Hotin Kalʿası muhâsaradan tahlîs ve tedmîr-i aʿdâ beyne'r-ru'esâ tansîs olunup, rûz-be-rûz dilâverân aʿdâ-i sûzden cesâretine iʿtimâdı olanlar fevc fevc Nehr-i Turla'yı karşu geçüp, düşmen süvârîsiyle mükâfeha ve mutârada ve dil ü kelle ahzıyla yine berü tarafa muʿâvede ederler idi. Ordu-yi hümâyûn'dan eczâ-yı cisr bu esnâda temâmen celb olunup, kalʿa civârında vâkiʿ geçid mahalline cisr inşâ ve karşu tarafda meterisler ve baʿzı istihkâmât vazʿı ile defʿ-i keyd-i aʿdâ kılındığı mütehakkak oldukda, küffâr kemâl-i havf ü haşyete dûçâr ve cisr-i mezkûrun inhidâmına âlet olur bir nevʿ sanʿat icrâsını netîce-i efkâr edüp, bi'l-âhıra bir buçuk zirâʿ murabbaʿu'ş-şekl bir sandûka ihdâs ve derûnunu eczây-ı nâriye ile imlâ ve etrâf-ı erbaʿasına dört kıtʿa memlû tabanca taʿbiye edüp, şöyle ki cereyân-ı mâ ile eczây-ı cisrin bir mahalline tabancaların biri dokunsa fi'l-hâl iştiʿâl ve sandûkaya sirâyet ile cisri katʿ ve ʿamelden ibtâl eyleyeceğini delâ'il-
i binâ'iyye ile istidlâl ve bir gice zikr olunan sandûkayı üç mil yukarıdan nehr-i Turla'ya ilkā ve emvâc-ı nehr ile eğerçi tahmîn eyledikleri cisrin muhâzîsine isâbet ve iltikā eyledi. Ancak tabancalar bir mahalle isâbet etmeyüp, sandûkada olan eczây-ı nâriye dahi reşâşe-i âb ile mübettel ve sandûka-i mezkûre ʿalâ hâlihâ bir mahalde tevakkuf ile desîseleri muʿattal olup, bu keyfiyyete baʿzı guzât hidâyet-i minhâc-ı vukūf ile zikr olunan sandûkayı hey'et-i mecmûʿasıyla nehirden ihrâc ve huzûr-i Serdâr-ı ekremî'ye takdîm edüp, bu mukābelede ceyb-i ümmîdleri nakd-i bî-ʿad ile teşhîn ve ser-i iftihârları çeleng-i pervîn deng ile tezyîn olundu. Düşmen-i bed-endîş iʿmâl etdiği [M2 38] mekr u firîbin bir maslahata yaramadığını müşâhede ile mübtelây-ı endûh u teşvîş olup, karşu tarafda kasd-ı muhâfaza-i cisr ile derûn-i meterisde der-kemîn olan cünd-i muvahhidîni ser-âzerde-i şebhûn etmek bâbında iʿmâl-i neyyir-i necât ü füsûn etmişidi. Cisr-i mezkûrun bir tarafı münhafız olmak cihetiyle re's-i cisrde hafr-i meteris mümkin olmayup, firâz-ı nehirde vâkiʿ püştede fekat bir mikdâr mahal hafr ve meteris ittihâz olunduğundan, bir taraf istihkâmdan hâlî ve aʿdânın bu cihetle îrâs-ı mazarrata mecâli olup, leylen askerini tertîb ve bir fırkasını meteris ve diğer fırkasını cisr üzerine tesrîb etmişidi. Asker-i İslâm düşmenin hücûmunu ʿadem-i takrîb ile fâriğu'l-bâl oldukları hâlde iki tarafdan hamleye tâb-âver olamayup, meterisleri terk ve arzûy-i cisr ile ʿavdetde küffâra musâdefe ve iki tarafdan âgāz-ı musâdeme ve muvâfaka etmeleriyle, aʿdânın ekserini îsâl-i dereke-i nâr ve bakıyyelerini reh-rev-i vâdî-yi firâr eyleyüp, cünd-i muvahhidînin perîşânlığı mûcib-i nusrat ve sebeb-i fevz ü saʿâdet olup, edevât-ı cisr kemâ-kân mahallinde rasînu'l-bünyân ve vâreste-i gezend-i ehl-i şirk ü tuğyân oldu.
Anadolu Vâlîsi Vezîr Feyzullah Paşa ve sâyir tavâyif-i askerî, Ordu-yi hümâyûn'da ihtişâd ve aʿdd ü şumârları mütefâvit-i râdde-i aʿdâd olduğuna binâ'en, birkaç gün sonra huzûr-i Serdâr-ı ekremî'de ʿakd-i cemʿiyyet ve aʿdânın tedmîrine dâ'ir sohbet olunup, karşu tarafa müceddeden tertîb-i asker ve aʿdâyı makhûr u müdemmir etmek husûsu mukarrer olup, cumâdelûlânın sekizinci sebt günü ittifâk-ı ârây-ı kâr-âzmûdegân-ı rûzgâr ile sunûf-i asâkir karşu tarafa imrâr olunup, karar-gâh-ı aʿdâ olan Mataracı Karyesi pîş-gâhında tertîb-i sâk u kalb ve âgāz-ı harb ü darb kılındıysa dahi düşmen mîşe-zâr içinde bulunup, mecâl-i kerr u ferr müteʿazzir olmak hasebiyle muhâsara-i etrâf u enhâ ve tazyîk-i aʿdâ evlâ görülüp, Anadolu Vâlîsi bir tarafdan ve Diyârbekir Vâlîsi bir tarafdan ve Rumeli Vâlîsi Mehmed Paşa bir tarafdan ve Hân-ı ʿâlî-şân Kamaniçe tarafından ve Serdâr-ı ekrem hazretleri mîşe-zâr tarafından âheng-i ceng ü kıtâl ve dil ü kelle getürenlere feth-i hemyân ifzâl [M2 39] kılınup, her tarafdan ikrâr-ı gird-gân-ı vahdet-i Hudâ envâʿ-ı vaʿd ile teşvîk u iğrâ ve giderek düşmenin üç dört meterisi ve altı kıtʿa top iki kıtʿa cebehâne ʿarabaları resîde-i eyâdî-yi guzât ve Hân ve sâyir dilâverân tarafından ahz olunan kelle ve dil sekiz yüz ʿadede müntehî olduğu tahkīk-kerde-i ruvât-ı sikāt olup, bu keyfiyyetle tabûr-i aʿdâ muzmahil ve derûnunda
olan hazele-i müşrikîn müsta'sil olacağı tehakkuk etmiş iken, bîşe-zâra ta'yîn olunan piyâde bin beş yüz mikdârı olup, ba'zısı kelle ve dil ahzıyla ve ba'zısı mecrûh u şehîdlerin nakl ile meşgûl ve bu takrîb mukābele-i a'dâda mübâreze edenlerin 'adedi beş altı yüze mevsûl ve vech-i âhar ile imdâd mümkin olmayup, süvârînin dahi top ve humbara âteşlerinden bîzâr oldukları meşhûd-ı küffâr olmağla, hemân balkānlarda olan meterislerden hurûc ve müteferrik olan askerini devşürüp, mukaddemâ taraf-ı İslâm'dan teshîr olunan meterislerini zabt ve kıllet-i piyâde hasebiyle müdâfa'a mümkin olmayup, yevm-i mezkûrda hâsıl olan fevz ü zafer ile kanâ'at ve karâr-gâh-ı asker olan mahalle ric'at eylediler. Bundan sonra tekrar tedmîr-i küffâr maslahatı zımnında istişâre ve pergâr-ı efkâr idâre olunup, on iki bin kadar dalkılıç tahrîri istisvâb ve bir tarafdan karşuya imrâr ile a'dâyı mübtelây-ı dü-şâha-i iztırâb etmek emrinde ittifâk olunup, tedbîr-i mezkûre mübâşeret hılâlinde birkaç gün 'ale't-tevâlî nüzûl eden bârân sebebi ile Nehr-i Turla tuğyân ve cisrin tonbazları noksân olmak haysiyyeti ile iki cânibi 'arabalar ile tekmîl ve tezâyüd-i mevc-i mâ 'arabaları tahlîl edüp, mâh-ı mezbûrun on altıncı pazar gicesi bi-kazâ'i'llâh-i Te'âlâ köprü vasatından şikest olup, tekrâr rabt ve karşuda olan askere imdâd husûsunda Serdâr-ı ekrem ve sâyirlerinin re'y ü tedbîri kat'â müfîd olmayup, bu tarafda olanlar karşuda olanların hâline nigâh ve medd-i enîn ü âh ile eflâke itâre-i dûd-ı siyah eylediler. A'dâ bu hâl-i pür-melâle ıttılâ' ve ibtidâ levend tâyifesi üzerine hücûm ve birkaç sâ'at muhârebe edüp, zaferden mahrûm olduğundan yeniçeri meterislerine kelb-i 'akūr gibi [M2 40] muhâcim ve guzât-ı İslâm dahi mahallerinde sâbit ü kāyim olup, sabaha dek bu hâl müstemir ve kat-ı çok kâfir nâr-ı dûzahda müstekar olup, serân-ı guzât-ı zafer-simâtdan Kul Kethudâsı ve Turnacı-başı ve neferâtdan dahi ba'zı kimseler nâyil-i rütbe-i şehâdet ve 'âzim-ı hıyâz-ı riyâz-ı cennet oldular. Ferdâsı zümre-i muvahhidînin bir mikdârı berü tarafdan tedârük olan tombâzlar ile ve bir mikdârı Tatar tâyifesi yedleriyle berü tarafa imrâr ve Anadolu Vâlîsi dahi bir takrîb kenâr-ı selâmete çıkup, şükür-güzâr-ı Îzed-i Settâr oldu. Ertesi gün bu tarafda mürûr-ı kudretini tahsîl etmeyen İslâm üzerine tekrâr a'dây-ı li'âm hücûm u ikdâm ve ye's-i medâhil ü mehâric ile bunlar dahi mukābeleye ihtimâm edüp, beş altı sâ'at îkād-ı nâyire-i ceng ve hûn-ı a'dâ ile rûy-ı sahrâyı şengerf-ı reng eyleyüp, bu fırka-i nâciyenin dahi bir mikdârı şehîd ve bir mikdârı berü tarafa geçürülmekle, câme-pûş-ı zindegânî-yi cedîd oldu. Karşu tarafda levend tâyifesinden kalan altı yüz mikdârı süvârî ve sâyir askeri Leh'den Bender'e vusûl hulyâsıyla Kamaniçe tarafına ilgār ve üç dört mahalde a'dâ katanalarıyla tarh-ı kur'a-i kârzâr ederek vâfir müşrik-ı bî-imânî ta'n-ı seyf ü sinân ile reh-gîrây-ı nâr-ı sûzân ve bunlardan dahi bir iki yüz kadar merd-i dilâver 'azm-i serâbistân-ı cinân ve bâkīsi berü tarafa mürûr ile tahlîs-ı cân eylediler. Karşu tarafda mukābele-i a'dâda şahs-ı vâhid kalmayup, berü taraflara geçen tavâyif-ı askerî dahi bilâ-tevakkuf herbiri bir tarafa şitâbân ve Hotin Kal'ası dahi iki def'a muhâsara görüp, eser-i binâdan 'ârî ve her tarafına vehn ü tezelzül târî olduğundan başka, mevcûd olan zahîre dahi yirmi güne vefâ edüp, tekarrub-ı şitâ dahi bu havâlîde meks ü istikrâra mâni' ve ru'esâ beyninde ise envâ'-ı ihtilâf vâki' olup, hâl böyle iken bâliğan mâ-belağ bahşiş u 'ulûfe 'arzıyla Hotin muhâfazasını Serdâr-ı ekrem iltizâm ve dellâllar vesâtatıyla iblâğ-ı peyâm etmiş iken
'adem-i rağbet-i askerîden başka muhâfız taʿyîn olunan Vezîr Abaza Paşa ile Hotin Ağası'nın ancak, beşer altışar âdemleri kalup, anlar dahi havf-i cân ile kalʿadan gürîzân oldular. Bu suretle muhâfaza-i kalʿadan me'yûs ve Serdâr-ı [M2 41] ekrem ru'esâya nazar ile dest-zen-i hayf u efsûs olup: “Eğer aʿkābıma ʿâdet olmasa kendüm bi'n-nefs etbâʿım ile muhâfaz-ı kalʿaya gayret ve verây-ı meşîyyetde Hak Teʿâlâ ne takdîr etdiyse rü'yet ve cân-ı ʿazîzim fedây-ı sâhib-i serîr-i saltanat eyleridim” deyerek, eşk-rîz-i hasret ve kalʿada üç yüz pâre top ve mükemmel cebehâne ve bir mikdâr zahîre terkiyle mâh-ı mezbûrun yirminci pençşenbih gicesi Sadrıaʿzam hazretleri ve sâyir vüzerây-ı ʿizâm bi-ecmaʿihim Ordu-yi hümâyûn tarafına seyl-i münhadir gibi seyelân ve ol hısn-ı hasîni bilâ-taʿb teslîm-i eyâdî-yi aʿdây-ı bed-gümân eylediler. Sadrıaʿzam mühr-i hümâyûn ile mükerrem oldukda Hân ve sâyir erbâb-ı vukūf Hotin'in şitâsı sâyir mahallerden mukaddem geleceğini ifâde ile üç beş mâhdan berü cünd-i İslâm küffâr-ı bed-encâm ile cenge ikdâm edüp, bâzûy-ı iktidârlarına fütûr ve gayret ü himmetlerine kusûr tareyân edüp, tahlîs-i kalʿayı ganîmet ʿaddiyle harâbe-müşrif mahallerini taʿmîr ve muhâfız u asker ve sâyir mühimmât ü levâzımını tertîb ü tedbîr etdikden sonra: “Ordu-yi hümâyûn'u Tunâ'dan imrâr ve mahall-i münâsibde kışlamak maslahat-ı hayriyyeden maʿdûddur” deyü yer yer bast-ı güftâr etmişler idi. Kelâmları mahz-ı savâb olduğu maʿlûm-i Sadr-ı ʿâlî-cenâb olup, ancak Hotin Sahrâsı yetmiş bin kadar ceng-âver-i asker ile memlû ve terk-i ceng ile gerüye ʿavdet beyne'n-nâs sebeb-i güft-gû, belki bâʿis-i guluv olacağını îmâ ve nâ-çâr köprü inşâ ve karşuya asker isrâ eyleyüp, tahrîz u igrâ ve cûd u sehâda kusûr etmemiş iken kazâ vü kader bu şîveyi icrâ ve şe'âmet-i gurûr ve cühhâl-i leşkerin yollarda irtikâb etdikleri zulm-i mevfûra pâdâş ü cezâ eyledi.
Nasb-ı cisr ve ʿubûr-i asker ve zuhûr-i perîşânî
Attribution
- Citation:
- "Nasb-ı cisr ve ʿubûr-i asker ve zuhûr-i perîşânî", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1752_689.html
Item Details
- Title:
- Nasb-ı cisr ve ʿubûr-i asker ve zuhûr-i perîşânî
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1182
- Source:
- Nevzat Sağlam
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota