Matlab-ı nefîs

Târîhden murâd cemʿ-i fevâyid ve neşr-i menâfiʿ olduğuna binâ'en, Dîvân'ın hikmet-i vazʿı maʿlûm olmak içün istitrâden bu makāle-i garîbe tezyîline ibtidâr ve bu fenn-i celîle meyl ü mahabbet edenlere reh-âverd ü yâdigâr [V 38a] kılındı. Maʿlûm ola ki, “ahd-i sâbıkda Nübüvvet ve Saltanat beynini cemʿ eden [Ü4 167a] enbiyây-ı mülûk-i mâzıyye ve ʿuzamây-ı selâtîn-i sâlife istimâʿ-i deʿâvî ve icrây-ı ahkâm ve hall ü ʿakd-i umûr ve fasl-ı münâzaʿat-ı cumhûr içün bir mahsûs mekân ittihâz edüp, ol umûra bizzât kendüler tekayyüd ederler idi. Hazret-i Yûsuf ʿaleyhi's-selâm Mısır'da vâkiʿ serây-ı mahsûsunda taht üzerinde kuʿûd edüp, icrây-ı ahkâm eder idi. Hazret-i Dâvûd ʿaleyhi's-selâm Kuds-i şerîf'de kubbe-i maʿhûde altında oturup, umûr-ı ʿibâdullâhı ru'yet ve hazret-i Süleymân ʿaleyhi's-selâm dahi o kubbe altında mürtefiʿ taht üzere kuʿûd ve fasl-ı ahkâm edüp, hazret-i Mûsâ ʿaleyhi's-selâm Tûr'dan geldikde, Benî İsrâ'îl'e emr eyledi. Birkaç bin zirâʿ iskarlâd çuka ve ana göre sâyir kumaşlar tedârük edüp getürdiler. “Beytü'n-Nübüvve” nâm iki kat bir vesîʿ otak dikdirdi. Hâriciyye ve dâhiliyye misillü iki tabaka yapdırup, dâhiliyyesi müzeyyen idi. Anda hazret-i Mûsâ ʿaleyhi's-selâm, karındaşı Hârûn ve evlâd-ı Hârûn'dan olan kibâr-ı kavm ile oturup, icrây-ı ahkâm ederler idi. Hâric-i tabakada sâyir kibâr-ı Benî İsrâ'îl oturup, ol hayme Dîvân-hâne makāmında cümle umûr anda görülür idi. Tâ ki, vaʿd-i İlâhî üzere Kuds-i şerîf'e mâlik oluncaya dek beyinlerinde hâl bu minvâl üzere idi. Müverrihîn ve erbâb-ı kısas tahrîri üzere ibtidâ mesned-nişîn-i Saltanat olan Keyûmers hâric-i beledde bir fezâda vâkiʿ müdevverü'ş-şekl ve mürtefiʿ suffe şeklinde bir sahra üzerine günde bir kerre çıkup, tulûʿ-ı şems vaktinde oturur idi. Ve halkının [Ü4 167b] daʿvâların anda istimâʿ ve suhuf-ı Ebü'l-beşer'de [V 38b] mastûr olan ahkâm-ı İlâhiyye mûcebi üzere neşr-ı ʿadl ü dâd eder idi. Ol vakitde arslan postundan maʿmûl mahsûs kabâ ve tâc şeklinde serpûş kalpak geyüp, altına dahi kaplan cildinden masnûʿ seccâde ferş ve elinde ʿamûd-vârî deste-çûpun öylece mesned-nişîn-ı hükûmet olur idi. İhvân ve huddâmından olan aʿvân u ensârı kezâlik kaplan postlarından libâs tertîb edüp, ellerinde deste-çûp icrây-ı siyâset ve tenfîz-ı ahkâma iʿânet içün dâyiren-mâ-dâr etrâfında el bağlayup, makām-ı hıdmetde dururlar imiş. Bihzâd, tasvîri ve meşâhîr-ı nakkāşân, kalemi ile olan şehnâmelerde ve siyer ve tevârîhde dahi Dîvân-ı Keyûmers'i ʿaynı ile böyle tasvîr etmişlerdir. Sonra Hûşeng Şâh, ol kaya yerine taht ittihâz edüp, bâlâsına sâye-bân misillü çetr ve gûnâ-gûn zînetler ihdâs edüp, husûsan mülûk-i Ekâsire vaktinde mekân-ı Sultân olan cây-gâh ve mahall-i hükûmet ittihâz etdikleri taht-gâhın envâʿ-ı tuhaf ve nevâdir-i cevâhir ile zîb ü zîneti tevârîh-ı mufassalada mezkûrdur. Tâ ki, Seyyidü'l-mürselîn sallallâhu Teʿâlâ ʿaleyhi ve sellem hazretleri baʿs olundu, cümle ashâb-ı kirâm ile Mescid-i şerîf'lerinde kuʿûd buyurup, umûr-ı ümmeti ru'yet ederler idi. Hazret-i ʿÖmer ve hazret-i ʿOsmân radıyallâhu ʿanhümâ hâne-i mahsûsada tertîb-i Dîvân misillü meclis ʿakd etmişlerdir. Muʿâviye mahsûs Dîvân-hâne ve taht şeklinde kürsî ittihâz edüp, bi'n-nefs ku'ûd [Ü4 168a] ve icrây-ı ahkâm eder idi. Devlet-i Emeviyye hıtâmına dek hâl böyle olup, Devlet-i ʿAbbasiyye'de ol kānûn maʿa-ziyâdetin riʿâyet olunup, evâsıt-ı devletlerinde ihtişâm ve ihticâb efzûn olup, dîvân-hâneleri [V 39a] ferş-i mülûkiyye ile döşenüp, vüzerâ ve Kadı'l-kudât ve sâyir ashâb-ı merâtib içün mahsûs kürsîler ve sandalîler vazʿ olunup, mekân-ı Halîfe hâlî kalur idi. Umûr-ı Dîvâniyye'yi Vezîr ru'yet ve Halîfe bir manzara-i ʿâlîden Dîvân'a nezâret ile vücûdu görünmez idi. Lâkin ʿîdlerde âşikâr oturup, aʿyân u erkân varup, kimi musâfaha ve kimi dest-bûs ederler idi. Muʿtasım Halîfe -ki dârât u haşmetde cümle hulefâya gâlib idi- ihtişâm ve tekellüfâtı artırup, Dîvân olacak yere “Dâru'l-ʿAdl” tesmiye eylediler. Ve seferlerde otağı önüne nerdübân ile çıkılur nakle kābil bir köşk yapdırup, ismine “Kasr-ı ʿAdl" dediler. Ve Dîvân-hâne'de kendü nâzır olacak manzaraya Kaʿbe-i mükerreme kisvesinden masnûʿ siyah ve zer-dûz kumâşdan perde asup, etrâfına pervâz mıhlanmış idi. Hîn-i Dîvân'da müvekkeller perdeyi kaldırırlar idi. Ammâ pencerenin zerrîn barmaklarından Halîfe'nin vücûdu hâricden görülmez idi. Ve ʿîdlerde ve sâyir mülâkāt vaktinde gözler kamaşur zînet ile taht-ı murassaʿ üzerine kuʿûd edüp, yanında nısfına dek niyâmından çıkmış seyf ve bir tarafında kemâna geçmiş tîr-i âhenîn-peykân durur idi. Ve arkasında olan hilʿat-i siyâh-zer-dûzun âstînine mülâsık yedi zirâʿ kadar bir tavîl âstîn zemîne doğru döşenüp, mülâkāta gelen ol âstîn-i mefrûşun ucunu bûs ederler idi. Servet-i Kisreviyye'de Muʿtasım kadar [Ü4 168b] ifrât etmiş yokdur. Ve bu Dîvân, Pâdişâh-ı vakte mahsûs olan Serây-ı ʿâlî'de kāʿide-i kadîmedendir. Eğerçi vüzerâ ve vükelâ kendülere müfevvaz olan umûru görüp, cenâb-ı Saltanat'dan defʿ-i eskāl ve tahfîf-i eşgāl içün [V 39b] serâylarında Dîvân ederler. Lâkin bu dîvânlardan mâ-ʿadâ evkāt-ı mahsûsada Serây-ı Pâdişâhî'de vüzerây-ı devlet ve vükelây-ı Saltanat huzûrunda Dîvân-ı mahsûs olmakda esrâr-ı lâ-yuhsâ vardır. Sâyir dîvânlar fürûʿ ve bu Dîvân asıl hükmünde olmuş olur. Aʿyân-ı Saltanat ve esnâf-ı asker kisvet ü kıyâfet-i müteʿârifleriyle ber-nehc-i kānûn makāmlarında kāyim olup, ‘arz u iʿlâm olunan umûr-ı ‘ibâdullah cümlenin müvâcehesinde görülüp, ihkāk-ı hakk ve izhâk-ı bâtıl kılınmağla, gûyâ o gün yevm-i mevʿûd gibi müteʿayyen ü meşhûr olup, zâten ve zemânen istihkāk ile herkes makām-ı maʿlûmunda kāyim ve cenâb-ı Saltanat'a hidmet ve lüzûmuna göre kurb ü buʿd cihetiyle kendü hayyizinde sâbit ve şuglüne müdâvim olmak üzere tertîb olunduğunda, niçe hükm-i hafiyye ve esrâr-ı celîle murâd olunmuşdur. Ve bu rüsûm u kavânînin kimisi aslî ve tabiʿî olmağla kadîmîdir ve kimisi ʿukalây-ı ‘ulemâ ve fuzalây-ı hukemâ re’yiyle bi-hasebi'l-iktizâ vazʿ olunmuşdur. Devlet-i ʿaliyye'de bu tertîbe gāyet riʿâyet olunup, karîbü'z-zemâna gelince haftada iki gün Dîvân olup, Pâdişâh-ı ‘alem-penâh kafes-i ‘âlîde nâzır ve Vekîl-i mutlak hazretleri icrây-ı hükûmet ve ihkāk-ı hakk umûruna riʿâyet etdiğinden gayri, kendü serây-ı mahsûsunda dahi her gün Dîvân edüp, ûmûr-ı ‘ibâdı ru'yete meşgül olurlar idi. Giderek Serây-ı hümâyûn'da olan Dîvân, mevâcib ve aʿyâd ve elçiler mülâkātına [Ü4 169a] münhasır olup, icrây-ı ahkâm, Paşa Kapusu'na mahsûs olup, her şahsın davâsı hakk u ʿadl üzere temşiyet ve mazlûmun hakkı zâlimden ahz olunarak, ile'l-ân icrây-ı ‘adâlet olunmakdadır. Dîvân-ı Sultânî fevâyidine müteʿallık [V 40a] hikâyetden biri budur ki, Nûreddîn-i Şehîd merhûmun evâyil-i devletinde ekber-i ümerâ olan Esedüddîn Şîrkûh, vükelâ ve ümerâdan ve sâyir aʿyân-ı memleketden baʿzı emlâk u ‘akār gasb edüp, ol sebeb ile ümerây-ı sâyire dahi halkdan gasben ve zulmen şeyʾ almağa başladıklarında, Nûreddîn'in semʿine ilkā olunduğu gibi bir Dâru'l-ʿadl binasını fermân eyledi. Şol resm üzere ki, mevzıʿ-ı Sultân ve mevâzıʿ-ı ümerâ başka başka olup, mezâhib-i erbaʿa kudâtı ve müftîleriyçün mahsûs mevziʿ taʿyîni ile icrây-ı ahkâm-ı şerʿiyye oluna. Bu vechile Dâru'l-ʿadl binâsına şurûʿ olunduğunu Esedüddîn istimâʿ etdikde, bahr-ı tefekküre dalup: “Nûreddîn'in ʿadl ü siyâseti şark u garb ehline maʿlûm ve ümerâ ve asker anın havfından mûm olmuşlar iken, Dâru'l-ʿadl binâsına ihtiyâc yoğidi. Gālibâ bu Dâru'l-ʿadl benim içün binâ olunuyor” deyüp, taht-ı yedinde olan ümerâ ve ʿummâlı ihzâr edüp: “Nureddîn, Dâru'l-ʿadl binâ edeyor. Gālibâ bizim içün olmak gerekdir. Şöyle ki, eğer benden ve eğer sizden şahs-ı vâhid şikâyet etmek ihtimâli olursa, sizleri bilâ-teʾhîr katl ederim” deyü tenbîh-i ekîd eyledi. Anlar dahi âzürde-hâtır etdikleri kimesneleri birer tarîk ile ırzâ vü iskât edüp, cümlesiyle sulh oldular. Dâru'l-ʿadl temâm olup, Nureddîn, vüzerâ ve ʿulemâ ile Dîvân'ı teşrîf eyledikde, bir kimse gelüp, şikâyet ve vükelâ ve etbâʿdan dâd-hâh olmamağla, Nûreddîn'in [Ü4 169b] vefâtına dek ol Dâru'l-ʿadl hâlî vü battâl kaldı. Bu sûretde icrây-ı ʿadle muhtass Dîvân-ı Mülûkâne müteʿayyin olmak, ʿummâlin havf u haşyetine ve halkın itmi'nân-ı kalb ve rahatına [V 40b] bâʿisdir. Düvel-i mâzıyye pâdişâhlarının senede bir niçe muʿayyen günleri var idi. Anda âşikâre oturup, kavî vü zaʿîf, vazîʿ u şerîf kim olursa izin verilüp, bizzât Pâdişâh ile mülâkāt ve ahvâlini ʿarz eder idi. Ana "Birr-i ʿÂm" derlerdi. Giderek baʿzı mevâniʿ zuhûruyla bu ʿâdet terk olunup, her devlet istimâʿ-ı deʿâvî ve fasl-ı husûm içün birer tavır ile taʿyîn-i evkāt eyledikleri maʿlûmdur.
Attribution
Citation:
"Matlab-ı nefîs", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_776.html
Item Details
Title:
Matlab-ı nefîs
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1217
Source:
Hüseyin Sarıkaya
Format:
text/plain
Language:
ota