Mûmâ ileyh fünûn-i meʿârifden hissedâr, husûsan âşinây-ı tevârîh u ahbâr olmağla, leyl ü nehâr İskender ve Timur makūlesi sâhib-i zuhûrların etvâr u âsârını mutâlaʿa ile ceng ü cidâl bâbında sudûra gelen hîle vü tedbîrlerine iktidâ ve evlâd ü ʿiyâl gāʾilesinden bî-pervâ mezheb ü diyânet kaydından müberrâ olup, efkâr ü etvârı tevsîʿ-i dâʾire-i memleket ve tahsîl-i şân ü şöhrete masrûf ve maksûr olmağın, muhtâc ve merâciʿ olduğu âdemlere izhâr-ı tevâzuʿ ve müvâlât ve etrafında bulunan hem-civâr ve akrıbâsıyla iktizây-ı hâle göre müdârât ve mücârât edüp, hâlâ işe yarar iki birâderi ve iki birâder-zâdesi ve iki hemşîre-zâdesinden başka kavm-i kabîlesi vâfir olmağla, bunları Serʿaskerlik ve asker-perverlik umûrunda istihdâm ve ekser-i evkātda yanından ayırmayup: "Benim saʿy ü himmetim semerâtı size râciʿdir” diyerek kendüye râm eyleyüp, ricâl ve sergerdelerine ikrâm ü iʿtibâr ve her birine meʾmûr olduğu hidmetde istiklâl verüp, tenbîh ve tefhîmi iktizâ eden mevâddı sırran ifâde ve âharı mahrem etmemekle zuʿmunca kâmkâr ve celb-i hâtır ile minnetdâr eyleyüp, ceng esnasında mecrûh ve ʿamelmânde olanlar içün taʿyîn ve vezāʾif ile tavhâneler ve evlâd ü ʿiyyâllerine terbiye içün kâşâneler ihdâs eyleyüp, bu makūleden ceneral-zâde ve beyzâde olanları on dört on beş yaşına varınca okudup, yazdırmak ve harekât-ı harbiyye taʿlîm etdirmek üzere mahsûs mahaller taʿyîn ve hâllerine göre elvân çukadan güzelce libâs geydirüp, hadd-ı
temyîze bâliğ oldukdan sonra sırtına mâ’î scerlet çukadan bir gümüş çaprazlı timür koparan ilbâs eylediğinden başka, kiminin omzuna sırmalı şerit takmak ve kiminin boynuna palheng sûretinde gümüşden bir şey sarkıtmak ile emsâlinden temyîz ve ikrâm ve derhâl bir bölük askere bayrakdâr veya onbaşılık ve yüzbaşılık misillü hidmetler ile tevkīr ü ihtirâm eyleyüp, [M1 258] her kande bir serv-i kāmet hûbrû gulâm var ise bu makūle sergerdelik iʻtibârıyla mümtâz ve muhtâr ve derd-mend sultâtlar bu misillü zâbitlerinin güzelliği ile ihtizâz ve iftihâr eyleyüp, askerî makūlesin gice gündüz kal'adan kal'aya ve kollukdan kolluğa tahrîkden hâlî koymamak ve evkāt-ı mahsûsada şehir içinde ve etrafında muʻayyen meydânlarda tüfeng tutmak ve üç yüzü birden doldurup, boşandırmak ve dîvâr gibi yekpâre yürüyüp, ikdâm ve ihcâmda nizâm-ı saffı bozmamak üzere taʿlîm ü terbiye ve kendilerini ölmeyecek kadar bir parça nân ile esîrden bed-ter hayrân ve ser-gerdân gice gündüz tüfeng elde, palaska belde, karnındaki karnında, sırtındaki sırtında, tahte'l-kahr kullandırup, ber-vech-i muharrer bayrakdâr nâmına bir tâze oğlan elinde mızrak bir bölük sultâtı önüne katup, her ne işaret ederse bir tarîkıyla muhalefet mümkün değildir. İkişer ikişer şehirlü hânelerine taksîm edüp, boğazları tokluğuna ev sahibine hidmet ederler. Haftada iki gün kâr ü kisbe ruhsat verüp, san'atdan behresi olmayanlar halkın bağçesin kazmak ve odun yarmak makūlesi hidmetlerle sedd-i ramak ederler. İki sâʿatde bir kerre onbaşıları elinde esâmî defteri kollukda olanları kollukda, âzâde ise eğlenüp yatdığı mahalde yoklayup, firâr ü gaybet etmiş olursa derhâl zâhir ola düşmekle, hâric-i beldede bir küçük kalʿadan iki üç pâre top atılup, keyfiyyet maʻlûm ve etrâfa arayıcılar yayılup, müsâmaha mümkin olmamağın, elbette ahz ederler ve bölüğüne îsâl ile kapudanına teslîm ve meydân-ı siyasete takdîm ederler. İki tarafında otuz kırk kadar yoldaşları ellerinde birer kırılmaz çubuk firârîyi belinden yukarı ʻuryân ederler ve feryâd ü istirhâma mecâl olmamak içün ağzına bir parça kurşun verilüp, on beş yirmi kerre içlerinde gidüp geldikçe cümlesi çubuk ile çarparlar. Canı çıkmağa yaklaşdıkda siyâbını arkasına verüp dükkânlardan merhem akçası nâmına birer pâre düşürtmekle, zımnen teşhîr-i ʻâlem ederler. Bu mertebe ile mütenebbih olmayup, iki üç kerre firâr eder ise ayağına pranga urulup, bir dama habs ederler. Aʻyân-ı beldeden umûr-ı şâkka içün hidmetkâr isteyen getürdüp, günde bir pâre etmekle istihdâm ve ahşâm yine mahalline îsâl eder. Her bölüğün tâʼifesi âhardan mümtâz olmak içün kimi Boşnak ve kimi Macar kıyafetinde uʻcûbe hey'etlerle gören bir şey kıyâs eder. Ekserine yeşil [M1 259] çuka geydürüp ehl-i İslâm'a izhâr-ı meveddet etmekle hem-civârlarının bu vazʻına canı sıkılup, “Brandeburg Kral'ı müslüman olacak imiş” deyü ta'n ü telmîh ederler. Mûmâ ileyhin bu makūle hiyel-i harbiyye ve umûr-ı siyâsiyyede ihtimâmı temâm olduğundan gayri kimin yedinde nâtık ve sâmitden bir külliyyetlice şey' görürse mahşerde haklaşmak şartıyla alup, baʻzı kerre edâ ve ekserinde leyte ve leʿalle ile ihmâl ü igzâ eder. Nazm ü nesr ile idâre-i kelâma kādir, hadîʿakâr-ı mâhir
olmağın, lâbe-i şâʿirâne ve mutâyebe-i münşiyâne bilür. Hattâ geçen sene Nemçe Kraliçesi'ne hâb-ı hargûş niyyetiyle bir mektûb-i mübhemü'l-mefhûm yazmış imiş. Hattârlık ve hadî akârlıkda keyfiyyeti maʿlûm olmağın ortalığa yayulup, Lehlüler istinsâh ve mübhem olan fıkralarına dürlü dürlü maʿnâlar yakışdırmağla nakl-i meclis ittihâz ve Leh'den murûrumuzda bize kırâ'et ve irâ'et etdiler. Bir kimesnenin nazm ü nesri tercemân-ı ʿakl ü fikri olmak mülâhazasıyla keşîde-i silk-i sutûr kılınmışdır. Mazmûnu bu ki: “Benim muhibb ü mihriban ve hem-civâr-ı kâmrânım, müvâlât-ı derûnî ve musâfât-ı bîrûnîye münâsib tahiyyât-ı râyıka ve teslîmât-ı fâ'ika iblâğından sonra münhâ-yı mahlas-ı dil-rubûde budur ki, ber-muktezây-ı şîve-i rûzgâr miyânımızda olan kâr-zâr sebebiyle birbirimizi istîsâl mertebeleri bedîdâr olduğu muhtâc-ı beyân değildir. Böyle zarar-ı küllîye kādir olan âdem mahallinde fâ'ide-i ʿuzmâya ʿâlet ü ʿillet olmak kavāʿid-i mücerrebeden hâric olmadığın mülâhaza ederek dâ'imâ bizimle musâfât ve müsâlemeye himmet ve yanınızda bulunup, sizi semt-i münâfereye tergîb edenlerin kelâmını ısgā etmemeğe ʿinâyet buyurmanız mercûdur. Size hulûs ve muhabbetde râsih-dem ve sâbit-kadem olduğumu ibrâz ve isbât içün inşâ'allâhü Teâlâ karîben cenâbınıza bir mürû'et ve âdemiyet etmek zamîr-güzârımdır ki, sûret-i hâli görenler şâbâş u tahsîn ve gûş edenler himmet-i sâdıkāneye âferîn edeler. Bu mensûresidir. Manzûmesi şöyle ki, şuʿarâ vü hükemâdan ve kadîmî-mensûb ve âşinâlarından biri kendüye nasîhat sûretinde kâğıd tahrîr edüp: “Benim efendim, eğerçi şimdilik size baht-ı yâver ve pertev-i ikbâliniz reşk-hâverdir. Ammâ harekât-ı felekiyye bir ber-karâr olmayup, nâgehân merâmınız ʿaksince deverân eylemek ʿâdât-ı dehrden müstebʿid olmamağın, meydân-ı nusrat ü gālibiyyet sizde iken, husemânızla musâfât ve müsâleme mesleğin ihtiyâr ve muhâfaza-i sît ü sadâya ibtidâr buyursanız size hayırludur” [M1 260] sûretinde baʿzı terhîb ü terbiye mazmûnunu derc etmeğin, cevabında yazmış ki: “Benim muhibb-i sadâkatkâr ve hikmet-şiʿârım farazâ sen ağniyâdan olup, akçayı çok sarf etsen sana müsrif ü mütlif ve az harc eylesen mümsik ü müfrit derler. Lâ büd ikisi miyânında hadd-i vasat ve tarîka-i iʿtidâl tahsîline muhtâcsın, bu mukaddime üzere sen şimdiki hâlde pek cesîm ve behâdır değilsin ki, senden havf ü haşyet oluna. Pek sagîrü'l-cism ve kasîr değilsin ki, masharalar gürûhuna lâhik olmağla, halk seni udhûke ittihâz edüp, musâhabetinle kesb ü safâ eyleye. Çün hakīkat-i hâl böyledir. Ya sende bu raʿd ü berk ve haddinden hâric retk u fetk nedir? İşte böyle nâ-becâ harekâtın seni muʿâhaze iktizâ ederdi. Ammâ sen bu irşâd ve îrâdı kendi nefsine kıyâsla etdiğine binâ'en, maʿzûr ve maʿfuvsun. Fi'l-hakīka ben de senin gibi edîb ve feylesof ve selâmet-i sadr ile mevsûf olsam ahbabıma böyle nasîhat ederdim. Lâkin çünki benim ʿinân-ı ʿazîmetim irgām-ı husemâya maʿtûf ve nakdîne-i hayâtım temhîd-i mülke masrûfdur. Senin re’y ü nasîhatine tebaʿiyyet mümkün değildir. Ve seninle benim muhâvere vü mükâtebem ol sûrete benzer ki, bir gün İskender-i Rûmî'nin huzûruna ʿikāb ü ʿitâba müstehak bir âdem getürmüşler. ʿAfv ü lutf ile muʿâmele etmiş. Nüdemâsından bir sâde dil: “Yâ emîr ben senin yerine olsam bu herife
'ikāb ederdim" dedikde, İskender: “Sahîhdir ben de senin yerine olmadığım içün bu âdemi 'afv ü âzâd eyledim” demiş ola.
Vasf-ı etvâr-ı Kral
Attribution
- Citation:
- "Vasf-ı etvâr-ı Kral", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1752_521.html
Item Details
- Title:
- Vasf-ı etvâr-ı Kral
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1178
- Source:
- Nevzat Sağlam
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota