[208a] Avrupa devletlerinden bir devlete İkāmet Elçisi taʻyîn olundukda o makūle elçiye varacağı devletin re's-i hudûdundan gerisi memleketine varınca yollarda ve kezâlik müddet-i ikāmet ü ‘avdetinde taʻyînât i‘tâsı düvel-i mesfûrenin
muʻtâdları olmayup, bu ‘âdet fekat Devlet-i ‘aliyye'de cârî ve hakīkat-i hâle nazar olunsa yollarda ve Âsitâne-i saʻâdet'de altışar ve sekizer ay taʻyînât i‘tâsı mücerred iltifât kabîlinden ve Devlet-i ‘aliyye'ye münhasır in‘âmât-ı zâyideden iken, giderek elçiler bu mâddeyi hukūk-ı sâbite makāmına tenzîl edüp, noksân verilse ve yâhûd imhâl olunsa, envâ‘-ı tesadîʻât ile me'mûrları ta‘cîz ederler idi. Tatyîb-i kulûb zımnında vukūʻ bulan ‘inâyetin kadri bilinmeyüp, hattâ bundan akdem ihtilâl-i deryâ hasebiyle Felemenk Elçisi bahran gidemeyüp, berren azîmete âmâde olduğunu ifâde ve yol taʻyînâtını irâde eyledikde, inʻidâm-ı emsâl cevâbına ibtidâr olunduğu ânda sâyir düvel elçilerini makîs edüp, talebde ısrâr ve sûret-i teʻannüd izhâr edüp, istidʻâ züllünü ihtiyâr etmişiken, ‘adem-i müsâʻade muhâlif-şiyem-i Devlet-i ebed-karâr olduğuna binâ’en, eğerçi taʻyînât verilmişidi. Ancak düvel-i sâyirede cârî olmayan ‘âdetin Devlet-i ‘aliyye'de icrâsı ve fi'l-asl iltifât nev‘inden iken, hukūk hükmüne idhâl eyledikleri mâddenin ibkâsı beyne'd-düvel Devlet-i ‘aliyye'nin gafletine haml olunacağı bedîhî olmağla, bu seyyi’enin hekîmâne tedbîr ile defʻi nigeh-bân-ı havza-i devlet ü dîn ve hâris-i nâmûs-ı Saltanat-ı ebed-karîn olan Pâdişâh-ı Felâtûn-temkîn hazretlerinin cây-gîr-i zamîr-i münîrleri idi. Hattâ bundan akdem Devlet-i ‘aliyye tarafından sefâretle İngiltere'ye gönderilan Yûsuf Âgâh Efendi'ye İngilterelü taʻyîn teklîf etdiği hâlde kabul etmamesi husûsu hîn-i ‘azîmetinde telkīn olunmak irâdesi lede'l-iktizâ: "Devlet-i ‘aliyye Elçisi'ne dahi taʻyînât verilmedi" denilmek mülâhazasına mebnî idi. [208b] Bu esnâda Âsitâne'de mukīm olan İngiliz Elçisi, Re'îsülküttâb Efendi tarafına tercemânını irsâl ve bahran Okyanus-ı sefîd'de zuhûr eden ihtilâl hasebiyle kendüye halef olmak üzere vürûd edecek İngiliz Elçisi berren iyâb üzere olduğunu inhâ ile emsâline kıyâsen mersûma dahi yollarda ta'yînât verilmesi içün bast-ı makāl eyledikde Re’îsülküttâb Efendi kuyûdâta mürâcaʻat olundukda, İngiliz elçileri ‘an-asl bahran Âsitâne-i saʻâdet'e tevârüd eylediklerinden, taʻyînât-ı beriyye kaydı bulunmadığını tasrîh ve tercemân-ı mesfûr mukaddemâ berren ‘âzim olan Felemenk Elçisi'ni misâl ittihâzıyla te'yîd-i müddeʻâya başlayup, mu'âmele-i sâbıkadan elçilerinin hırmanı mûceb-i renciş-i hâtır olacağını telmîh edüp, Efendi-yi müşârun ileyh dahi fî-mâ-bʻâd ikāmet elçilerine muvâzene kā‘idesi üzere taʻyînât verilmeyeceğini işrâb ve Felemenk Elçisi'nin bundan akdem yol taʻyînâtı
talebinde vukūʻ bulan vaz‘-ı nâ-hemvârı ve ısrâr sûretinde zuhûr eden küstâhâne etvârı zikr olunan 'âdetin ilgāsını îcâb ve fi'l-asl Âsitâne'de mukīm olan elçiler tebrîk-i Sadâret'e, mevâsim-i ‘iyâdda tehniyeye geldiklerinde, Bâb-ı ʻâlî'ye kumaş ve çuka hediyeleri takdîm olunur idi. Müteveffâ ‘İzzet Mehmed Paşa'nın Sadâret Avlusu'nda elçiler istîzân-ı tebrîk eylediklerinde, mevsîm-i mezkûrda Sadâret ve Kāyim-makāmlık cihetleriyle tebeddülât teʻâkub ettiğinden, "Elçiler hediyye getürmesünler, ‘afv ederiz" demişler idi. Bu muʻâmele-i dostâneden elçiler rû-tâb-ı infiʻâl olup, şöyle ki "Hediyyeyi bizler mecbûren mi verir idik? ‘Afv ettik, ne demektir? Fî-mâ-baʻd vermeyüz?" deyü yeksâk-ı vifâk olmalarıyla, o vakitten bu vakte gelince zikr olunan resmi terk ü mugādere eyledikleri taʻyînât mâddesine misâl olacağını ve devletlerin birinde ‘âdet olmayan husûs âhar devletde terk olunmak kā‘ide-i muvâzeneye mutâbık olduğu müsellem olduğundan başka, el-hâletü hâzihî devletimizin İngiltere'de olan elçisine taʻyîn verilmediği delîl ittihâzına kâfidir. Kaldı ki, [209a] bundan murâd kasd-ı menfa'at olmayup, ancak Devlet-i ‘aliyye'yi sûret-i mecbûriyetden vâreste etmekdir. Refʻ olunan taʻyînât mukābili vech-i âhar ile elçilere iltifât-ı şan-ı Devlet-i 'aliyye'dendir, haberleriyle tercemân-ı mesfûr ircâʻ ve elçisine varup, bu tafsîlâtı ismâ‘ eyledikde, 'ahd ü şarttan hâric teklîf ‘anîf olduğundan, da‘vâya salâhiyyeti olmayup "Fe-bühitellezî kefera" medlûlü üzere mühr-zen-i leb-i sükût ve lecâc u muʻârazaya tâb-âver olamayup, mebhût oldu. Bilâhare îrâd olunan kelimât fî-nefsi'l-emr vârid olup: ""Umûmen elçilere taʻyînât verilmeyecek ise mübâhase 'abesdir. Şu kadar var ki, bu mâdde tekâsülüme haml ile hedef-i sihâm-ı mülâm olacağım zâhirdir" kelâmıyla tercemânını tisyâr ve katʻ-ı taʻyînât, devletlerine mahsûs olmayup 'ale'l-'umûm olduğundan, dâʻiye-i levm ü tekâsül ber-taraf olduğu tekrâr Re'îsülküttâb Efendi tarafından işʻâr olunup, fî-mâ-bʻâd tecdîd-i iddi‘â eyledikleri hâlde kavl-i evvelde metânet ü sebât izhârı tasmîm ü ızmâr ve ‘avâkıb-ı musâlaha ve sâyir vukūʻât hasebiyle
tevârüd eden resm elçilerinden mâʻadâ ikāmet içün vech-i ‘âdî üzere vürûd eden elçilere 'iyâb ve ikāmet ü zehâblarında taʻyînât verilmeyeceği istikrâr bulup, Baş-muhasebe'ye kayd olması için Defterdâr Efendi'ye hitâben emr-i şerîf ısdar olundu.
Ref'-i ta'yînât-ı elçiyân-ı düvel
Attribution
- Citation:
- "Ref'-i ta'yînât-ı elçiyân-ı düvel", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1789_352.html
Item Details
- Title:
- Ref'-i ta'yînât-ı elçiyân-ı düvel
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1208
- Source:
- Yavuz Bülbül
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota