Sûret-i kâğıd

Sadare hâze'l-fermânü'l-celîlü'ş-şân min dîvâni Mısr el-mahrûseti'l-ʿâlî dâmet lehü'l-mefâhiru ve'l-meʿâlî bi-emrin men menne bihi'l-kerîmi'l-mennân ʿalâ ehli hâze'z-zemân fe-ezhera'l-ʿadlü ve'l-emânü ve ʿamme bi'l-fazli ve'l-ihsân cemîʿi ehli'l-kurâ ve'l-büldân ve erğame unûfe ehli'l-cevri ve't-tuğyân. Emîru'l-ümerâ'i ve'l-kirâm ve kebîru'l-küberâi'l-ʿizâm el-muhtassu bi-mezîdi ʿinâyeti'l-meliki'l-ʿallâm mîru'l-livâyi'ş-şerîf es-Sultânî ve'l-ʿalemi'l-münîfi'l-hakānî'l-emîr ʿAli Bey Mîru'l-hâc sâbıkān ve Kāim-makām bi-Mısra el-mahrûse hâlen dâme ʿizzühû ve saʿdühû ve bekā emînü mazmûnihi hamden li-Bâriü'n-nesemi ve muhyi'r-rememi ellezî tekaddese ve ʿazume kadri'l-Haremi ve bâreke havlehû bi-cezîli'n-niʿami ve emera bi'l-ʿadl fî sâ’iri'l-ümemi ve evʿade'z-zâlime bi'l-helâki ve'n-nekami el-kā'ilü Teʿâlâ fî kitâbihi'l-mübîn: “Vallâhü lâ yuhibbü'z-zâlimîn” innellâhe lâ yuslihu ʿamele'l-müfsidîn”, felâ te'se ʿale'l-kavmi'l-fâsikīn” ve's-salâtü ve's-selâmü ʿalâ Rasûlihi'l-emîni seyyidi'l-halki ecmaʿîn el-kā’ilü ve hüve asdaku men kāle ez-zararu yezâlü ve ʿalâ âlihi ve ashâbihi'l-lezîne sâdû ve şâdû'd-dîn salâten ve selâmen dâ'imîne ilâ yevmi'd-dîn ve baʿdü fe-mezîdü's-selâmi ve't-tahiyyâti ve nevâmi'l-emri ve'l-berekâti ve cezîlü'n-ni'ami ve 'l-hayrâti fî sâ'iri'l-evkāt ve's-saʿâti ilâ hazreti'l-ʿulemâi'l-ʿâmilîne ve'l-fukahâi ve'l-muhaddisîne'l-müftîne bi-şerîʿati seyyidi'l-enâmi ve kuzâti'l-İslâmi ve erbâbi'l-menâsıbi ve'l-hükkâm ve'l-ekâbiri ve'l-aʿyâni'l-kirâmi ve'l-havâssu ve'l-ʿavâmmü min ehli medîneti Dımaşki'ş-Şâmi eʿazzehümullâhü bi-nûri'l-ʿadl ve ihkâmihi ve ecârehüm mine'z-zulmi ve zalâmihi ve ʿâmelehüm bi-eltâfihi ve ikrâmihi ve efâza ʿaleyhim cezîle inʿâmihi âmîn. Ellezî yuhîtu bihi kerîmü ʿilmiküm ve selîmü fehmiküm enne'l-ümmete lâ tecmaʿu ʿale'd-dalâleti ve kad ʿalimtum mâ faʿlehü ʿOsman Paşa fî arzikum ve fî ğayrihâ mine'z-zulmi ve'l-cehâleti ve ennehü kad teʿarraza [M2 216] lil-huccâci ve'z-zuvvâri ve sellata ʿaleyhimü'l-eşrâre ve'l-fuccâre bi'l-eziyyeti ve'l-izrâri ve zaleme'l-müsâfirîne ve't-tüccâra ve ezâ ehle'l-emâkini'ş-şerîfeti ve beddele emne'l-haremeyni'ş-şerîfeyni bi'l-hufyeti ve teʿaddâ hudûde'd-dîni ve sanaʿa mâ-lâ yelîku bi'l-müslimîn ve kad kāle men lâ terâhü'l-ʿuyûnü: “Ve men yetaʿadde hudûdallâhi fe-ulâʿike hümüʿz-zâlimûn” ve lemmâ belağanâ ʿanhü mâ belağa ve ennehû fi-izâ'i'l-arz'il-mukaddeseti ve kad velağa fe-bâdernâ li-sû'i fiʿlihî bi'n-nakzı kemâ ezellenâ fi'l-ʿâmi'l-mâzî min zulmihi'l-baʿzu ve eradnâ nutahhira minhü tilke'l-arz nusraten li'd-dîn ve gayreten ʿale'l-müslimîn ve aʿzamü'l-kasdi ve'l-ihtiyâcı defʿu zararihî ʿani'l-arzi'l-mukaddeseti ve'l-huccâci tebeʿan li'l-hadîsi'ş-şerîf, “mâ halle bi-haramiküm halle biküm" ve beleğana eyzan mâ feʿale bi'l-ʿulemâi fî Gazzete ve kad ezâkahüm'üz-zülle baʿde'l-ʿizzeti ve defenehüm fi'l-arzi bi'l-hayâti ve'l-hadîsü'l-kudsiyyu ʿani'l-ilâhi: “Men ezâ lî veliyyen fekad âzentühü bi'l-harbi" ve'l-ʿulemâü lâ şekke evliyâullâhi li-kavlihî Teʿâlâ fî kitâbihi'l-esmâ: “İnnemâ yahşallâhe min ʿibâdihi'l-ʿulemâ" ve izâ küntüm bi zâlike gayre râzîne ve ʿalâ defi zararihî gayre kādirîne fe nahnü inşâallahü kādirûn ʿalâ izâleti mâ hünâlike ve kad eftîna'l-mezâhibe'l-erbaʿate bi zâlike festeharnâ'llâhe ve hüve niʿme'l-velî ve se'elnâhü en yansura dîne Muhammedin bi-ulâ. Ve sarafne'l-himmete ve'l-emvâle fî rıza'l-Meliki'l-müteʿâl ve veccehne'l-asâkire ve'l-ebtâle li-yerfaʿûne yede'z-zâlimi ve yesteriddûne'l-mezâlime ve yahfezûne'd-diyâre ve'l-meʿâlime ve yemîzûne'l-ʿâtibe mine's-sâlimi ve'l-maksûdu minküm terkü'z-zâlimîne ve'l-ʿabdü ʿanhüm ve men yetevellehüm minküm fe-innehû minhüm ve in techedû fîmâ yedfaʿu'ş-şurûra ve tûcibü lekümü'l-ferahu ve's-surûra ve'l-gıbtata bi'l-ʿadli ve'l-hubûri ve emîru'l-hâcc'iş-Şâmî min tarafinâ yetevellâhü hıfzan ve sıyâneten li-huccâci beytillâh fe teʿâvenû ʿale'l-birri ve't-takvâ velâ teʿâvenû ʿale'l-ismi ve'l-ʿudvân ve'n-nasru mine'l-kerîmi'l-fettâhu limen talebe'l-ʿadle ve's-salâhe ve hâ nahnü kad ahbernâküm ve li'l-muʿâveneti ʿale'l-hayri kad ihternâküm min kabûli hâze'z-zâlimi fî arziküm hazzernâküm fe'l-ʿasâkiru kāsidetün ileyhi ve cemîʿi mâ ledeyhi ve kad selletahâ gadabullâhi fahfezû minhü sâ'ire emvâliküm ve ahvâliküm ve lâ tedʿûhü yukīmu fî arziküm beyne ʿiyâliâhi ve sahatuhü ʿaleküm ve rayü'l-ʿulemâi ve'l-ekâbiri ʿalâ “ve entüm bi'l-muʿâveneti ʿale'l-hayri evlâ” ve “ale'l-karîbi minküm ve'l-baʿîdi ve't-târifi ve't-telîdi ve'l-ahrâri ve'l-ʿabîdi emânullâhi ve rasûlihî ve emânünâ's- saʿîdü vallâhü yefʿalü mâ yeşâü ve yahkümu mâ yürîd ve'l-hayrü yekûnü ve's-saʿbu yehûnü min fazlin illâ lehû. Bu şerefi yüksek ferman, yüce Mısır hükümeti tarafından -Allah onun yüceliğini devamlı kılsın- ihsânı ve keremi bol olan Allah'ın kendisine lütuf ve ihsânda bulunduğu emîrin emriyle yazılmıştır. O idaresinde yaşayanlar arasında emniyet ve adaleti sağladı, fazîlet ve ihsânını köylerde ve şehirlerde yaşayan bütün herkese yaydı. Zulüm ve isyankârların burnunu sürtmek için emirlerin emîri, sonsuz ilim sahibi ve meliklerin Melîki olan Allah'ın kendisine lütuf ve inâyette bulunduğu Mirlivâ ve Alem sâhibi, sâbık Emîru'l-hâc, hâlen Mısır hükümeti'nin Kaymakâm'ı bulunan Ali Bey ki, onun şerefini, başarısını ve emniyyetini Allah devamlı kılsın. O Allah ki, yoktan var eden ve çü- [M2 217] Merkūmun işbu mektûb ile bi'l-intihâb taʿyîn eylediği İsmâʿîl Bey ve Tantâvî ʿAli Bey ve Habeş ʿAli Bey, Zâhir ʿÖmer ile ittifâk ve Şâm etrâfında olan karümüş kemiklere hayat verendir. Harem'in kadrini yüceltmiş, çevresini bol bol verdiği nimetlerle mübarek kılmış, diğer ümmetlere de adaletle hükmetmeyi emretmiş ve zâlimleri, Kur'an'da: “Allah zâlimleri sevmez”, (Al-i imran 3/57, 140), şüphesiz “Allah bozguncuların işini düzeltmez” (Yunus 10/81), “Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme”, (el-Maide- 5/26) buyurarak, intikam almak ve helâk etmekle tehdît etmiştir. Bütün yaratılmışların efendisi ve sözü en doğru olan aleyhi's-salâtü ve's-selâm da şöyle buyurmuştur: “Zarar giderilir”, salât ve selâm kıyâmete kadar ona ve dine hizmet eden onun ashâbının üzerine olsun. Bundan sonra, ziyâdesiyle selâm ve esenlik, bereket ve sayısız hayır ve nimetler her zaman âlimler, idareciler, fakîhler, muhaddisler ve Peygamberin şerîatiyle fetvâ veren müftüler, kadılar, makam sahipleri, ileri gelenler ve Şam şehrinin avâm ve havâssının; bütün hepsinin üzerine olsun. Allah onları adalet nuruyla ve yerlerini (idarelerini) sağlamlaştırmakla yüceltsin, zulümden ve zulmün karanlığından korusun, onlara lütuf ve ikrâmıyla muâmele etsin, sayısız nimetlerini onlara akıtsın, âmin. Ümmet dalâlet üzere birleşmez ki, sizin ilminizin yüceliği ve anlayışınızın doğruluğu bunu göstermektedir. Siz Osman Paşa'nın topraklarınızda ve başka yerlerde işlediği cehâlet ve zulümleri biliyorsunuz. O hacılara ve ziyaretçilere saldırmış, onların üzerine şerlileri ve fâcirleri, (günahkârları) eziyet etmek ve zarar vermek için musallat etti, misafirlere ve tüccara zulmetti. Kutsal yerlerin halkına eziyet etti. Haremeyn'deki emniyetin yerini korku aldı. Allah (cc) : “Kim Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa onlar zalimlerin tâ kendileridir" (el-Bakara 2/229) buyurduğu halde, dinin koyduğu sınırları çiğnedi. Müslümanlara layık olmadıkları ve bu zamana kadar görülmemiş muamelelerde bulundu. Müslümanlara ve kutsallarına dil uzattı. Biz de Müslümanlara ve dine yardım etmek, onun geçen sene de benzerini yaptığı zulümlerini ve kötülüklerini ortadan kaldırmak ve bu toprakları ondan temizlemek için harekete geçtik. Maksadın ve niyetin en büyüğü; onun mukaddes yerlere ve hacılara verdiği zararı ortadan kaldırmaktır. Zira hadis-i şerifte: "Sizin hareminize saldırana saldırmak helaldir" buyurulmaktadır. Hadis-i Kudsî'de; "Kim benim bir velîme (dostuma) eziyet ederse, şüphesiz ona harp ilan ederim” buyurulduğu, Kur'an-ı Kerim'de de: “Muhakkak Allah'dan hakkıyla âlimler korkar" (el-Fâtır 35/28) âyetinde de belirtildiği gibi âlimler şüphesiz Allah'ın velîleridir. Ayrıca siz onun yaptıklarına râzı olmadığınız halde, zararını önlemeye gücünüz olmadığından, O'nun Gazze'de âlimleri izzetten sonra zelil ettiği ve onları diri diri toprağa gömdüğü haberleri geldi. İnşâallah biz onu ortadan kaldırmaya güç yetirecek durumdayız. Bize dört mezhebin müftüleri, onunla mücadele konusunda fetvâ verdi. Velîlerin en güzeli olan Allah bizi bu işle görevlendirdi. Biz Muhammed'in yüce dinine yardım etmek istedik; gücümüzü ve mallarımızı Yüce Allah'ın rızası için harcadık. Ordumuz ve cesur adamlarımız bu zâlime engel olmak, zulümlerini ortadan kaldırmak ve memleketi ve dini şeʿâirini korumak, eğriyi doğrudan ayırmak, maksadıyla ona karşı gittiler. Sizden istenen, zâlimleri terk etmek ve onlardan uzak olmaktır. Nitekim: “Kim onları dost edinirse o da onlardandır" (el-Mâide 4/51) buyurulmaktadır. Yine eğer şerri def etmek için çalışırsanız, size sevinç ve mutluluk gerekli olur. Tarafımızdan, Beytullah'ın hacılarını korumak ve emniyetlerin sağlamak için bir Emîrulhâc tayin edilmiştir. Çünkü; “İyilik ve takvâda yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” (el-Maide 5/2) buyurulmaktadır. Zafer Allah tarafından adalet ve salâhı isteyene verilecektir. İşte biz size hayırda yardımlaşmak için durumu bildirdik. Bu zâlimi memleketinize kabul etmeme konusunda sizi ikaz ettik ve uyardık, şimdi ordumuz onun üzerine harekete geçti. O, Allah'ı gazaplandırdı, Allah da ona ve sahip olduğu herşeye gazabını musallat etti. Siz mallarınızı ve kendinizi onun şerrinden koruyun. Onu evlâd ü ıyâliniz arasına ve memleketinize davet etmeyin, âlimler ve büyükler, sizin hayra yardımcı olmanızın daha evlâ olduğu görüşündedir. Sizden yakın ve uzak, yeni doğmuş ve küçük, hür ve köle olan Allah'ın, Resûlünün ve bizim emânımız altındadır. “Şüphesiz ki Allah dilediğini yapar (Al-i İmran 3/40) ve istediği şekilde hükmeder” (el-Mâide 5/1) Allah'ın lütfuyla zor kolaylaşır, hayır gerçekleşir. sabâtı yağmâ vü ihrâk ve Şerîf cenâblarının mesned-i Şerâfet'e 'avd u kudûmüne mücâzât kasdıyla, gılâl ve sâyir idrârâtı katʿ ve mücâvir-i bukʿateyn-i mübareketeyni giriftâr-ı muzâyaka vü imlâk eylediği, Şerîf-i Mekke ve ʿulemâ ve vücûh-i nâs taraflarından 'arz-ı pâye-i serîr-i aʿlâ kılınup, aktâr-ı Mısriyye ve sâyir memâlik-i Pâdişâhî'den aʿvân ü ensârı izâle vü tathîr ve kendüsü dahi ele getürülüp, ʿibreten katl ü tedmîr kılınmak bâbında erkân-ı saltanat ittihad ve fetvâya müracaat olundukda, bağy mes'elesine kıyâs ile meşrûʿiyyet-i izâleleri bâbında fetvâ dahi verilüp, Nuʿmân Paşa vech-i muharrer üzere Serʿasker nasbıyla kesb-i istiʿdâd-ı nizâl ü tırâd ve Şâm'a varmazdan mukaddem Mısır askerine Serdar olan Ebû Zeheb encâm-ı kârı mülâhaza ile bu emr-i müstekrehden rucû' u inâbet ve selâmet-i nefs itâʿat-ı Pâdişâhî ile husûle geleceğini fehm ile izhar-ı peşîmânî vü nedâmet edüp, başında olan asker ile Mısır'a duhûl ve 'ulemâ ve sâyir müteneffisân-ı Mısriyye ile bu ahvâl-i vahîmü'l-encâmı müzakereye sırran ve 'alenen meşgül olup, ehâlî-yi Mısır ʿan-asl şakıyy-i merkūmdan bîzâr ve sûret-i zâhirde mütebeyyen olan itâʿatları îcâb-ı ıztırâr ile tenâvül-i ekl-i meyyite kabîlinden olduğu âşikâr olmağla, Ebû Zeheb ile hemân safkazen-i muvâfakat ve şakīyy-i merkūmun bağteten konağını muhâsara ile îkâd-1 nâyire-i husûmet eylediler. Merkūm müdâfaʿadan âyis ü nevmîd olup, nefâyis-i emvâlinden bir mikdârını har-vâr u enbâna imlâ ve mazhar-ı seg be-sahrâ olduğu haberi Ebû Zeheb tarafından saferu'l-hayrın yirmi altıncı günü Ordu-yi hümâyûn'a vâsıl ve bu emr-i 'azîmden kulûb-i nâsa tetarruk eden endûh ü kâbet zâyil olup, bekūrî-yi aʿdâ tabl ü sûrnâ ve top u tüfeng ile âyîn-i sürûr u şâdumânî icrâ olundu. Şakıyy-i merkūmun bakıyye-i ahvâli bundan sonra inşâ'allâhü Teâlâ terkīm ve kıssa-i 'acîbesi tetmîm olunur.
Attribution
Citation:
"Sûret-i kâğıd", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1752_856.html
Item Details
Title:
Sûret-i kâğıd
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1185
Source:
Nevzat Sağlam
Format:
text/plain
Language:
ota