Merhûm-i müşârun ileyh Hind elçiliği ile nâmdâr ve vüsʿat-i hâl ile şühre-i rûzgâr olan el-Hâc Yûsuf Ağa'nın bin yüz otuz altı târîhinde sulb-i pâkinden sâha-i pîrây-ı ʿâlem-i vücûd olup, fark-ı sevâd ü beyâz ve temyîz-i cevâhir u aʿrâz eyledikde;
El-ʿilmü li'n-nefsi nûrun testedilü bihî ʿAle'l-hakāyıki misle'n-nûri li'l-ʿayni mazmûnunu fehm ü idrâk ve leyl ü nehâr maʿrifete gûşiş ile gâh seyr-i basît-ı arz ve gâh seyr-i eflâk eyler idi. Bir müddet mürûrunda, İzâ lezime'n-nâsü'l-büyûte vecedtehüm, ʿumâten ʿani'l-ahbâri hurka'l-mekâsibi mefhûmunu pîş-nihâd ve baʿzan pederleri maʿiyyeti ile ve baʿzan ʿale'l-infirâd katʿ-ı iğvâr u incâd edüp, şöyle ki, beş defʿa haddi hân-ı râh-ı hac ve iskāt-ı farîza-i ʿacc ü secc etdikden sonra elli yedi târihinde kasd-ı sevdâ-gerî ve ticâret eden pederi ile Hind'e sefer ve altı mâh kadar meşâhir-i buldân-ı Hind'i seyr ile masnûʿât-ı Hâliku'l-beşer'e taʿlîk-i nazar etdikden sonra, Bender-i Cidde'ye imâle-i sükkân-ı ʿavd u kufûl ve andan Kaʿbetü'l-âmâl olan Âsitâne-i saʿâdet'e hatt-ı rahl-i vusûl etmişidi. Devlet-i ʿaliyye tarafından Sâlim Efendi Hind Elçisi nasb olunup, sâhib-i tercemenin pederleri merhûm tüvânger u zî-mâl ve Hind'e sefer ile vâkıf-ı ahvâl olmak sebebi ile bi'l-istiʿâne maʿan murâfakatını istidʿâ ve mûmâ ileyh dahi tekmîl-i nâmûs-ı devlet kasdıyla kâffe-i umûrunu rü'yet ile tahsîl-i rızâ ve mahdûmunu bile alup, bu cemʿiyyet ile zimâm-ı ʿazîmeti taraf-ı Hind'e irhâ eylediler. Bâ-delâlet-i hızır-ı Tevfîk Hind iklîminden Örnek-âbâd nâm mahalle vusûl-i hılâlinde, Sâlim Efendi baʿzı emrâz ile ser-nihâde-i bâlîn-i bîmârî ve birkaç günden sonra hulûl-i ecel-i mevʿûduyla dürr-i vücûdu sadef-i zemînde mütevârî olup, [M2 44] Devlet-i Hind merâtibinde Sadâret-ʿuzmâ mustalahı olan Nizâmu'l-mülk emr-i emerr-i sefâreti, sâhib-i tercemenin pederleri mûmâ ileyhe ihâle vü tefvîz ve nazar-ı iltifât ile nigeh-dâşte vü termîz edüp, sefârete vekâletleri Nâdir Şâh ile Hindîler'in mücâdele vü mücâledeleri hengâmına tesâdüf edüp, altı sene kadar tahammül-i aʿbâ-i gurbet ve tecerruʿ-i zehr-âbe-i meşakkat ʿakabinde, o tarafdan fekk-i lenger-i irticâʿ ve müsâʿade-i eyyâm ile Mersây-ı Cidde'de leff-i şirâʿ eylediler. Vâlidleri yedinden cevâb-ı kabâle-i hümâyûnu alup, bahren Mısır'a gelür iken, nâ-gâh rûy-i Bahr-i Kulzüm mükfehir ve emvâc-ı yemm-i zehhâr, cibâl-i râsiyât gibi münhadir olup, sefîneleri münkesir ve telef-i nefs-i emmâreleri zâhir olmuşiken, imdâd-ı cenâb-ı Rabbu'l-ʿibâd ile bu varta-i hevl-nâkden tahlîs-i cân ve Mısır'a vusûl ile şükür-güzâr-ı cenâb-ı Sübhân oldu. Mısır'dan dahi Âsitâne'ye vâsıl ve hâmil olduğu tahrîrâtı mahalline teslîm ile envâʿ-ı iltifâta nâyil olduğundan gayri, kaleme aldığı takrîrin sebk ü reftârı hûş âyende-i tabʿ-ı hazret-i Tâcdârî olup, o zemân mecmaʿ-i ehl-i ʿirfân ü ʿizzeti min külli'l-vücûh nümâyân olan Mektubî Kalemi hulefâsına
ilhâk ve neyyir-i ikbâli işrâk olunmuşidi. Yetmiş bir cumâdelûlâsının onuncu günü Baş-halîfelik ile pâ-nihâde-i evvelîn-i mirkāt-ı kâm-kârî ve yetmiş beş saferinde Sadrıaʿzam Mektupçuluğu ile minnetdâr-ı baht-ı sâz-kârî olup, yetmiş sekiz saferinin yirmi ikinci günü aksây-ı merâtib-i küttâb-ı Dîvânî olan mesned-i Riyâset'e iʿtilâ ve sâl-i mezkûr zilhiccesinde ism-i sâmîsi dâhil-i defter-i vüzerâ ve Tevkīʿî ve Mora Muhassıllığı ile dagzen-i kulûb-i emsâl ü ekfâ olup, seksen şaʿbânında Kapudân-ı deryâ Tosun Mehmed Paşa vakʿasında vekîl ve Âsitâne'ye gelinceye dek tesviye-i umûr-i donanmada burûzende-i saʿy-i cemîl olup, sâl-i merkūm tevcîhâtında Aydın Muhassıllığı ile çeşm-i ibtihâcı tenvîr ve seksen bir şaʿbânının onuncu günü nâmzedi-yi Şâh Sultân-ı ʿaliyyetü'ş-şân ile kadr ü şânı tevfîr olundu. Birkaç mâhdan sonra Haleb Eyâleti ile be-kâm ve seksen iki rebîʿulâhırının yirminci günü Silahdâr Hamza Paşa'ya Kāyim-makâm olup, sene-i merkūme cumâdelâhırasında Sadrıaʿzam ve Sipehsâlâr-ı ekrem oldu.
Bâlâda tahrîr [M2 45] olunan ʿilel ü esbâb ile ʿazl ve Dimetoka'ya izhâb olunmuşiken, El-mevtü mâ yüncîke min âfâtihi, hısnun velev şeyyedtehü bi'l-cendeli mefhûmu üzere dest-i gerîbângîr-gîr-i ecelden reh-yâb-ı necât olmayup, muktezây-ı ser-nüvişt-i ezel ile dâyire-i hestîden maʿdûm ve ʿâzim-i şeh-râh-ı yevm-i maʿlûm oldu. Müşârun ileyh cevdet-i hatt ile meşhûr ve mukaddimât-ı ʿulûma ıttılâʿ ile fârik-ı miyân-ı gayb u huzûr olup, pâk-sîret, sâhib-i fitnat mesânid-i ʿulyâya şâyân ve müstehakk u iʿtibâr-ı mülûke cedîr u lâyık bir vezîr idi. Baʿzan meyl-i inşâd-ı eşʿâr ve makbûl-i bülegā olur ibrâz-ı âsâr ede-geldiklerinden başka, fenn-i inşâda derece-i istiʿdâdları vâreste-i kāl ü kīl ve Gülşen-i Hayâl nâmında olan te'lîfleri sıdk-ı müddeʿîye delîldir. Mütevaffâ-yı müşârun ileyh merâtib-i beşeriyyet iktizâsından olan vekār u sekîneye ber-vech-i ifrât riʿâyet edüp, ʿulûvv-i himmet sebebi ile halkın re'y-i zâyifini istihkār ve istibdâd vâdîlerinde şahs-ı vâhide bile baʿzan ruhsat-ı güftâr vermemekle nâsı zemm ü mesâvîsine mecbûr eylediğinden gayri, ihtilâf-ı devâʿî ile halkın ʿale'l-ʿumûm metâlibine müsâʿade-i devlet mümkin olmayup, hasran husûlü mümteniʿ olan me'ârib-i muhtelifeden ye's ü hırmân müşâhede edenler, tehallüf-i matlublarını müşârun ileyhin menʿ-i mücerredine ʿazv ile hakkında lisân-ı mesâvî vü iftirâyı hakka şebîh mugālata ile ıtlâk ve teheyyüc-i gazab-ı Şehriyâr-ı âfâk ile ʿalâ zu mihim teşeffî-yi gayz ve rûhunu izhâk ettirdiler. Müşârun ileyhin şecere-i ʿizz u rifʿati Hâkān-ı ʿasrın nişânde-i dest-i ʿinâyeti olup, her
cihetle kendüye hüsn-i zann u iʿtimâdı ve hall-i gavâmız-ı umûrda re'y-i savâb-nümâsına istinâdı derkâr iken zâhir-bînân-ı ʿavâmmın uglûtaları, mir'ât-ı tâb-nâkden musaffâ vü pâk olan kalb-i hümâyûna te'sîr ve mücerred katʿ-ı lisân-ı nâs ve sâde dilân-ı rûzgârın tevhîminden lâzım gelen endîşe vebâsın indifâʿı irâdesiyle o düstûr-i vakūra havâle-i şemşîr-i kahr u tedmîr etdiler. Bu hâl ile merhûma müteʿallikāt ve akrıbâsından ziyâde müte'ellim olup, hakkında hâst-kâr-ı rahmet-i cenâb-ı Gaffâr oldular. Evâyil-i sadâretlerinde fi'l-hakīka bast u keff ile şöhret-nümâ olup, bezl ü infâkdan maksûd olan emr-i mefrûz-i gazâya tevâyif-i ʿaskerîyi tahrîz ü igrâ [M2 46] kasd etmişiken askerîde olan cübn ü rehâvet ve cihâd fî sebîlillâh mesleğine ʿadem-i zihâb ile mahzâ celb-i menfaʿat irâdesinde olduklarını tahkīk edüp, sıyânet-i beytü'l-mâl ictihâdıyla imsâk u ıtlâk beyninde peydâ etdiği tavrı, halk taktîr u zınnete haml ve mesâvîsini mahal be-mahal nakl eder oldular. Bu fesâdâtdan nâşî merhûmun dimâğı muhtell ve gayret u ʿârından vücûdu muʿtell olup, Hân-tepesi'nde umûr-i seferiyyeden katʿ-ı nazar mesâlih-i dîvâniyyeyi bile ru’yetden ʿâciz ve derd-mânde olup, zarûrî birkaç defʿa teşebbüs-i zeyl-i istiʿfâ ve dağdağa-i sadâretden tahlîsini recâ eyledi ʿâkibet, ve men lem yemut bi's-seyfi mâte bi-gayrihi, tenevveʿati'l-esbâbü ve'l-mevtü vâhidun kantarasından güzer ü istîfây-ı rızk-ı maksûm ile ʿazm ü mahşer eyledi, tecâvezallâhü ʿan seyyi’âtihi.
Terceme
Attribution
- Citation:
- "Terceme", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1752_692.html
Item Details
- Title:
- Terceme
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1182
- Source:
- Nevzat Sağlam
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota