târîhinde ebnây-ı sipâhiyânın eşbehlerinden Gürcü Nebî, Anadolu'dan [Ü1 215a] altmış bin kadar erâzili başına cemʿ ile şakk-ı ʿasây-ı Müslimîn ve iddiʿây-ı terâfuʿ ve tehî'e-i esbâb-ı tehâsum u tedâfüʿ ile izhâr-ı gayz ü kîn edüp, İznikmid'de defʿine me'mûr Devlet-i ʿaliyye askerini yek-hamlede şikest edüp, Üsküdar'a karîb Maldepe'ye dek geldikde, Sadr-ı vakt bulunan Murâd Paşa mecmûʿ Kapukulu ve vüzerâ ile Üsküdar'a geçüp, tekābül-i saffeyn vukūʿunda bir ramak kalmış idi ki, o kuvvet ü miknet ke'l-ʿadem ve eşkıyâ tahsîl-i merâm ile mugtenem olalar. Celâlîler on iki sene Anadolu Vilâyeti'ne müstevlî olup, Koca Murâd Paşa ve baʿde-zemân Köprülü Mehmed Paşa tathîr ü tasfiyesine muvaffak oluncaya dek neler çekdiler!
Kazak eşkıyâsı, Kara-deniz Boğazı dâhilinde Yeni-köy'ü basup, İslâm'dan vâfir esîr aldıkları târîhlerde mastûrdur. Ya'nî zemânenin ihtilâl ü fesâdı bu vakte mahsûs olmayup, bâlâda beyân olunan ahvâl ve mâ-beyne'd-düvel vukūʿ bulan ceng ü cidâl ve bu bevâʿis ile itlâf u izâʿa olunan emvâl tafsîl olunsa, bir zahmü'l-hacm kitâb-ı ʿibret-nisâb olur. Mülk ü saltanat gāyilesiz ve erbâb-ı câh u devlet aʿdâsız olmaz. Devâhî-yi umûr ve muʿzamât-ı vekāyi'-i dühûrda tesebbüt ü ıstıbâr ve tecellüd ü istikrâr fezâyil-i nüfûs-ı zekiyyeden olup, izhâr-ı hüzn ü melâl ve ibdây-ı fütûr ü kelâl ile kulûb-ı nâsı tevhîş [Ü3 3a] ve mübtelây-ı endûh u teşvîş etmek, teksîr-i erâcîfe sebeb olacağı muhakkakdır. Zîrâ kuvvet-i kalb-i evliyây-ı devlet, eʿâlî vü esâfil-i nâsa sârî ve ʿaks-i kazıyye kezâlik nesak-ı mezkûr üzere cârîdir. Bu hılâlde tekevvün eden ihtilâl memâlik-i İslâmiyye'ye münhasır olmayup, Fransızlar fitnesi [Ü1 215b] ekāsî vü edânî-yi rubʿ-meskûna sirâyet edüp, mülk ü mâl cihetleriyle cemîʿ düvel mütekeddir ve memleketlerinde mütemekkin efrâd-ı insâniyyenin cümlesi birer sebeble mütezarrır olmuşdur. Devlet-i ʿaliyye askerinde itâʿat ve ru'esâsında muvâfakat olsa, kuvvet-i İslâmiyye şecâʿat-ı tabîʿiyyeye munzamm olarak butlân-ı diyânet ve cübn-i tabîʿatları müsellem olan hazele-i müşrikîne şimdiye dek gālib olacağları müteyakkın idi. Aʿdây-ı dîn zâbitlerine inkıyâd tahtında hudûs-i telef-i vücûd mehlekesini ihtiyâr ve bu itâʿat ekser ahvâlde dünyâda selâmetlerine ʿillet ve galebelerine âlet olduğu zâhir ü âşikârdır. Çirk-i şirk ü dalâlet ile mülevves olan efrâd ve cümûʿ-ı aʿdâ, fazîlet-i inkıyâd u itâʿati ʿakl-i meʿâş ile hârice çıkarmışlar iken, maʿbûd bi'l-hakk olan cenâb-ı Bârî kalbimizi nûr-ı hidâyetle münevver ve idrâk-i maʿkūlât u mahsûsât içün bize sıhhat-i istidlâl ü nazar müyesser etmişiken, maʿnây-ı itâʿatden gaflet ve hılâf-ı nass-ı kātıʿ harekete cesâret ile iktirâf-ı zenb ü maʿsiyet etdiğimiz içün dünyâda ve ʿukbâda takrîʿât-ı İlâhiyye'den halâs ve tedârük-i cây-ı menâs nice mümkin olabilür? Kuvvet-i ʿakliyye vü fikriyyeden hâlî hayvânât, nizâm-ı meʿâş ve bekāy-ı hayatlariyçün benî nevʿinden birine itâʿat husûsunda ictimâʿ ederler iken, eşref-i mahlûkāt olan nev'-i insânı benî nev'inden olan hâkim-i mutlaka mutîʿ u münkād olmamak revâ mıdır?
Mebde'-i zuhûr-ı Saltanat-ı seniyye'den [Ü3 3b] bin târîhlerine gelince ehl-i İslâm, küffâr-ı li'âma gālib-i mutlak olup, o târîhden sonra emr-i kıtâl “el-Harbü sicâlün” hayyizine
resîde olup, giderek asker-i devlet huzûr u istirâhatle ülfet ve ru'esâ [Ü1 216a] meyl-i tereffüh ü tenaʿümü tabîʿat edüp, bu esbâb ile bâzû-yı iktidârlarına zaʿf târî ve heybet ü necdetleri mütevârî olmağa başlayup, küffâr-ı dûzah-karâr dahi galebe-i külliyyeye ʿillet olur bir tavr-ı cedîd ihtirâʿına mükibb olup, telâhuk-ı efkâr ile fünûn-ı riyâzıyyeden müstenbit bir tertîb-i garîb îcâd ve âlât-ı nâriyyeyi dahi fiʿle çıkarup, esbâb-ı müdâfaʿaya min-külli'l-vücûh kesb-i mehâret ü istiʿdâd ʿakabinde mesâff cenglerinde ve kılâʿ muhâsaralarında Devlet-i ʿaliyye askerine galebe etmeğe başladı. Düşmenin tertîbâtına tezâyüd ü tefâzül kābil olmadığı takdîrde müsâvât ile tekābül-i lâzime-i gayret ü himmet iken, mugālata-i zâhir-bînân-ı ʿavâmma ittibâʿan bu emr-i vâcibü'l-iʿtinâya dikkat olunmayup, tekādüm-i ʿahd ile tavrından çıkmış sûret-i muhârebeye lede'l-iktizâ zarûret ilcâ edüp, bu hâl ile düşmenin müretteb askerine tâkat gelmeyüp, vakt-i tekābülde müşâhede olunan hâlet-i cân-hırâş vukūʿ bulmağa başladı. Devlet-i ʿaliyye'nin dâmen-i kıyâmete dek imtidâdı telmîh u işâret ve sarâhat ü kinâyetle kütüb-i ehlullâhda mastûr olup, devletin bu vehn ü zaʿfını kuvvet ü miknete ibdâl içün Şehriyâr-ı bedîʿü'l-hısâle cenâb-ı Mâlikü'l-mülk ʿale'l-ıtlâk mesned-i hılâfet ve erîke-i saltanatı erzânî kılup, hîn-i cülûs-ı meymenet-me'nûslarından bu âna gelinceye dek tasarrufât-ı ʿakliyye ile tedbîrât-ı mülkiyyeye sarf-ı evkāt ve müddet-i kalîlede teksîr-i sefâyin ve tevfîr-i mühimmât buyurduklarından fazla, Nizâm-ı Cedîd mücelledinde tafsîl olunduğu vech üzere Topçu ve ʿArabacı ve Lağımcı ve Humbaracı ocağlarını ahsen-i vechile müceddeden tanzîm [Ü3 4a] ve Levend Çiftliği bostancılarına tavr-ı cedîd-i muhârebeyi taʿlîm ile kâffe-i me'ûnet [Ü1 216b] ve levâzımların tetmîm buyurup, himmet ve ikdâm-ı Mülûkâne'leriyle her sınıf fiʿlinde mehâret iktisâb ve her fırka usûl-i harbe intisâb eylediklerinden, me'mûr oldukları mahallerde sebât ü istikrâr ile dîn ü devlet uğrunda cân-sipâr oldukları bi't-tecribe maʿlûm-i sıgār u kibâr oldu.
Gelibolu ve Selânik ve Âsitâne'de iʿmâl olunan bârût-ı siyâh cülûs-ı hümâyûndan mukaddem gāyet redî olmakdan nâşî, lede'l-iktizâ remy ü imlâ olunan topların sadâsı âheng-i tüfengden farkı olmayup, bi'z-zarûre sâyir düvelden mübâyaʿaya iztirâr mess etmişidi. Ehass-ı levâzım-ı ceng ü cidâl olan barutun iʿmâlinden ʿacz ile düvel-i uhrâya ihtiyâc tabʿ-ı gayret nebʿ-i hazret-i Şehriyârî'ye bir emr-i beşîʿ görülüp, Gelibolu ve Selânik barut-hâneleri defʿ ve kurb-i İstanbul'da mahsûs barut-hâneler îcâd ü iʿmâline kādir mehere ve sunnâʿı celb ile
kâffe-i levâzımâtını teshîl ü i'dâd buyurmalarıyla, el-hâletü hâzihî Âsitâne'de vücûd-pezîr olan barut, İngilizlü'nün barutuna muʿâdil ve âhar devletlerden istignâ hâsıl oldu. Yirmi otuz seneden berü mizâc-ı devlet muʿtell ve kesret-i fesâd ile nizâm-ı ʿâlem muhtell iken, nevbet-i hılâfet zât-ı İskender-satvet'leriyle kesb-i zînet eylediği zemândan berü bir tarafdan mühimmât ve nizâm-ı devletine mübâşeret ve bir tarafdan muhârib bulunan devletler müdâfaʿasına himmet ve ʿale'l-husûs etrâf-ı memâlikde ser-nümây-ı şekāvet olan eşhâs te'dîbine bilâ-fütûr sarf-ı nîrû-yı celâdet buyurmaları, teʼyîdât-ı İlâhiyye'den münbaʿis bir kudret-i kâmile olup, evsâf-ı melâʾik-ittisâf-ı Şâhâne'leri zîver-i sahâyif-i ʿâlem olmağa sezâ ve nizâm-ı mülke dâyir âsâr-ı hümâyûnları düstûru'l-ʿamel mülûk-i sütûde-sülük olmağa revâdır. [Ü3 4b] Eyyâm-ı şûriş [Ü1 217a] ü ihtilâl ve fikdân-ı hazâyin ü emvâlde bu mertebe tedârük ve tasarrufâta zafer-yâb olan Pâdişâh-ı ʿâlî-cenâb, ihtilâs-ı vakt-i âsâyiş ü ferâğda dâyire-i İslâmiyye'yi tesvîʿ ve menâr-ı şerîʿat-ı garrâyı terfîʿ ile sekene-i memâlikini âsûde-nişîn-i mazalle-i refâhiyyet ve aʿdây-ı dîn ü devleti bi'l-külliyye pây-mâl-i senâbikü'l-hayl-i hızy ü mezellet eyleyeceği iclây-ı bedîhiyyâtdandır. Cenâb-ı Vâcibü'l-vücûd eyyâm-ı ʿömr ü şevketlerin dâmen-i kıyâmete dek memdûd ve tınâb-ı sürâdikāt-ı devlet ü übehhetlerin evtâd-ı bekā vü hulûda meşdûd eyleye, âmîn!
Bin elli dokuz
Attribution
- Citation:
- "Bin elli dokuz", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_359.html
Item Details
- Title:
- Bin elli dokuz
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1213
- Source:
- Hüseyin Sarıkaya
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota