Himmet-kerden-i Pâdişâh-ı meʿâlî-penâh be-ʿamel-i bârût-ı siyah

Maʿlûm ola ki, Hakk sübhânehû ve Teʿâlâ [Ü2 39b] hazretleri tabâyiʿ-i hayvâniyyeyi halk u terkîb edüp, iktidâr u kuvveti mahlûkāt beyninde taksîm eyledikde, behâyim ü hayvânât kısmına insândan ziyâde kuvvet-i bedeniyye ve salâbet-i cismiyye verüp ve ʿan-asl hılkat-i hayvâniyyede birbirlerine cevr ü ʿudvân umûr-ı tabʿiyyeden olduğu içün hazret-i Hakîm-i mutlak celle şânuhû her cins hayvâna âhardan tevâsul eden zarar u ʿudvânı defʿ eyleyecek âlât-ı harb mesâbesinde bir uzv-ı mahsûs ihsân eyledi. Ve hayvânâta verilan kuvvet-i cismiyye ve cevârih-i bedeniyyeye bedel nevʿ-i insâna idrâk-ı ʿakliyye ve kuvvet-i fikriyye verüp, netîce-i feyz-i kemâliyye-i cenbeyn olan iki el ihsân eyledi. Zîrâ yedeyn kuvvet-i fikriyye ve sanâyiʿ-i ʿakliyye istihdâmıyla tahsîl-i gıdâ vü libâs ve meskende lâzım olan âlât ve mühimmâtı yapmağa ve hayvânâtda defʿ-i mazarrât içün halk olunan cevârih emsâli âlât ve esliha peydâ etmeğe kādirdir. Câlînûs, Kitâb-ı Menâfiʿ-i Aʿzâ'da tafsîl etdiği üzere meselâ hayvânâtda darb u menʿ içün mahlûk-ı kurûna bedel mızrâk ve harbe ve katʿ u cerh içün mahlûk-ı dendân-ı tîz [Ü1 38b] u nâhuna bedel, tîğ ve hançer ve bıçak envâʿını ve cülûd-ı câsiye ve zurûf-ı yâbiseye bedel tehaffuz içün zırh ve kalkān ve miğfer ve dahi bunlara benzer envâʿ-i sibâʿ cevârihine muʿâdil ve menâfiʿine mûsıl âlât-ı mütenevviʿa peydâ eylemek kābildir. Hattâ kudemây-ı müverrihîn, Yafes bin Nûh ʿaleyhi's-selâm'ın âlât-ı harbi cevârih-i hayvânâtdan istinbât u istihrâc eylediğini tahrîr etmişlerdir. Zemân-ı Yafes'den bârût-ı siyah [Ü2 40a] zuhûruna dek erbâb-ı necdet ü şecâʿat o makūle âlâtı ve refte refte îcâd olunan eslihayı istiʿmâl ile aʿdâlarının mazarratlarını defʿ edüp, miyânelerinde dilîr ü şecîʿ kimseler zuhûr edüp, hattâ şücʿân-ı ʿArab'dan bazıları cengde bin ere muʿâdil tutulduğu târîhlerde mastûrdur. Vaktâ ki felâsifeden biri sâl-i hicretin kırkıncı senesi İskenderiyye'de gühercilede olan hâsiyyet-i nâriyyeye kadh-i zinâddan ceste şerâre ile vâkıf oldu. Eczây-ı sâyire ile ihtilâtında kuvvet mülâhaza edüp, mücânisi olan fahm ve kükürd eczâlarını mezc ve îkād eyledikde, ân-ı gayr-i münkasemde cevv-i semâya suʿûdunu müşâhede edüp, üslûb-i âhar ile fiʿlini ve mukābilinde bulunan heykele te'sîr ve tecâvüzünü tahkīk içün hâk u âb ile âmîhte mahrûtiyyü'ş-şekl bir zarf yapup, eczây-ı mezkûreyi cevfine imlâ ve âteş eyledikde, fiʿlini icrâ ve cevfini ihlâ eyledi. Lâkin zarf-ı mezkûr tefettüt kabûl eder eczây-ı türâbiyyeden olup, şiddet-i baruta tâb-âver olmayacağını bi't-tecribe teferrüs ile ahşâbdan masnûʿ zurûfda tecribe vü imtihân edüp, sevret-i nâr ile müstaʿidd-i ihtirâk olan ahşabın mahzûrunu dahi tahkīk ve piştov şeklinde bir kıtʿa âhen-i hâmî tecvîf ve terkīk edüp, imlâ ve remy [Ü1 39a] eyledikde, garaza vusûl ile gāyet kemâlât-ı sınâʿiyyesi husûl bulup, fi'l-hâl Kostantıniyye'ye gelüp, hemcinsi olan şeyâtîn-i inse barutu taʿlîm ve giderek telâhuk-ı efkâr ile hafif ve rahv-ı maʿdenden ve meʿâdin-i musammate ve sulbeden mürekkeb tüfeng ve top ve hâven [Ü2 40b] misillü zurûf-ı câfiyyeyi îcâd ve tersîm eylediklerinden başka, meʿâdin-i sebʿanın ehassı olan üsrübden dâne-i tüfeng ve mermer ve âhenden gülle ve eczây-ı meşhûreden masnûʿ humbara ve sâyir hark ve cerha sebeb âlât-ı nâriyye ihtirâʿıyla âteş-efşânlık ve bu sanʿata henûz zafer bulmayan devletlere perîşânlık îrâsına ve nüfûs-ı beşeriyyede merkûz cevher-i merdânegî ve şecâʿatin ednâ sebeb ile izmihlâline ʿillet oldular. Zîrâ Efrenc tâyifesinde bi't-tabʿ âsâr-ı şecâʿat maʿdûm olup, sebât ü cesâret-i garîziyyeleri maʿlûm olan ehl-i İslâm ile mukābeleten mukāvemetleri mümkin olmadığından, müddet-i medîdeden berü bilâ-tekarrüb bir nevʿ galebe esbâbını fikr ü tehayyül ederler iken, feylesof-i dâllin tesâdüf vechiyle ihtirâʿ eylediği baruta müteferriʿ olan suver-i sınâʿiyye teʿayyün edüp, mekân-ı baʿîdden fiʿl-i ʿâcil ve savt-ı hâyil ile sevret-i şecâʿati zâyil eder oldular. Bu esbâb ile ʿamel-i barut her devletde müstefîz ve şâyiʿ olup, Devlet-i ʿaliyye'de dahi iʿmâline zarûret ilcâ edüp, Âsitâne ve Selânik ve Gelibolu'da mahsûs kâr-hâneler binâ ve üstâdlar peydâ kılınup, mesârıfât ve ʿummâl tertîbi ile gāyet-i sanʿata vusûl müyesser olmadıysa dahi, defʿ-i sâyil hâletleri hâsıl olmuşidi. Ancak temâdî-yi vakt-i hazar ve vukūʿ-ı fâsıla-i sefer takrîbi ile bu tertîbe bile halel ʿârız olup, şöyle ki, kâr-hânelerin idâresiyçün tertîb olunan emvâl [Ü1 39b] müteʿazzirü'l-husûl olan mahallerden havâle olunduğundan gayri, teʿayyüşe medâr olmak içün her sâl zaʿîfü'l-hâl birer âdeme [Ü2 [41a] ber-vech-i mansıb tevcîh olunup, vaktiyle tertîbâta dest-res olamadıklarından ve bir sene geçinmek fikrinde olduklarından ber-vefk-ı meʾmûl garaza vusûl mümkin olmayup, redâʾeti zâhir bir mikdâr barut husûle gelüp, ol dahi hîn-i istiʿmâlde nısf menzile resîde olmaz idi. Hattâ bu hâle nazar ile zemân-ı karîbde vukūʿ bulan esfâr takrîbi ile düvel-i sâyireden girân-behâ ile barut iştirâ olunup, mess-i hâcet ve iktizây-ı zarûretle Devlet-i ʿaliyye mesârıf-ı kesîreye mübtelâ ve ashâb-ı ihtikâr cevdet-i sanʿat ile mâlik-i mâl-ı bî-intihâ oldu. Binâ-berîn Şehriyâr-ı İskender-temkîn dâme fî hıfzı'l-Meliki'l-Muʿîn hazretleri aʿzam-ı esbâb-ı nizâl ü tırâd ve elzem-i mehâmm-ı gazv ü cihâd olan bârût-ı siyahın Devlet-i ʿaliyye'lerinde redāʾet üzere iʿmâl olunmasını revâ görmeyüp, keyfiyyet ü kemmiyyeti Felemenk ve İngiliz barutuna muʿâdil olmak üzere lâzım gelan esbâb-ı külliyyenin istihsâliyçün hatt-ı katʿiyyü'l-müfâd-ı Husrevâne'leri şeref-rîz-i sudûr oldukda, erkân-ı devlet cemʿiyyet ü meşveret edüp, bu bâbda müstemirrü'z-zuhûr olan rehâvet ve kusûr sebeblerini defʿ eylediklerinden gayri, fîmâ-baʿd barut-hânelere sanʿatlarında hazâkatları maʿlûm üstâdlar celb ve takdîm olunup, mesârıfatı nakden teslîm ve eʿâzim-i ricâl-i Devlet-i ʿaliyye'den sâdık ve müstakīm bir zât Nâzır nasb olunup, masrafına medâr olmak içün ondalık nâmında meʿâş tertîb ü tanzîm ve bu sûretle müceddeden iʿmâl olununan barutun gāyet-i sınâʿiyyesi tecribe olunup, İngiliz ve Felemenk barutuna müşâkelet husûlünde senede beşer bin kantâr iʿmâl olunması [Ü2 41b] şurûtuyla [Ü1 40a] Devlet-i ʿaliyye'de Tevkīʿî olan ʿAli Râyik Efendi Nâzır-ı müstakill olmuşidi. Bidâyet-i emr cihetiyle eştât-ı meʾmûriyyetini kuvve-i mütehayyilesi istîʿâb etmeyüp, karîhasına cümûd ve tabîʿatına vehn ü humûd ʿârız olduğu bir müddetden sonra mahsûs u meşhûd olmağla, Nezâret'den maʿzûl ü mehcûr ve Rûznâmçe-i Evvel bulunan Şerîf Mehmed Efendi, bu hatb-ı cesîme şurût-ı mukarreresiyle meʾmûr olup, fi'l-hâl ʿamel-i barutda mehâretleri mücerreb olanları isticlâb ile çarhına nizâm ve iki sene zarfında meʾmûriyyetine hitâm verüp, himmet-i kûh-efgen-i Şâhâne ile Felemenk ve İngiliz barutuna fâyik ve beyne'd-düvel iʿtinâya lâyık barut iʿmâli husûle geldikden gayri, İstanbul Barut-hânesi nazardan sukūt ile müşrif-i harâb ve ʿadem-i taʿmîr ile erkân-ı binâsı resîde-i hayyiz-i tezelzül ü inkılâb olmuşidi. Mahall-i mezkûr vech-i lâyıkı üzere taʿmîr olunup, müceddeden bir câmiʿ-i şerîf binâ ve baʿzı büyût izâfesiyle ihyâ ve Barut-hâne-i mezkûrede ʿan-asl iʿmâl olunan barut açıkda tecfîf olunup, bu cihetle âmîhte-i seng-rîze ve hâk ve baʿzan nüzûl-i emtâr ile nem-nâk olduğu hâlde zurûfa imlâ olunarak, cevher-i baruta fesâd tareyânı idrâk olunup, derhâl iʿmâl-i kuvve-i fikr ü hayâl ve maslahat-ı tecfîf içün âyîne-câmlar ile mesdûdü'l-cevânib bir sergi ihtirâʿ olunup, bu vesîle ile fesâd-ı mezkûr ferr ve nühüfte-i zevâl olduğundan başka, müceddeden bir çarh i'mâl ve Felemenk ve İngiliz barutlarında zâhir olan cilâ istihsâl olunduğu ve serhadlerde zemân-ı baʿîdden berü kesb-i rutûbet ile ʿamelden kalmış barutun ıslâhıyçün [Ü2 42a] dahi, zikr olunan İstanbul Barut-hânesi'nde bir mahall-i mahsûs binâ olunup, mübâşeret-i kâr-şinâsân ile o makūle [Ü1 40b] kil ve hâke müşâbih barutun güherçilesi alınmak sanʿatı teʿallüm ile fiʿle çıkup, hattâ Eğriboz Kalʿası'nda tahte'l-arz küffârdan kalmış altı yüz kantâr barut bulunup, tekādüm-i zemân ile eczây-ı türâbiyye şekline girmiş iken, baʿde'n-nakl iki yüz kantâr güherçilesi ihrâc olunduğu tecribe olunup, mesârıf ve nakliyyesi sâyir mahallerden isticlâb olunan güherçile mesârıfının rubʿu mikdâriyle husûl-yâb olması ve bu cihetlerle barut mâddesine olan himmet ve iʿlâ'-i kelimetullâh irâdesiyle sâyir mühimmât-ı cihâdiyyeye saʿy ü gayret zât-ı mekârim-âyât-ı Husrevâne'ye muhtass mevhibe-i cenâb-ı Bârî ve ʿatıyye-i hazret-i Kird-gârî olduğunda iştibâh yokdur. Barut-hâne itmâmında rûh-ı ʿâlem ve sebeb-i bekāy-ı nevʿ-i benî âdem olan Pâdişâh-ı İskender-haşem, tahrîk-i kadem-i saʿâdet-tev'em ile mahall-i mezkûru hem-sâye-i Bâğ-ı İrem buyurup, ehl-i İslâm'dan olan ʿummâl u sunnâʿı ʿatâyâ vü inʿâmât ile hurrem ü dil-şâd ve reʿâyâdan olanları muʿâfiyet-i cizye ile ber-murâd eyledi. Ve hayvânât ile idâre olunan çarhda mehzûl ü semîn vücudundan ʿâle't-tesâvî meşy ü hareket mümkin olmayup, şiddet-i âb ile idârede tesâvî ve tefâzul-i mahsûs olduğundan, Küçük-çekmece kurbünde “Âzâdlu” nâm karyede âsiyâb idaresine vâfî mâ'-ı cârî bulunup, İstanbul Barut-hânesi gibi mahall-i merkūmda bir Barut-hâne îcâd ve çarhları idâre içün bir havz-ı kebîr bünyâd olunup, bu iki Barut-hâne'den senevî zâ'id ez-me'mûl aʿlâ barut husûl bulduğu ittifâk-kerde-i erbâb-ı ʿukūldur.
Attribution
Citation:
"Himmet-kerden-i Pâdişâh-ı meʿâlî-penâh be-ʿamel-i bârût-ı siyah", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1794_100.html
Item Details
Title:
Himmet-kerden-i Pâdişâh-ı meʿâlî-penâh be-ʿamel-i bârût-ı siyah
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1210
Source:
Hüseyin Sarıkaya
Format:
text/plain
Language:
ota