîr Kethudâsı Resmî Efendi evvelce kalkup, kenâr-ı haymede Fakīr'e intızâr ve: “Mütârekeyi ber-vech-i eşedd-i te’kîde ibtidâr edüp, hattâ on gün ihtılâs-ı vakt olunsa bile fâyide derkârdır. Zîra ʿOsmân Efendi'nin ʿavdeti şuyûʿ bulalı askerin sülüsânı firâr ve kusûru dahi birer behâne ile kenâr çizüp, serhadler hâli ise bu kıyâs ile ne sûrete girdiği be-dîdârdır” dedikde, mütevekkilen ʿalellâh menzile süvâr Şumnu'dan hareketin yedinci sâʿatinde Ruscuğ'a varup, mukaddemâ Serʿasker Dağıstânî ʿAli Paşa'ya Açık ihzârıyçün Tatar gönderilmişidi. Açığı hâzır edüp, müşârun ileyh ile mülâkātda meşvereti beyân ve ʿavdet edinceye dek husûmete müteʿallık bir hâlet vukūʿ bulmaması bâbında lisânen sâdır olan fermân nihâde-i taraf-ı izʿânî kılındıkda, müşârun ileyh: “Re’y-i mezkûru tezyîf ü tehcîn mütârekeye rağbet niçün olsun, başımda mâ-lâ-nihâye asker olup, karşuya mürûr içün câ-be-câ zûr u ibrâmdan hâlî değiller, Sadrıaʿzam hazretleri izin versünler karşuya geçer Kiyev'e dek feth ederim” dedikde, çünkü bu tedbîr erkân-ı devlet ittifâkıyla karâr-gîr oldu. “Mütâreke ber-vefk-i me’mûl karîn-i husûl olmadığı takdîrde inşâallâh bu kasd-ı kahramâneden nükûl etmeyüp, kahr-ı aʿdâ ile beyne'l-vüzerâ muʿteber u makbûl olursuz” deyerek, hatm-ı kelâm ve karşu tarafa nüzûl ve ilmâm olunmuşidi. Yergöğü kumandanı ile mülâkāt olunup, ihzâr etdiği Kaliska'ya ki yarım Hinto'dan ʿibâretdir [M2 227] süvâr olarak üç sâʿat mesâfe katında ʿOsmân Efendi'yi ʿav- det etmiş bulduğumdan ‘arabasına yanaşup, Sadrıaʿzam'ın kāyimesini yedine teslîm ve sûret-i me'mûriyyetimi hâricden dahi edâ ve tefhîm etdiğimde: “Merşal olan Romançof, on gün mütâreke 'akdine muktedir olmayup, sizi bîhûde it'âb eylediklerinden fazla, husûlü mümteniʿât-ı ʿakliyyeden olan taleb-i mütâreke, Devlet-i ʿaliyye'ye mûris-i şeyn ve mûcib-i fevt-i vakitdir" dedikde, Efendi-yi mûmâ ileyh ʿazîmu'ş-şân fettân ve muhâliflerine izmârı ʿudvân etmekle meşhûr-i zemân olduğundan: “El-hâletü hâzihi re'yinize tâyiʿ ve emr ü nehyinize tâbiʿim. Git derseniz giderim, gitme derseniz gitmem" dedikde bu rızâcûlukdan memnûn ve izhâr-ı teveccüh-i gûnâ-gûn eyleyüp, maʿan 'avdet ve hılâl-i tarîkde Yâsînci-zâde'den haylî şikâyet edüp, mükâlemede katʿâ bize muʿâvenet etmeyüp, tavk-ı cemʿinden gayri bir şeye yaramadı. “İʿtimâd etmezsen bak şu kafeslere" deyü işâret ve bu hâl ile Yergöğü pîşgâhında mansûb olan haymelere nüzûl ve bu keyfiyyeti endîşe ile gark-ı ʿarak-ı hayrett olmuşidim. Bir sâʿatden sonra Efendi-yi mûmâ ileyh bizi haymesine ihzâr ve teshîl-i mevâdd-ı musâlaha zımnında terfîk olunan elçiler dahi haymesinde mevcûd olduğu hâlde: “Hâcegândan buna Vâsıf Efendi derler, mütâreke içün ordudan gönderilmiş 'abes değil mi? ve Romançof mütârekeye kâdir midir?” deyü Nemçe elçisine hitâb, elçi dahi: “Romançof devletinin vekîli olup, mütâreke edemez diyemem” der demez Prusya Elçisi Behî Efendi: “Bu hod-reʿylik ve ʿinâd u ısrâr niçeye dek! İttifâk-ı ârâ ile devletiniz bir âdem taʿyîn etmiş bunu yolundan red edebe muhil bir vazʿ-ı yed olduğundan başka, mütâreke mukadder ise vücûd bulur, değil ise giden âdem hiç olmadıysa düşmen hâline vukūf ile devletinizi âgâh etmek fâyidesi melhûz değil mi?” dedikde, ʿOsmân Efendi'nin rengi mutağayyer u mütehavvel ve fi'l-hâl tavrı mütebeddel olup: “Efendi bu sûretde ʿazîmetiniz vacib oldu” dedikde: "Mahsûs izʿâc içün ben sizin emriniz üzere ʿavdet eyledim, inşâ'allâh hayır bundadır. Elçilerin maglatasına bakmayın ve ilzâm kaydına düşün” dediğimde: “Efendi sen bizi belâya uğratmak istiyorsun, elçiler böyle dedikden sonra be-her hâl gitmelüsün” dedikde, bir vâfir muʿârazadan sonra Yaş'a doğru ıtlâk-ı zimâm-ı iʿtizâm eyledik. [M2 228] Yaş Kasabası'nda Rusya Mareşal'i Romançof ile mülâkāt ve mektûb-i Serdâr-ı ekremî'yi teslîm ve me'ali maʿlûm oldukda, izhâr-ı beşâşet ü inbısât edüp: "Tarafeyn murahhasları mükâbere ile vakt zâyi' edüp, bu hayırlı maslahatı ifsâd ve müceddeden iki devleti varta-i cenge ilcâ ile berbâd etmeği istediler. Sadrıaʿzam ile biz mâddeyi görür temşiyet veririz" dedikde: “Hak Teʿâlâ devletimize maslahat-ı hayriyye ne ise anı nasîb ede" cevabıyla iʿdâd etdikleri bir hâneye nüzûl ve birkaç sâʿat istirahatden sonra leylen Romançof ve Obreşkof ile bir mahalle gelinüp, ʿakd-i mütâreke mebhasına şurûʿ olundukda, Romançof feth-i kelâm ve: “Ola ki Devlet-i ʿaliyye bizi iğfâl içün bu sûreti ihtiyâr edüp, bizi maslahatımızdan taʿvîk etmeyeydiler ve sulha rağbet ü hâhişleri bizim gibi samîmî olaydı” dedikde: “Devlet-i ʿaliyye'nin niyeti, şân u maslahatına muvâfık sulhdur, garaz-ı âharı yokdur” denildikde: “Garazı şu kadar olabilir ki, kış askerini celb içün vakit kazanurlar” deyüp, Fakīr dahi: “Kış askerinin vürûduna hâcet mess etmez muhârebe murâd olunsa Ruscuk ve Silistire'de kırkar ellişer bin ve Ordu-yi hümâyûn'da seksen bin kadar müretteb askerimiz mevcûd ve sevâhilde Açıkları müheyyâ ve emre muntazırdırlar, ednâ işâret ile berü tarafa geçüp, âgāz-ı muhârebe ederler idi. Hattâ Ruscuk Serʿaskeri bizim bu tarafa geldiğimizden mahzûn olup, himmetine fütûr ʿârız olduğunu cezm ile gidüp gelinceye dek meksini mahsûs niyâz eyledim ve Silistire Serʿasker'ine dahi böylece haber gönderildi. Safvet murâd olunmasa bu tekellüfât ihtiyâr olunmaz idi" deyüp, hatm-ı kelâm eylediğimde, Abraşkof cihân-dîde ve maslahata nazar eder pâyân bîn şahıs olup: “Bu makūle kelimât ile ifâte-i vakt olunmasun. Tarafeynin hâli maʿlûm hemân maslahata bakalım” dedikde, biz dahi: “Maslahat görmeye geldik zamîrinizi yoklayup, hulûs üzere musâlahaya rağbetiniz hiss olunur ise mütârekeyi maʿkūl görürüz” dedik. “Mütâreke eyyâmı ne mikdâr olsun” dediklerinde: “Eyyâm-ı mütârekenin bir hadd-i vâsiʿ ile imtidâdı ehemm-i umûrdandır zîrâ mâddelerin baʿzısı istîzâna muhtâc olup, buʿd-i mesâfe sebebi ile murahhasların kâğıdı gidüp gelinceye dek mütâreke müddeti inkızâ ve ceng etmek iktizâ eylediği bu defʿa mücerreb-i uli'n-nühâ oldu. İmtidâd üzere mütârekeye [M2 229] kudretim meslûb olup, ancak İmperatoriçe'ye yazar istirhâs ederim. Haber gidüp, gelmesi kırk güne tevakkuf eder. İşte bu kırk gün mütârekeye cesâret ve ruhsat aldıkdan sonra birkaç mâh izâfesine nizâm veririm" dedikde, Devlet-i ʿaliyye kırk gün mütârekeye rızâ-dâde olmaz, ekalli yedi sekiz mâh müddet ile mülzim olabilir. Zîrâ hücneti size beyân olundu. Bundan katʿ-ı nazar “İmperatoriçe'nin size ruhsat vereceği dahi mechûlümüzdür der iken, ruhsat vereceğine yedinize memhûr ve mumzâ devletce sened verebilürüm, lâkin sen dahi bu minvâl üzere sened verir misin?” dedikde, maslahatda mülâyemet ihsâs olunup: “Sened alup vermeğe ruhsatım yoğiken cesâret edüp, öyle olursa ben dahi sened veririm" dedim. Romançof: "Bu sûrete devlet râzı olur mu olmaz mı maʿlûmumuz olmayup, tarafeyn maslahatı teʼehhur kabûl etmemek içün kabûl ve ʿadem-i kabûl haberini kaç günde îsâl edebilürsün?” “İnşâʼallâh on günde gönderebilürüm” dedikde, Obreşkof: “On günde mümkin değil, on iki gün olsun” dedikde: “Sözümden nükûl etmem ʿavn-i Hak'la on günde haber size gelür yetüşür” dediğimde: “Buna dahi sened ver” deyüp, bu mâddeye dahi sened verülüp, cenâb-ı Hakk bu ʿAbd-i ʿâcizi tekzîb etmeyüp, on günde kabûl haberinin Moskovlu'ya vusûlü garâyib-i ittifâkıyyâtdandır. Yaş'a gelür iken Moskov askeri fevc fevc sevâhile doğru ʿazîmet ve karşu taraflara mürûr ile îsâl-i mazarrat fikrinde oldukları nümâyân olan vazʿ u hareketlerinden istidlâl olunup, bizim asker dahi fevc fevc firâra âgāz ile serhadler hâliyetü'l-hâliye kaldığını tashîh etdiğime binâ'en, ʿavdetimize dek: “Mebâdâ! Düşmen geçüp, bir şaşgınlık vere” deyü şuʿurum münselib olmuşidi. Moskovlu'yu tecâvüzden menʿ kasdıyla Rusya Merşalî'nin senedi alındıkdan sonra mesfûra hitâb ve: “Bu dostunuz gelür iken sügūr-i İslâmiyye'de olan serʿaskerlere, gidüp gelinceye dek hudûdu tecâvüz etmemek ve Rusyalu gelür ise fekat müdâfaʿa etmek husûsları ifâde vü işrâb olunmuşidi. “Siz dahi askerinize bu haberi iblâğ etseniz münâsib olur zannederim” dedikde, derhâl yolda bulunanlara ve Tuna'nın berü tarafında olanlara serîʿu'l-hareke ulağlar gönderüp, habere intizâr- larını tenbîh ve biz dahi hıtâm-ı maslahat ile yola düşüp, ikinci gün [M2 230] Yergöğü'ye ve andan Ruscuğa vusûl bulduk. Ne gördük! Ortalık tebdîl ve gördüğümüz usûl tahvîl olunmuş, Serʿasker Paşa ile mülâkātda: “Efendi ne sûret verdiniz çapûk söyle” dedikde, tecâhülâne: “Harb tehakkuk eyledi, hemân üç beş gün evvel buyurduğunuz gibi karşuya geçmeğe ve düşmeni o havâlîden kaldırmağa himmet ü ıkdâm buyurun” dediğimizde, levnine ısfırâr ve vücûduna ıkşıʿrâr ʿârız olup: “Efendi! Cenge bir vechile iktıdâr yok, maʿiyyetimde olan Bosna askerine ishâl ʿârız olup, ekserîsi vefât ile şu karşuda müceddeden bir mezarlık peyda oldu. Sâyir asker dahi kış geldi deyü firâra yüz tutup, akça ve zahîre dersen biri mevcûd olmayup, bu hâl ile tecavüz böyle dursun müdâfaʿada ʿâcizim. Serdar-ı ekrem hazretlerine tafsîlen bu ahvâli ifâde ile asker ve zahîre ve akça îsâline himmet etsünler, yoğise Ruscuk Allah'a emânet” dedikde: “Evvelki celâdet noldu? Ne tîz himmetinize fütûr îrâs eylediniz, Vezîrâne tavrınız haylî pesendîde olunmuşidi, bu rehâvet neden iktizâ eyledi?” dedigimde: “Siz geçer iken yine hâl böyle idi, ancak size kuvvet gelmek içün kemâl-i tekellüf ile izhâr-ı tesalluf etmişidik” dedi. Zarûrî hâlden haberdar olması lâzım gelüp, sûret-i mükâleme nihânî taraflarına inhâ ve haber gelinceye dek kimseye ser-rişte verilmemek îsâ olundu. ʿOsmân Efendi orduya geldikden sonra Moskovlu'nun kemâl-i zâʿfını ve içlerine hastalık girüp, izmihlâl derecesini bulduklarını neşr ile karşu geçilmek tedbîrini cümleye iʿlân ve Moskov Merşal'i beş gün mütârekeye kudret-yâb olamayup, be-her hâl me'mûr olan kimse ye's cevabıyla gelecekdir. “Askerimiz karşuya bir hamle etseler düşmen Hotin'e dek firâr edeceği meczûmumdur” deyerek, her tarafa me'mûrlar gönderdüp, cenge igrâ etdirmiş idi. Mûmâ ileyhin herkes şerrinden hâyif ve Âsitâne'ye gidecek olduğundan şiddet-i tekarrubu hasebiyle, bir nevʿ nifâk eder” deyü küberây-ı devlet muhalefetinden mütebâʿid ve mütecânif ve sırran re'y-i zâyifini zikr ve tahti'e ile endûh-gîn ü müte'essif oldukları hâlde, Silistire karşusunda Rusya askeri Sergerdesi Potemkin, muhafız Seyyid Hasan Paşa'ya kâğıd yazup: “Müceddeden mütâreke haberlerini istimâʿ edeyoruz, sizde dahi bu haber var mı?" deyü istifsâr ve ol dahi: “ Çifte Tatar ile bu haberi orduya tesyâr eyledi. Kâr-fermâyân-ı devlet mütâreke inʿıkādını istidlâl ile [M2 231] ser-germ-i silâfe-i ferhat olup, haberin sıdk u kizbine ıttılâʿ içün kudûmümüze muntazır oldular. Fakīr dahi Ruscuk'dan çıkup, leylen Hezargrad'a geldiğimde, Nâyilî Paşa birâderi Bekir Bey'in kasabada olduğunu haber verdiler. Bizi istimâʿ etdiği gibi mâşiyen olduğumuz mahalle gelüp: “Beyefendi ne gezeyorsuz?” dediğimde, ʿOsmân Efendi orduya gelüp, bâlâda tahrîr olunduğu vech üzere: “Mütâreke mümkin olmayup, me'mûr karîben me'yûs gelür serhadlere istihkâm verün!” deyü yaygarayı basmağla: “Usûl değişüp ricâl-i devleti birer mahalle taʿyîn ve bizi dahi Ruscuğa gönderdiler. Karşuya asker geçürmek istiʿdâdını bulursak geçüreceğiz, bulmazsak Ruscuğ'a metânet vereceğiz, sizde ne haber?” dedikde: “Bizde şifây-ı sadr olacak nesne yokdur lâkin, âheste reftâr ile Ruscuğa ʿazîmet edin, verâdan şâyet me'mûriyyetiniz tahvîl olunur” deyerek cüz’î ser-rişte verilüp, yine leylen Ordu-yi hümâyûn'a geldik. Salât-ı subhu Livây-ı şerîf çadırında edâ ve Kethudâ Bey ve Re'îs Efendi ile Sadrıaʿzam'ın yatağ çadırına varup, sûret-i hâli ʿale't-tafsîl ifâde eylediğimde, ibtidâ Bekir Bey'in te'hîrinden ve ʿOsmân Efendi ile ge- rüye gelüp, sonra ibrâmıyla ʿazîmet etdiğimizden gāyet mahzûz olduğunu ifadeden sonra, mütâreke beşâşeti ile tîz elden ne ikrâm edeceğin bilmeyüp, ceyblerinde her ne kadar altûn bulunduysa ihsân ve: “Bugün Âmedci olsun" deyü fermân edüp, Âmedî Nûrî Efendi "alîl ü ihtiyâr ve Devlet-i ʿaliyye'de emekdâr olup, inkisârından hazer ederim. Vaktiyle kulunuzu inşâ'allâh çırâğ buyurursuz” deyü niyâz ve bu tavr dahi tabʿ-ı Âsâfâneleri'ne hûş gelüp, izhâr-ı tabahtur u ihtizâz ve âhar cihetle imtiyaz vereceğini vaʿd ile hayme-i fakīrâneme ʿavdet ve kesb-i râhat eyledim”. Bir sâʿatden sonra Sarı Selîm Efendi hayme-i ʿâcizâneme gelüp: “Sadriaʿzam hazretleri Karahisâr-ı sahib kurbunda vâkiʿ Çay zeʿâmetini size tevcîh edüp, berâtını yaptırmak içün şimdi tenbîh buyurdular. Kaleme gönderdüm” deyü tebşîr eyledi. İki sâʿatden sonra haber-i mütâreke erkân-ı devlete münʿakis olup, cümlesi mahzûz ve bu Fakîri nazar-ı ʿâtıfetle melhûz eylediklerinden gayri, otâk-ı Asafî'de ʿazîm meşveret olup, Merşal'ın mektûbu ve senedi ve mazbata-i mükâleme kırâʼet olunup, cümlesi Devlet-i ʿaliyye'ye el-yevm bundan aʿlâ maslahat olmayup, hattâ Ağa Paşa iki gün zarfında yeniçerilerden bin beş yüz kadar âdem firâr edüp, [M2 232] Çalık-kavak Muhafızı'nın askerini bozup, Balkān'ı aşdıkları haberi şimdi tevârüd eyledi. “Hemân sened-i mezkûrun tasdîknâmesi bir sâʿat evvel yazılup, irsâl olunması münasibdir” deyerek, her tarafdan müşârun ileyhin kelâmı tasdîk olunup, fi'l-hâl sened-i mezkûr tahrîr ve Tatar-ı çâpük-pâ ile Merşal tarafına irsâl olundu. ʿOsmân Efendi, da‘vâsında kâzib çıkup: “Biz hiç me'mûl etmez idik ʿacâyib!” deyerek, meclisden nehzat ve Yasînî-zâde Efendi ile ülfetleri muhavvel-i husûmet olduğundan: "Senin hep re'y ü tedbîrin böyledir da‘vây-ı teferrüd ile Hak Teʿâlâ seni her yerde müftazıh etmektedir” deyü nefsâniyyetini meclisde izhâr ile meclis hitâm ve meşveret encâm buldu. Birkaç gün mukaddem iʿâde-i harb ü hısâm ve bu defa mütârekeye nizâm verilmek umûr-ı mütebâyineden olduğuna binâʼen, îcâb-ı mâddeteyn eden esbâbı şâmil Ordu Kadısı hüccet yazup, bu husûs içün münʿakid olan meclis-i meşveretde ictimâʿ eden ekâbirân-ı devlet hücceti hatm ü imzâ ve mütârekenin hüsn-i kabûlünü îmâ eylediler. Bu mâdde-i cesîme mazbatası ʿaynı ile mevcûd iken ihrâkdan zâyi olup, otuz senelik bir mükâleme olmağla, fikirde kalan ne ise bu mahalle temâmen tahrîr ve sıdk u kizbi maʿlûm-i cenâb-ı Hayy-ı Kadîr'dir. Zeʿâmet-i mezkûreyi sefer hıtâmına dek zabt ü tasarruf ile o târîhlerde terâdüf-i mesârifa medâr-ı tekeffüf iken, merhûm ve mağfûrun leh Sultân ʿAbdulhamîd Hân vaktinde Muhsin-zâde vefât ve Ordu-yi hümâyûn Âsitâne'ye geldikde Esmâ Sultân: “Bu zeʿâmeti Paşam vekîl-i harcıma verecek idi, sen zor ile almışsın” deyü, kemâl mertebe tahvîf ve kime feryâd olunduysa bidâyet-i saltanat olduğundan, şefâʿat ü recâya kādir olamayup, zor ile yedimden bilâ-bedel ü ʿıvaz ahz ve dilediği âdemi çırâğ ve taltîf edüp, hikmet-i Hak ile dört âdemine geçüp, el-yevm kimin yedinde kaldığı maʿlûmum olmadı. Cenâb-ı Hak ve Feyyaz-ı mutlak Şehriyâr-ı deryâ kerem ve ʿâleme müfeyyiz-i cûd ve veliyy-i niʿam olan Pâdişâhımızı cihân durdukça sağ ve devletine bedhâh olanların kulûb-i kāsiyelerini dag-ı ber-belây-ı dag eylesün. Sâye-i merâhim-vâye-i Hüsrevâne'lerinde niçe sinîn ü sâl zeʿâmet ve îrâdsız taʿîş ile her bâr ihsân-ı hümâyûnlarına mazhar ve kemâl-i [M2 233] refâhiyyetim yoğise dahi, kanâʿat ve tasarruf ile beyne'l-akrân gayr-i muztarr olduğum emr-i dâyirden ezhardır.
Attribution
Citation:
"İcmâl-i mükâleme ve ʿavdet-i murahhasân", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1752_867.html
Item Details
Title:
İcmâl-i mükâleme ve ʿavdet-i murahhasân
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1185
Source:
Nevzat Sağlam
Format:
text/plain
Language:
ota