Vukūʿ-ı muʿâraza-i müderrisîn der-huzûr

Devlet-i ʿaliyye-i ebediyyü'l-karâr'da ʿulemây-ı aʿlâma olan rağbet ve kadr ü şânlarına olan hürmet düvel-i sâlifenin birinde vâkiʿ olmayup, tarîkleri muktezâsı üzere refte refte katʿ-ı derecât ve maʿîşet ve arpalıklar ile defʿ-i zarûrât eylediklerinden gayri, mahzâ ʿilm-i şerîfe iʿtibâr ve müdârese ile meʾlûf olanlara semere-i saʿyi izhâr içün beher sene Ramazân'ında birkaç meclis tertîb olunup, her meclisde bir Mukarrir ve yedi-sekiz Müderris hâzır ve pîşgâh-ı Şehriyâr-ı saʿîdü'l-meʾâsirde Tefsîr-i Beyzâvî kırâʾat ve surre-i muʿayyenelerini ahz ile iktisâb-ı bülga-i refâhiyyet ederler idi. Esfâr takrîbi ile surreleri kabûl tenezzül ve cihet-i meʿâşlarına ʿârıza-i muzâyaka tehallül etmişiken, Pâdişâh-ı sütûde-menkabet çâr-bâliş-nişîn-i evreng-i Hılâfet oldukları [Ü3 121a] hengâm surreleri yüzer guruşa iblâğ u itmâm ve ʻismetlü Mehd-i ʻulyâ hazretleri tarafından dahi yüzer guruş inzımâmıyla tekmîl-i lâzime-i ikrâm olunup, o fırka-i saʻâdet-mendin baʻzısı dersin bahisden bi'l-külliyye huluvvünü revâ görmeyüp, bilâ-muʻâraza es'ile-i sehletü'l-ecvibe îrâd ve baʻzısı daʻvây-ı teferrüd ile girîve-gerd-i vâdî-yi şatat u ʻinâd olup, mukarrirler ile bî-vech münâkaşa ve itâle-i lisân ile âgāz-ı münâveşe edegeldikleri beher sene mesmûʻ ve bu muʻâraza-i nâ-bercânın seyyi'esi Ebu'ş-şârib Mehmed Efendi gibi bir ehl-i ʻilmi [Ü4 47a] bâlâ-yı çâr-tâk-ı iltifâtdan hazîz-ı idbâra mütehâfit eylediği, vâsıl derece-i şuyûʻ olup, kıssadan hisse almak lâzım iken, bu defʻa mecâlisin birinde Mukarrir bulunan Kudsî Efendi'ye Dağıstânî ʻAbdurrahmân Efendi ve Ahıshalı ʻAli Efendi ve Kastamonî ʻÖmer Efendi ʻale'l-ʻumûm savlet-endâz-ı hücûm ve hâsıl-ı bahisleri mü'eddî-yi mübâgaza vü şütûm olup, Mukarrir her ne kadar rifk ile hitâb ve beyne'l-lutfi ve'l-ʻitâb su'âllerine îrâd-ı cevâb etdiyse dahi, tâyife-i İnâdiyye gibi "Lâ-nüsellimü" âvâzelerin ʻayyûka resâ ve hakkı kabûlden imtinâʻ u ibâ ve huzûr-ı hümâyûn mahall-i edeb ü huzûr ve makām-ı meskenet ü huşûʻ iken, kelimât-ı lâgıye ve iʻtirâzât-ı vâhiye ile Mukarrir'i zulmen tahkīr u izdirâ hulyâsında oldukları, mir'ât-i temâsîl-i hakāyık-ı eşyâ olan tabʻ-ı Gîtî-incilây-ı Mülûkâne'de rû-nümâ olmağla, fi'l-hâl nakz-ı meclise îmâ ve muʻtâd olan ʻatıyyeleri eğerçi bu defʻa iʻtâ olundu. Lâkin bâlâda mezkûru'l-esâmî üç nefer müderrislerin Huzûr Dersi'nden memnûʻiyyetleri Fetvâ-penâh cenâblarına işrâb u tenbîh ve o meclis-i hatîr o makūle bî-edeblerden tahliye vü tenzîh olunup, beher sâl kîse-i iktidârlarını mâlâ-mâl [Ü3 121b] eden ʻatıyyeden hevâcis-i nefsâniyye sebebi ile nevmîd ü mahrûm ve ebnây-ı cinsleri beyninde muʻâteb ü melûm oldular. Garâyib-i ahvâldendir ki, Dağıstânî ʻAbdurrahmân Efendi sebkat eden kabâhat u fezâhatinden gaflet ile evliyây-ı umûrdan kazıyyeye gayr-i vâkıf bir zâta varup, Mukarrirlik içün mukarrebînden birine tezkire tahsîl ve mürselün ileyh tarafından cünhası ve Huzûr Dersi'nden memnûʻiyyeti tafsîl olunup, sâhib-i tezkireyi tahcîl eylediği baʻzı sikātdan rivâyet olunmağla, [Ü4 47b] bu mahalle tezyîl olundu. Mukarrir bulunan Kudsî Efendi nüsahı yoluyla okuyup okudanlardan ve aʻlem-i belde olan Münîb Efendi cenâblarının izin verdikleri ʻulemânın eşbehlerinden hâvî-yi maʻkūl u menkūl ve câmi‘-i fürû' u usûl bir zât olup, “Fî kulûbihim marazun" olan erbâb-ı hasedin nâvek-i sitemine garaz olması kulûb-ı huzzârı dâğ-dâr-ı gayret etmişiken, tahkīrine sa'y edenlerin o vechile te'dîb ü terbiyeleri medâr-ı tesliyet ve sebeb-i duʻây-ı Şehriyâr-ı gerdûn-bestat olmuşdur. Meclis-i mezkûrda vâki‘ olan ebhâs ve hılâl-i su'âl ü cevâbda tekevvün eden ef‘âl-i ahdâs ‘Arabiyyü'l-‘ibâre bir risâleye derc olunmuş bulunmağla, Risâle-i mezkûreyi bu Fakīr-i bî-bızâ‘a terceme edüp, münâkaşa vü müşâtemeye dâyir olan güftâr, tayy-kerde-i kalem-i perîşân-âsâr kılınup, fekat mâdde-i bahs kaydıyla ri‘âyet-i şart-ı ihtisâr kılındı: “Em küntüm şühedâ’e iz hazara Ya‘kūbe'l-mevtü” ilâ âhırı'l-âyet... Mukarrir, bu âyet-i şerîfeden bed' edüp, “Em” kelimesini izrâb ma‘nâsını mutazammın olan “Bel” ile îrâd edüp, meclisde olan müderrislerden Kastamonî ‘Ömer Efendi: “Âyetde 'Bel' kelimesi olmayup, ma‘nâsı neden ahz olundu?" dedikde, Beyzâvî'nin: “‘Em” kelimesi münkatı‘a [Ü3 122a] ve ma‘nây-ı hemze inkâr içündir" dediğini ve “Bel” ma‘nây-ı hemzeyi mutazammın izrâbiyye olup, “Bel küntüm şühedâ’e” ma‘nâsını ifade eder, söylediğini Mukarrir beyân ile merkūmu iskât ‘akabinde: “Hazret-i Ya‘kūb'un ebnâsına: ‘Millet-i İslâm'a müdâvemet edin' vasiyyetinin fâyidesi olmayup, zîrâ vasiyyeti ile mütenebbih olmadılar” dedikde: “Bu izrâb, mühimden ehemme intikāl kabîlindendir. Şu sebebden ki, tâyife-i Yehûd hazret-i Resûl-i ekrem'e dediler ki: ‘Ya‘kūb huzûr-ı mevtde evlâdına Yehûdiyyet [Ü4 48a] tenbîh eylediğini bilmez misin?' Pes kavm-i mezkûru tevbîh zımnında bu âyet nâzil olduğunu Kādî tasrîh etmişdir” dedikde: “Hitâb eğer mü'minler içün ise, bu âyetde nükte nedir?” deyü tekrâr su'âle ibtidâr etdikde: “Hakk Te‘âlâ buyurdu ki, İslâm'dan ‘ibâret olan millet-i İbrâhîm'den i‘râz edenler câhil ü sefîhlerdir. Bundan ehemme izrâb ve mü'minîne imtinân buyurup, şöyle ki, vâsiyyet-i Ya‘kūb'a hâzır olmadığınız hâlde muttali‘ oldunuz ve bu keyfiyyeti efdal-i rusül olan Nebî'nizin mu‘cizâtından olan vahiy ile bildiniz. Pes bi‘seti ile mugtenem ve hakk-ı mütâbe‘at üzere ana tâbi‘ olun. Husûsan bu vasiyyetde tâ ki, hil‘at-i felâh ile mümtâz olasız ve sizden evvel gelenler gibi tilke'l-vasiyyeye muhâliflerden olmayasız” deyü îrâd-ı cevâb eyledikde, sâyil: “Bu cevâb bâtıldır. Zîrâ Bârî Teʿâlâ hakkında imtinân, sıfat-ı noksândır" dedikde, “Kul: Lâ temünnû ʿaleyye İslâmeküm velâkinnellâhe yemünnü ʿaleyküm en hedâküm li'l-îmân” âyetin Mukarrir tilâvet edüp, imtinân insâna göre sıfat-ı naks olup, Bârî Teʿâlâ tarafından zuhûr eden imtinân, mâhz-ı ʿinâyet ü ihsân olduğunu beyân ile sâyil-i mezkûru ilzâm ve esb-i harûn maglatasını ilcâm eyledi. Mukarrir'e füshat-ı hengâm ve fursat-ı mecâl-i kelâm el verüp, [Ü3 122b] ol dahi huzzâra hitâb ve: “Mevt, makūlâtdan kangı makūledir?" deyü isticvâb eyledikde, Ahıshalı ʿAli Efendi: “Mevt, makūlâtdan değil, zîrâ makūlât, aksâm-ı mevcûdâtdandır. Mevt ise, 'adem-i mahzdır” dedikde, Mukarrir cevâba ibtidâr edüp: “ʿEllezî halaka'l-mevte ve'l-hayâte" Tefsîr'inde Beyzâvî takdîr yâhûd îcâd maʿnâsın işʿâr edüp, tefsîr-i evvele nazaran [Ü4 48b] mevt, “Ademü'l-hayâti min şe'nihî en yekûne hayyen" mefhûmundan ʿibâret emr-i ʿademî olup, pes îcâd buna müteʿallık olmaz. Fe-emmâ takdîr-i mevcûda teʿalluku gibi maʿdûma dahi teʿalluk eder. Zîrâ bu sûretde mevt ile murâd, hayât üzerine mukaddem olan mevtdir. Neteki, Hakk Teʿâlâ ʿVe küntüm emvâten buyurup, Beyzâvî dahi ʿVe kaddeme'l-mevte’ ile işâret ve ʿadem, sırf ezelî olduğuna tenbîh eyledi. İşte bu mevte halk teʿalluk etmez, etse hâdis olmak lâzım gelür. Tefsîr-i sânîye nazaran mevtden murâd, “Ademü'l-hayâti ʿammen'ittesafe bihî” mefhûmuyla muʿarref olan mevtdir. Bu taʿrîf kable'l-hayât olan mevte mütenâvil değil. Böyle olunca mâ-kable'l-hayâta itlâkı ʿalâ-vechi't-tecevvüzdür. Bu takdîrce halkın mevte teʿalluku zâhirdir. Zîrâ mevt, melekâtına muzâf-ı 'ademât kabîlinden olmağla, bu sûretde kendüye halk teʿalluk eder. Neteki, ‘Ve ceʿale'z-zulümâti ve'n-nûr' âyetinde 'Ca'l' teʿalluk eylediği gibi, zulmet, nûra muzâdd ʿarazdır. Zuʿm eden, bu âyet ile ihticâc edüp, ancak ʿamâ gibi ʿademü'l-meleke olup, kendüye ‘Caʿl’ gayr-i müteʿallık olan ʿadem-i sırf olmadığını bilmedi. Bundan sonra Dağıstânî ve Ahıshalı vech-i âhar îrâdına şedd-i nitâk ve mevtin cevher olmasında ittifâk ve şununla istidlâl eylediler ki: "Yevm-i kıyâmetde mevt, sûret-i kebşde zebh olunur”. Mukarrir dahi: “Kebş ve zebh kazıyyesi, 'adem-i mevtden kinâyedir. Vele’in sülime yevm-i kıyâmetde [Ü4 123a] cevher imiş ve kebş sûretinde zebh olunacak imiş, maʿnây-ı maʿkūle kabîlinden olup, hâricde vücûdu olmayan aʿmâlin vezn içün sûret-i cevherde halk olunduğu gibi, lâkin suʼâl-i dünyâda olan mevtdendir” demekle, meclis-i bahse hitâm ve rişte-i münâkaşa vü muʿârazaya infisâm verildi. [Ü4 49a]
Attribution
Citation:
"Vukūʿ-ı muʿâraza-i müderrisîn der-huzûr", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_567.html
Item Details
Title:
Vukūʿ-ı muʿâraza-i müderrisîn der-huzûr
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1215
Source:
Hüseyin Sarıkaya
Format:
text/plain
Language:
ota