Gümüşhâne Maʿdeni mukaddemâ Diyârbekir Voyvodası Halîl Efendi'ye ber-vech-i emânet tefvîz olunup, müceddeden verilen şurût-ı ma'den ve merbûtâtının vikāyesi ve maʿdencilerin celb ve istishâbları netîce-i meʼmûriyyeti iken, bu irâde-i sâmiyyenin icrâsına muvaffak olamayup, ʿazli lâzım ve yerine raʿiyyet-perver ve taşra ahvâline vukūfu mukarrer bir şahsın nasb u ta'yîni emr-i ehemm olmağla, merkūm ʿazl ve Dergâh-ı ʿâlî kapucubaşılarından olup, 'an-asl raʿiyyet-perverlik ile meşhûr ve hidemât-ı devletde sadâkat ü gayreti manzûr olan Cihân-zâde Hüseyin Bey, yerine vasl olunup, on altı senesi Mart'ı ibtidasından maʿden-i mezkûru zabt etmek üzere yedine emr-i ʿâlî iʿtâ ve mahalline isrâ olundu.
Muntasıf-ı Şaʿbân-ı şerîf'de kānûn-i devlet ve ʿâdet-i Saltanat üzere huzûrları mesbûk olan zevât, Hırka-i şerîfe ʿalâ-lâbisihâ efdalü't-tahiyyeyi sûde-i safahât u cennât ve bu cihetle her biri ihrâz-ı dest-mâye-i füyûzât eyleyüp, ocağlara tevzîʿi kānûn olan baklava dahi yevm-i mezkûrda ihrâc u taksîm ve havâss ve efrâd-ı askerî niʿam-i celîle-i Pâdişâhi'yle tenʿîm olundu.
ʿAses Ortası'nın Oda-başısı olan “Abdullah” nâm kimsenin ʿaklına hafet ve kuvve-i müdrikesine ihtilâl u noksâniyyet târî olup, şehr-i Ramazân'ın [Ü4 106b] on dokuzuncu
gicesi Ayasofya Câmi'i'ne gelüp, sabâh nemâzı edâ olundukdan sonra, hâmil olduğu tîği ʿuryân ve cenbinde bulunan bir nefer Bostancı'yı cerh ile nâ-tüvân eylediğinden gayri, kırâ'at-ı Kur'ân ile meşgûl aʿmâ bir hâfızı dahi darb ve birkaç kimseye dahi kılıc yetişdirmekle, cemâʿatin râhatını selb edüp, kemâl-i dehşet ile cemâʿat birbirini teʿâkub ve câmiʿ havlîsine tevessüb eyledikleri hâlde, mecnûn-ı mezkûr Soğuk-kuyu kapusundan hurûc ile mukābiline gelan bir sabîyi dahi mecrûh eylediğini harbeciler müşâhede ve verâsından sopa ve hışt ilkāsıyla mezbûru hâke üftâde ve derhâl ahz ve Bâb-ı ʿâlî'ye ihzâr ve lede'l-istintâk dâyire-i ʿakldan çıkdığı âşikâr olmağla, o makūleden Kalem refʿ olunduğu hasebiyle Süleymâniyye Dârü'ş-şifâsı'na vazʿ olundu. Garâyib-i ahvâldendir ki, câmiʿde üç-dört yüz âdem hâzır ve her biri defʿ-i sâyile muktedir iken, kimi şâl ü peştemâlini ve kimi cizme vü papuşunu bırakup, meşy-i serîʿ ve firâr-ı şenîʿ ile taşraya cân atup, o kelb-i ʿakūrdan reh-yâb-ı necât olduklarına izhâr-ı sürûr ve selâmet-i nefs tehniyyesiyle ibrâz-ı envâʿ-ı hubûr eylediler. Cemâʿatin her biri yere bırakdıkları eşyâyı mecnûnun üzerine ilkā etseler, lâ-mahâle kendüyi şaşurup, o hâlde ahz u kaydı mümkin iken, firârları mahall-i teʿaccüb ü istigrâbdır. Nüfûs-ı beşeriyyenin baʿzısında sıfat-ı şecâʿat merkûz olduğu gibi, baʿzısının tıbâʿında cübn ve zaʿf-ı kalb dahi müstekarr olup, sınıf-ı evvel kalîl ü nezîr ve sınıf-ı ahîr kesîr olduğundan, bi't-tabʿ nüfûs-ı mâyileden şecâʿat-i garîziyye zâyil ve mâdde-i sirâyet hâsıl oldu.
Vekāyi'-i müteferrika
Attribution
- Citation:
- "Vekāyi'-i müteferrika", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_676.html
Item Details
- Title:
- Vekāyi'-i müteferrika
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1216
- Source:
- Hüseyin Sarıkaya
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota