Matlab-ı nefîs der-maʿnây-ı Sadâret-i ʿuzmâ ve lüzûm-ân-ı rütbe-i vâlâ

Fi'l-asl târîhden garaz-ı aslî cemʿ-i fevâyid ve tarh-ı mâ-lâ-yaʿnî ve zevâyid olup, sâmiʿa-res-i tahkīk olmayan mevâddı rişte-keş-i şîrâze-i beyân etmek, tenşît-ı kulûba bâdî ve bir meclis-i nüzhet-fezâdan tenâvül-i nukl-i gûnâ-gûn ile tahsîl-i mâye-i tarab u şâdî olduğuna nazaran, maʿnây-ı Sadâret ve mefhûm-ı Vezâret'i tafsîl ile bu cüz'ü tekmîl münâsib görüldü. Merâtib-i mülûkiyye ve menâsıb-ı ʿaliyye-i Sultâniyye'nin eşref ü aʿlâsı ve ʿizz ü rifʿat-i hükümetin gāyet ü müntehâsı Vezâret'dir. Lafz-ı Vezâret “Müvâzera”dan me'hûzdur. Müvâzera, [Ü4 316a] muʿâvenetdir. Bu takdîrde Vezâret “Mutlak iʿânet” maʿnâsınadır. Baʿzılar “Vizr'den me'hûzdur” dediler. Vizr, “Sıkl” maʿnâsınadır, yaʿnî eskāl-ı Saltanat'ı tehammül eder, demek ola. Bu dahi maʿnây-ı muʿâvenete râciʿ olmağın, ancak kavl-i evvel sahîh u muʿteberdir. Cenâb-ı Kelîm'in “Üşdüd bihî ezrî” dediği, bu maʿnâyı müeyyiddir. Hakāyık-ı umûrdan bahs eden ʿulemây-ı hikmet “Beyn” dediler ki, cemîʿ devletin nizâm-ı hâline sebeb olan merâtib erbâbının ahvâline bizzât tekayyüd, sâhib-i Saltanat'ı işgāl ve evkātını istîʿâb etdüğünden mâ-ʿadâ, bunlar ile kendü beyninde nâmûs-ı sâyir menzilesinde bir ferd-i müdebbir olmamak kānûn-ı heybete münâfî ve resm-i Cihân-dârî'ye mugāyir olmağın, usûl-i mecâmiʿ-i umûr olan merâtib-i ricâlin üzerlerine nâzır ve infâz-ı hall ü ʿakd ve redd ü kabûlde ʿumûmen ashâb-ı menâsıba hâkim ü âmir olmak içün bir ferd-i müteʿayyine teʿayyün ü vücûd verilmek zarûriyyâtdan oldu. Ve ol teʿayyün ü ıstınâʿa ihtiyâr olunan merd-i celîlü'l- iʻtibâr istiklâl-i ʿizz-i Saltanat ile devâʿî-yi ʿumûm u kesretin mekādîr-i muktezayâtını bilmekde kâmil ve Pâdişâh ile nâs beyninde inhirâf-ı mîzân ile tarafeyn birbirine tuğyân etmemek maslahatı içün berzah-ı hâyil olup, tedbîrât u tasarrufâtı cümle makbûl ve hayr u şerr-i umûr cümle kendüden mes'ûl, salâh-ı dîn ü devlete bezl-i vüsʿ etmeğe mütekeffil, cümlenin üzerine gālib-i muʿtedil ve nâzır-ı müstakıll olmak haysiyyeti ile nâmına “Vezîr-i aʿzam" ve "Vekîl-i muʿazzam” [Ü4 316b] ve rütbesine "Sadâret-i ʿuzmâ” ve “Vekâlet-i kübrâ" ıtlâk etdiler. Menâsıb-ı devlet ve rüteb-i Saltanat'da bundan ʿâlî makām yokdur. Bu Vekîl-i mutlak karîb ü baʿîd cümle halk ile Pâdişâh beynine tevassut edüp, Pâdişâh ile bunun beynine şahs-ı vâhid tevassut ile mahrem-i râzları olamaz. Bu rütbe-i ʿazîme ümm-i menâsıb-ı devlet ve üss-i merâtib-i Saltanat olmağın, mebde’-i ʿâlemden berü mütedâvil olan devletlerin cümlesinde muʿtenâ vü merʿî olagelmişdir. Hikmet ve Nübüvvet ve Saltanat'ı cemʿ eden enbiyây-ı sâlife ve meşâhîr-i cihângîrân-ı mâzıyye ki, Benî Hermes ve Yâfes ve Huşeng ve Keyûmers ve Zi'l-karneyn-i Himyerî ve Yûsuf Nebî ve Kelîmullah Mûsâ ve Dâvud Nebî ve mülûk-i Benî İsrâʾîl ve Süleymân Nebî bunlar cümle ve sâyir ʿuzamây-ı mülûk-i sâlife ʿale'l-ʿumûm Vezîr-i müşîr istihdâm etdikleri mufassalât-ı kütüb-i târîhde mastûrdur. Hazret-i Mûsâ ʿaleyhi's-selâmın Vezîr'i karındaşı Hârûn ve Süleymân peygamber ʿaleyhi's-selâmın Vezîr'i Âsaf bin Berhıyâ dedikleri fâzıl-ı kâmil idi. Tâ dîn-i mübîn-i İslâm zuhûruna dek gerek Rütbe-i celîle-i Vezâret ve gerek merâtib-i sâyire ahkâmı mütedâvil idi. Dîn-i İslâm zuhûrunda emr-i devlet, diyânet ü Hilâfet'e mütebeddil olmağla, merâsim-i mülk ü Kisreviyyet'den ekserî mürtefiʿ olup, ictimâʿ ve temeddün-i insâniyyede aslî ve tabîʿî olan umûr -ki müfâveza ve muʿâvenet bi'r-re'y misillü mesâlihdir- anlardan mâʿadâsı muzmahill oldu. Zîrâ mebnây-ı cemʿiyyet ve esâs-1 temeddün olan [Ü4 317a] “Mâ-lâ büdde minh” umûrun zehâb u izmihlâli muhâldir. Ve Resûl-i ekrem sallallâhu ʿaleyhi ve sellem mühimmât-ı hâssa vü ʿâmmelerinde ashâbıyla müşâvere vü istiʿânet ve niçe emri anlara tefvîz ü sipâriş edüp, umûrunda anları müşârik ü müsâhim kılurlar idi. Hattâ Ebûbekir radıyallâhu ʿanh hazretlerin gayriler mahrem olmadıkları niçe umûr-ı mahsûsaya mahrem ü müsteşâr buyururlar idi. Kibâr-ı ʿArab'dan ve ʿuzamây-ı tüccârdan Devlet-i Kisreviyyet merâsimini bilenler ve Ekâsire ve Kayâsire ve Necâşî ve Mukavkıs saltanatları merâtibine muttaliʿ olanlar hazret-i Sıddîk'a “Vezîr” tesmiye ederler idi. Maʿa-hâzâ ezmân-ı saʿâdetde ashâb beyninde “Vezîr” lafzı yoğidi. Anların elkāb u iʻtibârâtı sedâcet-i Hılâfet ve ihtisâr-ı bedâvet üzere olup, cümleye “Ashâb” ‘unvânıyla iktifâ buyurmuşlar idi. Ammâ Resûl-i ekrem sallallâhu ‘aleyhi ve sellem çâr-yâr-ı güzîn, belki 'Aşere-i Mübeşşere ridvânullâhu 'aleyhim ecmaʿîn ile isti'ânet bi'r-re'y ve müfâveza vü müşâvere edüp, bu vezâyif aslında hasâyis-i Vezâret'den olduğu içün merâsim-i suverîye kasr-ı nazar-ı iʻtibâr edenler ‘asr-ı Nübüvvet'de, hazret-i Sıddîk'a ve Hılâfet-i hazret-i Zi'n-nûreyn'de, hazret-i ‘Ali kerremallâhu vechehûya “Vezîr" derler idi. Mu'âviye'den sonra yine merâsim-i mülk nisâb-ı aslîsini bulup, makām-ı Vezâret sâhibleri erbâb-ı menâsıb u merâtibin cümlesine hâkim ü âmir ve seyf ü kaleme mahsûs olan fetk u ratk-ı umûra mutasarrıf-ı kāhir olarak Devlet Riyâseti'ni câmiʿ oldular. Devlet-i 'Abbâsiyye [Ü4 317b] zuhûrunda Saltanat'ın nitâkı vesîʿ olmağla, Vezâret Rütbesi'nin dahi şânı refîʿ olup, tenfîz-i hall ü ‘akd ‘umûmen Vezîr'in yed-i istiklâline tefvîz olunup, bu kemâl-i istiklâl ü istibdâd sebebi ile Hârûnu'r-Reşîd'in Vezîri Caʿfer bin Yahyây-ı Bermekî'ye "Sultân” elkābıyla hitâb olunup, ancak bu 'unvânın Ca'fer'e zararı dokunup, Berâmike Hânedânı'nın harâbına sebeb oldu. Baʿde-zâlik istiklâl gâh hulefâda ve gâh vüzerâda olmağa başlayup, vüzerâ müstakill u müstebidd oldukda, ahkâm-ı şerʿiyye ‘alâ-hâlihâ cârî ve sahîh olsun içün Halîfe'den istinâbeye muhtâc olmalarıyla, Vezâret iki kısma münkasem oldu ki, “Vezâret-i Tenfîz” ve “Vezâret-i Tefvîz” ıtlâk olundu. Vezâret-i Tenfîz, Sultân kendü nefsinde kāyim ve umûrunda hâkim olup, ahkâmını cümle Vezîr, tenfîz ü icrâ eyleye. Vezâret-i Tefvîz, istiklâl-i tasarruf cânib-i Vezîr'de olup, Halîfe yâhûd Sultân cemîʿan umûr-ı Saltanat'ı Vezîr'in re’y ü nazarına ve tedbîr ü ictihâdına tefvîz eyleye. İşte “Vezâret-i ʿuzmâ” ve “Vekâlet-i kübrâ” dediğimiz budur. “Vezîr-i aʿzam” ve “Vekîl-i mutlak” ‘unvânı bu rütbe-i 'azîme sâhibi olan sâhib-i devlete itlâk olundu. ‘Ukalây-ı rûşen-râya maʿlûmdur ki: “Mansıb-ı Vezâret’den müşkil maslahat ve gûnâ-gûn mihneti şâmil suʿûbetli hidmet yokdur" derler. Rızây-ı cenâb-ı Hakk ve rızây-ı hazret-i Pâdişâhî ve rızây-ı halk ve kendü nefsini ırzâ. Bu dört rızây-ı mütehâlifü't-tekāzā her bâr tevâfuk üzere bulunmak [318a] müteʿassirdir. Bunların beyninde hazm-i ‘âkılâne ile hareket edüp, dîn ü dünyaya zarar gelmeyecek harekât ne kadar müşkil idüğini yine ol makām-ı ‘âlî ashâbı bilür. Tutalım kemâl-i ihtiyât ile harekât-ı muʿtedileye imkân olmuş havâdis-i gerdûn ve zuhûrât-ı dehr-i bukalemûndan tevellüd eden devâhî-yi gayr-i melhûzaya ne çâre olur? Hemân sebîl-i selâmet dâ'imâ hayr-hâhlıkla tarîk-ı istikāmetde olup, her hâlde hazret-i Rabbü'l-ʿâlemîn'den istiʿânetle müyesser olur. Usûl-i Vezâret'e müteʿallık te'lîf olunan resâyilden ibtidâ Âsaf bin Berhıyâ'nın Risâle'sidir ki, Seffâh'a terceme olunup, Mansûr Devânîkī'nin nasb-ı ʿaynı idi. Lâkin nüshası nâdir bulunur. Sâniyen Me'mûn Halîfe zemânında Vezîr ve kā'id olan Tâhir bin Hüseyin'in Risâle'sidir. Kendü oğlu ʿAbdullah, Me'mûn tarafından Vezâret ile Mısır ve Rakka'ya nasb olundukda, oğluna fenn-i Vezâret'i taʿlîm içün yazup gönderdiği Risâle'dir ki, Me'mûn Halîfe ve ol ʿasırda olan ekâbir-i ʿulemâ ve eʿâzim-i ʿukalâ istihsân edüp: “Ahkâm-ı şerʿiyye ve siyâset-i ʿakliyye ve âdâb-ı mülûkiyye ve kavâʿid-i külliyye-i Sultâniyye'yi muhtevî böyle kitâb-ı câmiʿ ve risâle-i ʿamîmetü'l-menâfiʿ görmedik” deyü bi'l-ittifâk kabûl etmeleriyle, Me'mûn Halîfe emr eyledi: “Cümle vüzerâya birer sûret verilüp, baʿde-zâlik sûreti Dîvân'da hıfz oluna". Ve Vezâret ve eyâlet tevcîh olunanlara birer sûret verilmek üzere düstûru'l-ʿamel eyledi. Risâle-i mezbûre Kitâb-ı Taberî'den menkūl ve zemânımızda nüshası mevcûddur. Hattâ [Ü4 318b] İbn Haldûn Mukaddime'sinde mektûb-ı mezkûru yazup, Pîrî-zâde zafer bulduğu Terceme'sini bi-ʿaynihâ tahrîr etmişdir. Ve İmâm Mâverdî'nin Âdâbü'l-Vüzerâ nâm risâlesi ise, cevâhir maʿkūlesindendir. Bir nüshası bu Fakīr'de mevcûddur. Biz yine sadede gelelim. Endelüs'de Benî Ümeyye zuhûrunda anların kānûnları umûr-ı zabt-ı askere bir Vezîr, mâl umûruna bir Vezîr, serhadd ü sügūr umûruna bir Vezîr, kitâbet-i evâmir ve mürâselâta bir Vezîr, daʿvâları görüp, ihkāk-ı hukūk etmeğe bir Vezîr nasb etdiler. Bir Vezîr dahi Pâdişâh'ın umûr-ı vücûduna ve hücûm-ı nâsdan hıfzına taʿyîn edüp, nâmına “Hâcib” dediler. Ve bu Vezîr, sâyir vüzerâ ile Pâdişâh beynine vâsıta olup, sâyir vüzerânın re'y ü tedbîr edüp gördükleri umûru Pâdişâh'a ʿarz eder idi. Ve bu vüzerâya bir mekân-ı mahsûs taʿyîn olunup, münakkaş u zer-beft perniyân u kumâşlar ile döşenüp, her semtinde bir Vezîr oturup, ahkâm-ı Sultâniyye icrâsına meşgûl olurlar idi. Hâsıl-ı kelâm müteʿahhid-i mesâlih-i devlet olan ricâlin elkāb u iʿtibârât ve rüteb ü derecâtı her devletde bir gûne cârî olup, her ʿasırda bir siyâk üzere mütedâvil olmuşdur. Devlet-i ebed-peyvend-i ʿOsmâniyye'de ʿOsmân Hân Gāzî ibn-i Ertuğrul vaktinde Vezîr yoğidi. Vâkiʿ olan umûr ʿaşîretleri miyânelerinde umûr-dîde olan fuhûl ile müşâvere olunur idi. Baʿdehû Sultân Orhân Gāzî Burusa'yı feth etdikde, kendü karındaşı ʿAlâ'eddîn Paşa birkaç hıdmetkâr ile [Ü4 319a] bir kûşede fârigu'l-bâl, ʿibâdete iştigāl üzere münzevî idi. Feth-i Burusa tehniyeti içün birâderi Sultân Orhân gelüp, esnây-ı sohbetde niçe umûr-ı nâfiʿaya delîl oldukda, ʿakl ü rüşdünü istihsân edüp, anları Vezîr edindiler. Bu Devlet-i ʿaliyye'de ibtidâ Vezîr olan merkūm ʿAlâ'eddîn Paşa'dır ki, karındaşı Sultân Orhân'a Vezîr oldular. Ve kavânîn-i ʿOsmâniyye'nin ekseri ibtidâ' ʿAlâ'eddîn Paşa'nın taʿlîmi ile vazʿ olunmuşdur. Bunlar ʿibâdet ve tasfiyeye mâyil mutasavvıf kimse olmağla, sonra Vezâret'den fârig olup, Sultân Orhân'ın oğlu Süleymân Paşa Vezîr oldu. Baʿdehû Candarlı Kara Halîl, Kadıʿaskerlik'den Vezîr olup, Candarlılar'dan dört kimse pey-â-pey Vezîr olup, baʿdehû tevârîhde mastûr olduğu üzere vüzerây-ı sâyire müteʿahhid-i umûr-ı Sadâret olmuşlardır.
Attribution
Citation:
"Matlab-ı nefîs der-maʿnây-ı Sadâret-i ʿuzmâ ve lüzûm-ân-ı rütbe-i vâlâ", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_966.html
Item Details
Title:
Matlab-ı nefîs der-maʿnây-ı Sadâret-i ʿuzmâ ve lüzûm-ân-ı rütbe-i vâlâ
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1219
Source:
Hüseyin Sarıkaya
Format:
text/plain
Language:
ota