Mahdûm-ı müşârun ileyh subbet sicâlu'r-rahmeti ‘aleyh Şeyhulislâm-ı be-nâm Es'ad Efendi merhûmun mahdum-ı necâbet lüzûmu olup, bin yüz otuz altı târîhinde gehvâre-zîb-i şühûd ve ârâyiş-dehende-i kımât-ı vücûd olup, temyîz-i sevâd ü beyâz ve tahkīk-i cevâhir ü aʻrâz eyledikde, tahsil-i kemâlât u maʻârife meşgul ve ‘asrında bulunan ‘ulemâ-yı aʻlâmdan ahz-ı maʻkūl u menkûl edüp, elli bir târîhinde kıtâr-ı fezâyil disâr-ı müderrisîn-i kirâma dâhil ve devr-i medâris ü bıkāʻ eyleyerek altmış yedi târîhinde Diyarbekir Mevleviyeti'ne nâyil ve yetmiş târîhinde Kuds-i şerîf pâyesiyle manzûme-i ikbâli müstezâd ve yetmiş dörtde Burusa kazâsıyla ber-murâd ve o hâlde Mekke-i mükerreme pâyesi ve seksan târîhinde İstanbul Kadılığı ve seksan beşde Anadolu ve seksan dokuzda Rumeli Sadâreti'yle icrâ-yı ahkâm ve doksan ikide şeref-i tekerrür ile makzıyyü'l-merâm olup, çok geçmeden müntehâ-yı merâtib-i 'ilmiyye olan câh-ı vâlâ-yı Fetvâ zât-ı bergüzîde sıfatlarıyla kesb-i behcet ü behâ ve dört seneye karîb kemâl-i ‘iffet ü nezâhetle lâzıme-i Meşîhat-ı İslâmiyye'yi icrâ ve
baʻde'l-infisâl kûşe-güzîn-i inzivâ olmuşidi. İki yüz üç senesi Zilka‘de'sinde egerçi mükerren Şeyhulislâm ve Müfti'l-enâm olup, ancak ‘illet-i mizâc ve zaʻîf-1 pîrî hasebiyle idâre-i hutab-ı cesîm-i Meşîhat'da kusûr-ı zarûrîleri zuhûr eyleyeceği melhûz olduğundan, [54b] altmış günden sonra makām-ı Fetvâ'dan tenzîl ve hânesinde ikāmet ile tebcîl ve târîh-i mezkûrda "Heyhâte mâ fin'n-nâs min-halidi" deyerek târif ü tâlid, ve dâğ-zen-i kulûb-ı ekârib ü ebâʻid oldu. Müşârun ileyh 'afîf ü perhîzkâr, mütesallib ü dîndâr, gayret-keş-i dîn ü devlet, hâris-i kavânîn u rüsûm-ı tarîkat olup, reşâşe-i bırtîl ü rüşâdan dâmen-i ‘ismeti pâk ve müncih ü hevâyic-i nâs olan ibrîz-i hâlis-i nazar-ı iʻtibârında kemter-ez-hâk idi. Ancak ber-muktezâ-yı vekār u enefe her şahsa tahrîk-i şefe etmeyüp, kavl ü fiʻli ihtisâr üzere olduğunu baʻzı kimesne işʻâr ve bu dahi baʻzı nâ-ehl ü istihkākın dil-bend-i ümmîd oldukları mekāsıd-ı gayr-i lâyıkın tehallüfünden neş'et eylediği bedîdârdır. Merhûmun elsine-i selâsede olan nazm u nesiri sencîde-i mîzân-ı iʻtibâr ve makbûl-ı tıbâ‘-ı sühan-şinâsân-ı rüzgâr olup, bu kıt'a zâde-tab-i şerîfleridir. Nazm: Hak ‘alîm-est ne-dânî be-hakīkat-i ahkâm, Çûn be-tahkīk der-eflâk mukavvim bâşî, 'Alimü'l-gayb-i Hudâvend hakîm-est hemân, Sohenet kizb bûd kerr-i tû müneccim bâşî.
Târîh-i velâdet-i hazret-i Şehriyârî; Ziyâde bir güzel musarraʻla ben de söyledim târîh, Cihân, Sultân Selîm'in mahdemincen tâze cân buldu.
Müşârun ileyhin işʻâr-ı âb-dârındandır; Etdim güzellikler içre ‘alâka efendime, Sad-âferîn-i tabîʻat-ı dilber-pesendîme,
Taraf-ı kâkülün ol meh görüp demiş,
Kıldım rubûde mihre varınca kemendime,
İlbâs edüp güzellere tercîh hil‘atın,
Buldum bunca câme hele şeh-levendime,
Ve lehû Ya Rabb! Bu incizâb nedir hüsn-i sûrete,
Bildir bunun hakīkatin ehl-i muhabbete,
Velehû çıkmaz sahrâ-veşe der-i devlet-serâyına,
Tâ-âftâb düşmiyecek hâk-i pâyine,
Velehû o çeşm ü leb ki ‘aceb nass-ı hüsn ü behcetdir,
Biri işâret olursa berî.
Terceme
Attribution
- Citation:
- "Terceme", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1789_090.html
Item Details
- Title:
- Terceme
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1204
- Source:
- Yavuz Bülbül
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota