Müşârun ileyh hazretleri ʿâkıl u müdebbir ve ʿavâkıb-ı umûru mütefekkir, tâbiʿ-i hükm-i İlâhî ve mutâviʿ-i irâde-i Pâdişâhî, cesûr u hûşyâr [Ü4 105a] ve kaviyyü'l-kalb ve
sehâvet-şiʿâr olup, iʿmâl-i askere min-külli'l-vücûh kādir ve meydân-ı melâhim ü megāzîde sebât-ı kademi zâhir, ehvâl-i hurûba sâbır ve mürüvvet ü hamiyyeti ezher min-emsi'd-dâbir olup, Fransızlar'ın mukaddemâ tertîb ü nasb eyledikleri dâm-ı hîle vü firîb sebebi ile bi'z-zarûre ricʿat iktizâ edüp, "Ve li'ş-şemsi min baʿdi'r-rucûʿi istikāmetün" maʿnâsını te'emmül ile Yafa Sahrâsı'na rekz-i aʿlâm ve mecbûl olduğu himmet-i gûh-endâzına îrâs-ı fütûr etmeyerek, fi'l-hâl tesviye-i şevârid-i umûra berzede-dâmân-ı iʿtinâ olup, müteferrik olan askerin kâr-güzârlarını ibkā ve kemâl-i cübn-i ihânet izhâr edenleri birer takrîb ibʿâd u tecnîb ile Mevkib-i hümâyûn'u istısfâ etmişidi. Maʿâzallah cesâret edüp, Yafa'da ikāmet ve telâfî-yi mâ-fâta hasr-ı zeyl-i gayret etmeseler idi, aʿdâya kuvvet-i kalb hâsıl olup, bu defʿa ne ʿAkkâ ve ne Şâm ve ne Kudüs kalup, düşmen cümlesine itâle-i pây-ı şûm ve ber-vech-i sühûlet her tarafa vusûl ü hücûm edüp, feth-i Mısır min-külli'l-vücûh müteʿazzir [Ü3 182a] ve tekrâr cemʿ-i asker lâ-büdd müteʿassir olarak, memâlik-i Anadolu ber-hemzede vü muhtell ve umûr-ı devlet müşevveş ü mühmel olmak mülâhazadan baʿîd değil idi. Bu perîşânlık ile Yafa'ya gelindikde, sâl-i âtiye tedârükü ber-minvâl-i muharrer gāyet müşkil ü düşvâr ve askerde vehn ü fütûr ve mühimmât ü levâzım-ı seferiyyede küllî noksâniyyet ü
kusûr bedîdâr iken, dest-yârî-yi himmet-i Şâhâne ile bezl ü cûd ve sarf-ı bûd ve ne-bûd eyleyerek, hasbe'l-makdûr Ordu-yi hümâyûn'un tedârükünü görüp, Mısır'a tekarrüblerinde düşmen, sâhil tarafından zuhûr eden devleteyn askerinden aslâ havf etmeyüp, cell-i miknetini Ordu-yi hümâyûn tarafına sarf etmişidi. “Vezîrun tehâbü'l-esedü min be'si seyfihî. Ve tenkādü ahkâmü'l-kazâ'i bi-kavlihî. Lehû savletün isteganeti'l-harbü fi'l-fezâ. Yüşerridü ahnâşe'l-'udâti bi-ʿaklihî” mefhûmuna mâ-sadak olan Sadr-ı müşârun ileyh hazretleri asâkir-i zafer-me'seri kānûn-i muhârebe üzere tertîb ü tanzîm ve mukaddemce kavî meterisler ve hasânât-ı sâyire ile Ordu-yi hümâyûn'u tarsîn ü tahkîm edüp, düşmen-i peymân-şiken zuhûrunda her tarafdan ceyş-i mansûr-ı İslâm'ı teşvîk u igrâ ve dâd ü dihiş ve iltifât u nevâziş ile her birine beyân-ı mesûbât-ı gazâ ve tefsîr-i âyet-i “Vellezîne câhedû fî-nâ lenehdiyyennehüm sübülenâ” eyleyüp, [Ü4 105b] aʿdây-ı dînin sınaʿat-ı nâriyye ve hiyel-i harbiyyesine bakmayarak, mütevessil-i ʿurvetü'l-vüskā-yı celâdet ve kat-i çok küffârı müste'sıl-ı seyf-i sarâmet etmeleriyle, a'dây-1 bed-peymâ mülâhazasında hatâ ettiğini teyakkun ve evvelki defʿa gibi maslahat göremeyeceğini tefattun [Ü3 182b] edüp, “Ve zâkati'l-arzu hattâ sâra hâribühüm. İzâ ra’â gayre şey'in zannehû racülen” me'âlince Mısır'a doğru kemâl-i ruʿb u hirâs ile firâr ve ʿakab-gîrân-ı İslâm verâlarını boşlamayup, yetişdiklerine zerk-i remh-i hattâr ve darb-ı şemşîr-i hûn-bâr eyleyerek, irâ'e-i kuvve-i kāhire-
Şehriyâr-ı nâmdâr eylediler. Bu hamle-i kahremânî, düşmen-i zaʿîfü'l-bünyânı herze-gerd-i vâdî-yi hayret ü peşîmânî eyleyüp, kulûb-ı kāsiyeleri mürtaʿiş ve livâ'-i sevretlerinde nukūş-ı hezîmet mütenakkış olup, nâ-çâr ihtiyâr-ı menhec-i istîmân ve Mısır'ı teslîm ile tahlîs-ı cân eylediler.
Vâridât-ı Devlet-i ʿaliyye ile mesârıfât-ı zarûriyyenin istîfâsı müstahîl iken, tasarrufât-ı ʿakliyye ve tedâbîrât-ı hikemiyye ile Mısır ordusunu birkaç sene idâre vü iʿmâl ve pey-der-pey mutâlebât-ı nukūd ile devleti tahdîş ve erkân-ı Saltanat'ı üftâde-i çâh-ı ıztırâb u teşvîş buyurmadıkları kemâl-i ʿakl ü idrâklerine dâll olduğu vâreste-i kayd-ı işkâldır.
Mısr-ı Kāhire fethine me'mûriyyetlerinden hitâm-ı maslahata dek her hâlde cenâb-ı Hakk'a tevekkül ve her tarafdan hübûb eden sarsar-ı nevâyib-i rûzgâra tehammül edüp, sinîn-i mütedâvileden berü iddihâr eylediği müddehırını tavâyif-i askerîye ifnâ ve bâ-husûs İngiliz sergerdelerine li-ecli't-te'lîf bahş u iʿtâ eylediği tefârîk-ı eşyâ ve mücevherât-ı girân-behâ vâsıl-ı serhadd-i intihâ olup, hüsn-i müdârât ve uğur-ı dîn ü devletde müşâhede eyledikleri meşâkk u nekebât semeresi olarak bilâhare nâyil oldukları fevz ü nusrat, ser-nâme-i medâyih-i Âsafâne'leri olsa sezâ ve dâstân-ı hüsn-i sülûk [Ü3 183a] ve mücâhedeleri Âsâf-nâme gibi düstûru'l-ʿamel-i eşrâf u ahlâf olmağa bâyeste vü revâdır. Fazl-ı Hakk ve ʿavn-i Kādir-i mutlak ile ʿavârızât-ı mülkiyye zâyil ve vakt-i âsâyiş ü ferâğ hâsıl olursa, re'y-i münîr ve tedbîr-i dil-pezîrleriyle umûr-ı devlet müstakīm ü muntazam ve sülme-i memâlik [Ü4 106a] min-külli'l-cihât mülteʾem olacağı eʿazz-i meʾmûl-i erbâb-ı tecârib ü ʿukūldur.
Zikr-i baʿz-ı mehâsin-i hazret-i Serdâr-ı ekremî
Attribution
- Citation:
- "Zikr-i baʿz-ı mehâsin-i hazret-i Serdâr-ı ekremî", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_674.html
Item Details
- Title:
- Zikr-i baʿz-ı mehâsin-i hazret-i Serdâr-ı ekremî
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1216
- Source:
- Hüseyin Sarıkaya
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota