Vüzerây-ı ʿizâm hazerâtına tûğ ve sancak verilmek münâsebeti ile düvel-i mâzıyyede tûğ ve sancak ve livâ terkîb ü îcâdının mebde' ve ʿilleti maʿlûm olmak fevâyid-i muhâzaradan maʿdûd olduğuna binâ'en, emr-i mezbûru câmiʿ işbu makāle şâhid-i zîbây-ı âsâra külâle kılındı. Maʿlûm ola ki, tûğ ve sancak ve livânın ihdâs u vazʿında sırr u hikmet budur ki, bir maslahata müteveccih olan nüfûs-ı kesîre bir bayrağın altına cemʿ oldukda, miyânelerinden tegāyür ü ihtilâf gidüp, tevâfuk u i’tilâf ile hâlet-i vahdet peydâ ederler. Yaʿnî ol bayrak bunları müttefiku'l-kelime ve müttehidü'l-kalb etmeğe bir âlet olup, zîr-i livây-ı vâhidde ictimâʿ ve pîşvâlarına iktidâ ve ittibâʿ ile cümlesi birbirlerin vücûd-ı vâhid hükmünde tevehhüm ederler. Bu tasavvur-ı vehmî ile ittifâk u ittihâdları mütebeyyin olup, tahsîl-i metâlib ve kahr-ı muʿârızda cümlesi yek-dil ü yek-cihet olmağla, hamle vü savletde kuvvet ve bulûğ-ı mekāsıdlarına sühûlet peydâ ederler. Ve bir bayrak altında müctemaʿ olan rüfekā, devâʿî-yi gayretle akrıbâ ve taʿllukātdan ziyâde birbirleriyle me'lûf olurlar. Ve esnây-ı cengde mâdâm ki, bir gürûhun bayrağı ve sancağı meydânda kāyimdir, ricâli harb u hücûma ikdâm edüp, cümleden fâriğ ve zaferden me'yûs olmazlar. Sancağı ve bayrağı ahz ve telef olunan gürûha vehm ü havf istîlâ edüp, maktûl ü münhezim olmadıkları hâlde [V 30b] bile başı düşmüş [Ü4 159b] şahıs gibi mütezelzil olurlar. Ve bayrakların ve sancakların tûl-ı kāmeti ve elvân ve nukūş-ı gûnâ-gûn ve zerrîn top ve ʿalemler ile zîb ü zîneti tecemmüʿ-i havâtır ve ittihâd-ı himmet fâyidesinden gayri, ikdâma cür’et ü cesâret ve düşmen cânibine ilkāy-ı havf ve îrâs-ı dehşet ü mehâbete bâʿisdir.
Âvâze-i Mehter-hâne tarîk-ı sâmiʿadan rûha cür'et ve şevk u şecâʿat verüp, cânib-i hasma mûris-i havf u dehşet olduğu gibi elviye ve sancakların nümâyişi dahi tarîk-ı bâsıradan ashâbına ictimâʿ-ı himmet ve neşve-i hamiyyet verüp, muhâlif tarafa havf u haşyet ihdâs eder. Düvel-i sâlife ve ümem-i mâzıyyede âlât-ı Mehter-hâne'yi gûnâ-gûn istiʿmâl etdikleri gibi bayrakları ve sancakları dahi gûnâ-gûn ihtiyâr eylediler. Ve baʿzıları kalîl ve baʿzısı müteʿaddid ü mütenevviʿ istiʿmâl eyledi.
Resûl-i ekrem sallallâhu Teʿâlâ ʿaleyhi ve sellem vaktinde Mehter-hâne'ye müteʿallık bir sadâ yoğidi. Ammâ bayrak var idi. Hicret-i Nebeviyye ʿaleyhi efdalü't-tahiyyenin ibtidâ senesi Şâm'dan gelan kârbân-ı Kureyş -ki ser-i kâfile Ebû Cehil ile üç yüz mikdârı küffâr-ı Kureyş idiler- bunların niyyetine otuz nefer muhâcirîn taʿyîn buyurulup, Resûl-i ekrem sallallâhu Teʿâlâ ʿaleyhi ve sellem mübârek elleriyle bir mızrağa beyaz bezden bir livâ ʿakd edüp, Ebû Mersed nâm behâdırın dûşuna verüp, cümleye Hamza bin ʿAbdülmuttalib, Serdâr-ı seriyye taʿyîn olunup gönderilmiş idi. İslâm'da ibtidâ ʿakd olunan livâ, bu livây-ı beyzâdır. Ve ibtidâ niyyet-i ganâyim ile gönderilen seriyye, bu seriyye-i müteberrikedir. Mezbûr “Ebû Mersed bayrakdârların pîrîdir” derler. Ve Sultân-ı enbiyâ ʿaleyhi mine's-salâti evfâhâ [Ü4 160a V 31a] askere hem-râh oldukları sefere “Gazve” derler. Bile olmadıkları sefere "Seriyye" derler. Ve seriyye dört yüz nefere dek ıtlâk olunur. Ve livâ ol ʿalemdir ki, sâhib-i ceyşin mahalline ʿalâmet olmak içün götürürler. Tâ Hayber Gazâsı'na gelince serâyâ ve gazavâta bu livây-ı mübarek götürülüp, Hayber Gazâsı'nda bir siyâh livây-ı kebîr dahi ʿakd olunup, “Râyet” ismiyle müsemmâ oldu. Ve livâ ve râyet müterâdifân olup, ikisi bir maʿnâya istiʿmâl olunduğu ʿulemây-ı lügat beyninde maʿlûmdur. Fî-zemâninâ hâzâ livâyâ, “Bayrak” ve râyete, “Sancak” derler. Sonra ʿasr-ı Hulefâ'da bu bayraklar ve sancaklar gûnâ-gûn olup, envâʿı çoğaldı. Hulefây-ı ʿAbbâsiyye, Benî Hâşim'den olan şühedây-ı Kerbelâ'ya hüzn ü mâtem işʿârı içün ʿale'l-ʿumûm siyâh bayrak çekdiler. Ve libâsların dahi siyâh eylediler. Ol sebeble anlara “Müsevvide” tesmiye olunmuşdur. Sonra Benî Tâlib, ʿAbbâsiyye üzerine hücûm eylediklerinde, anlara muhâlefet içün beyaz bayraklar çekdiler ve “Mübeyyiza” ʿunvânıyla meşhûr oldular. Sonra Me'mûn Halîfe, şiʿâr-ı siyâhı refʿ edüp, bayrakları ve libâs ve kisveleri yeşil etmişdir. Ve bu sancak ve bayrakları baʿzı devletlerde gāyet çok ve baʿzılarında kalîl ve muhtasar istiʿmâl etdiler. Hattâ Endelüs Devleti'ne mâlik olan Benî
Ahmer, müzehheb ü mülevven ve eşkâl-i garîbe ile münakkaş sancakları alaylarında yüzden mütecâviz cemʿ etmişlerdir. Ve memâlik-i meşrîkıyyede ve Deşt ve Türkistân'da olan Etrâk-ı kadîme devletlerinde ve Hind ve Çin'de olan düvel-i mâzıyyede bir ʿazîm râye üzerine masbûg [Ü4 160b – V 31b] ve örülmüş at kuyruğu kıllarından perîşân kisveye benzer ʿalâmet vazʿ edüp, asker önünce götürürler idi. Ve ismine “Hâlîş” derler idi. Çengîz ve Hülâgû askerinde dahi istiʿmâl olunur idi. İzhâr-ı şevket içün Devlet-i Ekrâd-ı Eyyûbiyye ve Mısır'da zuhûr eden ʿAbbâsiyye ve Selçûkıyye devletleri dahi ol “Hâlîş” taʿbîr olunur şey' istiʿmâl etdiler. Lâkin bâlâsına mutallâ felke vazʿ ve kılların etrâfını deste deste gîsû misâli mergūleler büküp, müzeyyen eylediler. Hâlâ Devlet-i ʿaliyye-i ʿOsmâniyye'de “Tûğ” dedikleri âlet-i pür-fürûg oldur. Ve zikr olunan düvel-i meşrîkıyyede pâdişâhların başı üzerinde götürülür bir ʿazîm râye dahi istiʿmâl ederler idi ki, nâmına “ʿIsâbe ve Şatfe ve Sancak” derler idi. Ve bunu pâdişâhdan gayri vüzerâ ve ümerâ ve serdârlar istiʿmâl etmezler idi. Ve hulefâ devletlerinde elviye ve sancakların başına şekl-i hilâlîde nuhâs-ı mutallâdan ʿalem ve yâhûd şekl-i neyyirde tarafeyni müdevver-i meşkūku'l-vasat sahîfe-i nuhâs ve gâhîce yassı ve tûlânî lâle şeklinde bir sahîfe-i peykânî vazʿ olunur idi. Sonralarda vüzerâ ve baʿzı selâtîn, istibdâd ve istiklâl ile hulefâya gâlib olup, hulefâ hall ü ʿakd ve tasarrufâtdan mahcûr oldukda, selâtîn-i mütegallibe elviye-i hulefâyı istiʿmâlden istinkâf edüp, kendü livâlarına ve sancaklarına mutallâ topdan müdevver ve müstatîl felkeler vazʿ etdiler. Ve kebîr sancaklarına zerrîn ve yâhûd mutallâ sahîfelerden mevzûn kitâbeler yapdırup, sevâd ve mînâ-kârî [V 32a] nukūş ile tezyîn ve istiʿmâl etdiler. [Ü4 161a]
Hulefâya mahsûs olan tarz-ı kadîm bayraklar ve hilâli ʿalemlü siyah ve sebz-gûn sancaklar giderek turuk-ı sûfiyye meşâyıhına kalup, cevâmiʿ minberlerinde ve tekyelerde âvîzân olup, mevtây-ı ekâbir naʿşları önünce ve ʿÂşûrâ ve sâyir eyyâm-ı meşhûdede açılur oldu. Umûr-ı dünyeviyyenin hâl ü şânı böyledir. Kuvvet-i kāhire ve şevket-i bâhire kangı tâyifeden zâyil olursa, anın vesîle-i iştihârı olan rüsûm ve âsâr dahi metrûk ve bî-iʿtibâr kalur.
İbtidâ ʿakd olunan livây-ı beyzâ yerine, Devlet-i ʿaliyye-i ʿOsmâniyye vüzerâsının yügrük bayrağı istiʿmâl olunmuşdur. Ve ʿısâbe ve şatfe yerine, bu iki bayrağın vasatında kebîr sancak ittihâz olunmuşdur. Ve tûğ husûsuna ziyâde iʿtinâ olunup, ümerâya bir tûğ ve beylerbeyilere iki tûğ ve vüzerây-ı ʿizâma üç tûğ ve Pâdişâh-ı ʿâlem-penâh hazretlerine dokuz tûğ tahsîs olunup, ilâ-hâze'l-ân bu hadd-i maʿlûm ile istiʿmâl olunduğu zâhirdir.
İstitrâd
Attribution
- Citation:
- "İstitrâd", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_763.html
Item Details
- Title:
- İstitrâd
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1217
- Source:
- Hüseyin Sarıkaya
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota