Hareket-i Serdâr-ı ekrem ve teferruk-i asker

Çünkü düşmen taburuyla muhârebe mütehakkak oldu, Vezîr ʿAbdî Paşa çerhaya ve Abaza Paşa levendât ve mîrî askeriyle sağ kola ve Adanalı Karslı-oğlu Hasan Paşa sol kola taʿyîn ve her birine onar Şâhî top verilüp, dûş-i gayretleri hılaʿ-ı fâhire ile tez- yîn ve sâyir edevât ü mühimmât-ı harbiyye istikmâl ve ferdâsı Gölbaşı yurdundan Serdâr-ı ekrem hazretleri tavâyif-i askeriyle refʿ-i eskāl ve Hân Kışlağı'na iki sâʿat mesâfede vâkiʿ düşmen görülecek mahall-i mürtefiʿde [M2 93] nasb-ı hıyâm-ı iclâl eyledikleri hâlde, efrâd ü cumhûr meteris hafrına şurûʿ eylediler. İlerüde olan süvârî gürûhuyla vüzerây-ı ʿizâm münâsib ordu mahallini cüst-cû ile ahşama karîb bir mahall-i gayr-i münâsibde taʿyîn-i makām etmiş bulunduklarından, meterisin bir mikdâr mahalli hengâm-ı şâma kalup, Kethudây-ı Sadr-ı ʿâlî İbrâhîm Efendi meşʿaller ile mehmâ emken meterisleri perdâhte-i dest-i ihtitâm ve baʿzı nemek be-harâm Meşʿaleci şöhretiyle müşârun ileyhi mülakkab ü be-nâm eyledi. Karagol hıdmeti o şeb-i bû'l-ʿacebde Abaza Paşa'ya sipâriş olunup, Hazînedârı Feyzullah Ağa'yı ince karagol'a taʿyîn etmişidi. Rusya Feldmerşal ise üzerine gelen asker-i bî-şumârı gündüzden seyr edüp, ezʿâf-ı muzâʿafı olduğunu muʿâyene ve Kaplan Girây Hân dahi verâsında zahîreyi katʿ ve kavm-i Tatar ile hücûma muterassıd olduğunu Ceneral ve zâbitlerine ibâne edüp, mesfûrları bahr-i hayrete ilkā ve fî-mâ baʿd rûy-i selâmet görmeyeceklerini îmâ edüp, cümlesi bu varta-i hevl-nâkden halâsa çâre-cû ve selâmet-i nefisleri tarîkını irâ'e içün tarafına tekâpû eylediklerinde, askerimizin kılleti maʿlûm olmamak içün hemân bu gice ʿale'l-gafleh hasmımız üzerine hücûmdan gayri tedbîr olmayup, gice hâliyle top ve tüfeng ve hevâyî fişekler ile bir maslahat görülür ise tahlîs-i nefs maslahatı kābil olur. Etdiğimiz tertîb fâyide vermez ise cümlemiz helâk ve endâhte-i hâk-i magāk oluruz” dedikde, mecmûʿu buraya karar-dâde ve cenge âmâde oldular. Sâʿat beşde düşmen-i dîn tertîb etdiği vech üzere yerinden hareket eylediğini ilerüde olan ince karagol müşâhede ve gerüde olanları âgâh etmek içün piştov atup, anlar dahi yedlerinde olan tüfeng ve piştovlarını ifrâğ ile orduya haber firistâde eylediler. Bu peyâm-ı bârid vârid olmazdan mukaddem, orduda sadây-ı hây ü hûy ʿayyûka resîde olup, meterislerden top atmağa mübâşeret olunduğunu düşmen hiss edüp, asker-i İslâm'ın cenge teheyyü'ünü zihninde tasvîr ve şeb-hûn maslahatını vakt-i sehere te'hîr eyledi. Gice ile Ordu-yi hümâyûn'dan top atılması zâhir-i hâlde müstekreh görüldüyse [M2 94] dahi aʿdâ o tarrâka-i hûş-rübâyı ehl-i İslâm'ın teyakkuz ü intibâhına haml ile ikdâmdan ihtirâz ve olduğu mahalde bî-dem ve âvâz-ı kemîn-sâz olup, böyle iken gice firârîlerinin mukaddimesi sabah olmadan Kartal'a vusûl buldukları menkūldur. Düşmen-i meş'ûmun leylen hücûmu gündüzden ziyâde zarar u ziyâna bâdî ve halk birbirini itlâf ü ifnâya mü'eddî olacağı zâhir idi. Subh-i kâzib nümû-dâr olduğu hîn gürûh-i müşrikîn üç koldan yürüyüp, sâk u yemîn ve çerhaya taʿyîn olunan cünûd-i muvahhidîn mukābele ve her kolda işʿâl-i nâyire-i mukātele olunup, kalb ü yesârda bulunanlar sufûf-i aʿdâyı perîşân edecekleri zemânda yemînde bulunan süvârî üzerine düşmen-i mekkâr, toplarının ekserîsini havâle ile cümlesini âvâre-i sebât ü istikrâr eyleyüp, başbuğları olan Abaza Paşa ve Hazînedârı ve bin-başılardan birkaç kimse meydân-ı cengde pâyidâr ve anlar dahi düşmen ateşine tehammül edeme- yüp, ihtiyâr-ı girîve vü kenâr eylediler. Sâyir asker bunlara nazar ve ʿillet-i sirâyetle ihtiyâr-ı semt-i mefer eylediklerini müşâhede ile Serdâr-ı ekrem tîgini ʿuryân ve firârîleri ircâʿa sarf-ı tâb ü tüvân etdiyse dahi, menʿ-i seylâb ve defʿ-i berk-i şihâb mümkin olmayup, o hılâlde aʿdâ dahi çadırlara duhûl ve pesmândegân-ı askeri sâyir firârîlere mevsûl eyledi. Dümdâr taʿyîn olunan Arnavud Mustafa Paşa firârîlerin baʿzısını katʿ-ı gûş ve hurrem-i ânif ile siyâset etmişiken, bu züll ü hevânı irtikâb ve dâreynde saʿâdeti müstevcib olan gazâ vü cihâd maslahat-ı hayriyyesinden rücûʿ ve intiyâbları min a'cebi'l-ʿuccâbdır. Perâkende olan gümrâhlar, rezm-gâhdan iki üç sâʿat infisallerinde, Diyârbekir Eyâleti ki, ekser düzdân-ı Ekrâd'dan ʿibâret idi. O gün Kartal'dan kalkup savb-ı muʿaskere râhî olmuşlar idi. Kasd-ı ircâʿ ile kerr ü ferden gâfil etbâʿ ve gâret içün ictimâʿ etmiş baʿzı behâyim-tıbâʿı nehb ü talân ve asker-i mağlûb bi't-tabʿ müttehem olmak haysiyyeti ile müdâfaʿaya cihet-i imkân bulamayup, her biri “ene'n-nezîru'l-ʿuryân” kavliyle âh ü figân eyledikleri, kenâr-güzînân-ı zemâneye rûşen u ʿiyân oldu. Serdar-ı ekrem hazretleri sebük-bâr Kartal ordusuna ʿazm ü reftâr [M2 95] etmek dâʿiyesiyle ricâl-i devlet ve sâyirlerinin ağırlık istishâb etmemelerini ber-vech-i teʾkîd işʿâr etmişiken, ümmîd-i galebe ile düşmen Hotin tarafına firâr eyleyeceğini tasavvur ve tûl-i meks iktizâsıyla baʿzı şey'in lüzûmunu tefekkür eylediklerinden, ağırlığa dâ'ir ve sîm ü zer evânîye müteʿallık katʿî çok şey' istishâb ü tenkîl ve etbâʿ makūlelerinin ferzâneleri dahi efendilerine yaranmak içün hâtıra hutûr etmemiş eşyayı bilâ-istîzân cimâl ü bigāle tahmîl edüp, rûz-i nâ-fîrûz-i hezîmetde o makūle turaf-i eşyâ vü tuhaf-i girân-behâ dest-bürd-i aʿdâ oldu. Aʿdâ askerinin mâldârları dâd ü sitedde kemâl-i revâcı olan hazîne tezkirelerini hâmil ve lede'l-iktizâ sarf ve zarûretlerin zâyil edüp, evrâk-ı mezkûre hasımları yedine mütevâsıl olsa bir fâyide hâsıl olmadığından gayri, esâfil-i askerîleri sîm ü zerin levn ü hey'etini bilmeyüp, kıtaʿât-ı nühâsa madrûb beş altısı bir para farz olunan yedi sekiz kıtʿa nühâs pâreye yevmiyye mâlik ve anı dahi ordularında mevcûd mey-kede ve sâyir melʿanete sarf ü iʿtâya mütehâlik oldukları zâhir olup, bu tavr-ı ʿacîb dikkat olunsa, bir nevʿ mekr u firîb ve arzûy-i mâl ile hasm-ı tüvân-gere ʿillet-i taglîbdir. Fâtih-i hıtta-i ʿArab Şehriyâr-ı ʿâlî-neseb, yaʿnî Sultân Selîm Hân “es-kenehüllâhü fî buhbûhati'l-cinân” hazretleri Mercidâbık'da Gavrî lakabıyla mülakkab olan Melik-i mülk-i Mısr ile mukābeleden bir gün evvel bir tell-i refîʿa çıkup, asker-i Çerâkise'ye meddi-târ-i nazar eyledikde, ekserîsinin başında zerrîn migfer ve miyânelerinde murassaʿ tîg ü hancer olduğundan başka, atları sîm ü mutallâ takımlar ile müzeyyen ve hıyâm ü har-gâhları gāyet maʿnûn olduğunu seyr ü temâşâ ve kendü askerinin âlât-ı harbiyyeleri tîmürden ve hayme vü sitârelerinin enderûn u bîrûnu kirpâs-ı hâmdan masnûʿ olduğunu fikr ile hüzn ü melâl ibdâ ve bu keyfiyyeti bitâne-i umûr-ı Şâhâne'si olan Kemâl Paşa-zâdeye îmâ eyledikde: “Hasmın zînet-i melbûs u merkûbu askerimizin dâʿiye-i şevkını efzûn ve mâl tamaʿıyla ıkdâm ü cesâretlerini hadden bîrûn eyleyeceği inşâ'allâhü Teʿâlâ yârınki gün meşhûd-i hümâyûnları olur” dimekle, tab‘-ı Tâcdârî'lerine [M2 96] tesliyet ve kalb-i tâbdârlarına kuvvet verüp, ferdâsı maslahat-ı ceng ne netîce verdiği târihlerde mastûrdur. Sadrıazam Kartal'a gelüp, vüzerâ vü vükelâ ile istişâre ve herkes âsiyâb-ı fikrini idare edüp, baʿzıları meteris hafrıyla perîşân olan askeri cem' etmek ve karşudan baʿzı mühimmât ve asker celbi ile müdâfa-i düşmene kıyâm etmek re'yini takdîm ve bu tedbîrin icrâsı ekalli beş on güne muhtâc olup, düşmen birkaç sâʿat mahalde iken istiʿdâd-ı müdâfaʿa vermeyüp, maʿâzallah Elmas Paşa Vak'ası gibi bir hatar-ı ʿazîm zuhûr eyleyeceğini tefhîm ve bu cevâb emzice-i askerîye muvâfık olduğundan, cümlesi ser-be-zemîn teslîm oldular. Kulûb-ı nâs bi-hikmetillâhi Teʿâlâ pür-bîm ü hirâs ve karşu tarafa can atmak sevdasıyla çâre-cûy-i selâmet ve bu hâl maʿlûm-i Sadr-ı pür-gayret olup, nâ-çâr hâlini agyârdan istitâr ve Kartal'a karîb sazlık bir mahalden leylen karşuya güzâr eyledi. Rumeli Vâlîsi Vezîr ʿAbdî Paşa ve Abaza Mehmed Paşa ve Ağa Paşa ve Re'îsülküttâb Efendi ve Tezkire-i Evvel otuz bin kadar süvârî ile İsmâʿîl cânibine ʿazîmet ve şâh-râhdan ʿudûl ile kasaba-i mezkûreye vusûl ü istirahat edüp, Sadrıazam dahi İsakçı'ya geldikde, mevcûd olan Açıklar ve sağîr ü kebîr kayıkları Kartal tarafına irsâl edüp, kudreti olanlar hufyeten sazlık arasına varup, kayık istîcârıyla İsakçı'ya mıkzâf ü cünbân-ı istiʿcâl oldular. Kartal'da terk ü mugādere olunup, hamlinde hiffet ve nakl ü imrârında sühûlet ʿadd olunan eşyayı baʿzı tamaʿkârân-ı nâs karşuya imrâr ile fâyide-mend ü râbih ve bu mikdâra kanâʿat bir emr-i râcih iken, kasd-ı nemâ ile tekrîr-i ʿavdet ve bir mikdâr şey tedârüküyle rücûʿa niyyet etmişiken, düşmen-i dîn yetişüp, cümlesini me'sûr ve hîş ve tebârlarından mehcûr eyledi. “Ve kem min harîsin ehlekethü metâmi ʿuhü” Sadrıazam mürûrundan sonra bekāyây-ı asker Kartal Sahrâsı'nda bî-pâ vü ser geşt ü güzâr edüp, karşuya vusûlün ʿadem-i imkânını tasavvur ve bu hâl ile cümlesi şinâver-i bahr-i jerf-i tehayyür iken, Teşrîfâtî Vahdetî Ebûbekir Bey sûret-i istîmân ile tahlîs-i cân tedbîr-i [M2 97] muʿavvicini âverde-i zebân eyledikde, baʿzı ʿukalâ düşmen hâl-i düşmene âşînâ olmayup, asker-i me'yûs çok kerre neyl-i zafer ile râyet-i hasmını menkûs eylediği Rusyalu'ya dahi bir emr-i mahsûs olup, bu takdîrde düşmene kâğıd tahrîriyle taleb-i emân kemâl-i zâʿf ü ʿaczi beyân ve belki bir sâʿat evvel bu tarafa tahrîk-i pây-ı tuğyân eylemesini iltizâmdır” deyü redd-i cevâb ve ertesi gün Açıklar zuhûr edüp, cümle nâs İsakçı'ya ʿavd ü iyâb eyleyüp, bu kelime-i şerâz kaldı Bekir Beyi âvâre-i ser eyleyüp, tefevvüh etdiği kavl gayr-i maʿkūl, humk u belâdetine mahmûl kılınup, Teşrîfatçılık'dan maʿzûl ve nefy ü tağrîb ile mahzûl oldu.
Attribution
Citation:
"Hareket-i Serdâr-ı ekrem ve teferruk-i asker", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1752_741.html
Item Details
Title:
Hareket-i Serdâr-ı ekrem ve teferruk-i asker
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1183
Source:
Nevzat Sağlam
Format:
text/plain
Language:
ota