Mûmâ ileyh Bolu Sancağı'nda Vîrânşehir kazâsında vâkiʻ Ömerli nâm karyede sâkin, Kastamonu Mütesellimi dimekle maʻrûf es-Seyyid Yahyâ Ağa'nın sulbünden bin yüz kırk yedi târîhinde tevellüd ve hacr-ı terbiye-i pederde derece-i fark u temyîze tesâʻud eyledikde Nazm: Tefennen ve huz min külli ilmin fe-innemâ Yefûku'mri'ün fî külli fennin lehû ilmün me'âlini semîr-i zamîr-i fetânet-tahmîr ve ol havâlîde kâ'in baʻzı kavâbilden tahsîl-i ʻilm-i yesîr eylediği hînde, semt-i şiʻr ü inşâya ʻatf-ı ʻinân ve unfuvân-ı şebâbında cevdet-i karîha ve selîka-i sabîha ile müşârun ileyh bi'l-benân olup, tahmînen sinni ʻakd-ı ʻişrîne müntehî oldukda, Hekîm-zâde ʻAli Paşa merhûmun Trabzon'dan li-ecli's-Sadâre Âsitâne'ye teveccühünü istimâʻ ve kethüdâsı Velîyyüddîn Efendi'nin terbiye-i erbâb-ı istiʻdâd-ı muʻtâdı olduğunu ihsâs ile dâ'men-gûşe-i semâhatına medd-i bâʻ ve bir kasîde-i tannâne ile isbât-ı vücûd ve cezâlet-i şiʻirine nazaran nâsıye-i ahvâlinde eşiʻa-i liyâkat ve istibhâl-i mütele'âlî ve giderek bi't-terbiye kadr-i şiʻri ʻalî olacağı, sübût-yâfte-i teʻayyün u şühûd olmağla, Velîyyüddîn Efendi'nin iltifât ü nevâzişine mazhar-ı vasla ve ʻatıyyesine neyl ü vüsûl ile mâhiyyeti kem-ter iken ber-ter oldu. Kıt'a li-muharririhî: Kenâr yerde yazıkdır kemâl-i erbâbı, Dürr-i semîne mahalli genc-i şâygân-ı sezâ, Felekde seyr ü temekkün hilâli bedr eyler,
Bulur güşayişi gülşende gonçe-i raʻnâ. mefhûmu sâhib-i tercemenin kurt-ı binâ-gûş-i izʻânı kılınarak, bi'l-maʻiyye Asitâne-i saʻâdet'e 'azîmeti tergīb olundukda, Nazm: Teğarrab ani'l-evtâni fì talebi'l-ulâ, Ve sâfir fe-fi'l-esfâri hamsü fevaidin, Teferrücü hemmin ve'ktisâbü maîşetin, Ve ilmün ve âdâbün ve suhbetü mâcidin. mezâyâsını derhâl pîş-nihâd-ı şu'ur ve lebbeyk-zen-i [36a] icâbet olarak izhâr-ı beşâşet ü sürûr edüp, akrıbâ vü taʻallukâtıyla vedâʻu ‘alâyık ve revâbıt-ı vatan-ı aslîden inkıtâʻ ve neşîde-i; Ehl-i dil ârâm eder her kanda kim rağbetlenür, Gâh olur gurbet vatan, gâhî vatan gurbetlenür. Pâk-tıynet gûşe-i gurbetde hâr olsun mu hiç? Gevher-âğûş-ı sedefden devr olur kıymetlenür. terâneleriyle dem-sâz-ı bezm-i hicret ve Âsitâne-i saʻâdet tarafına hudî-hân-ı ‘azîmet olup, mukaddemâ dâyire-i mezkûreye ittisâl eden Kânî'ye refîk ve beyt-i garra-i; Ecâratünâ innâ garîbâni he-hünâ, Küllü garîbin li'l-garîbi nesîbün. me'âliyle kat'-i mesâfât-ı tarîk eyleyerek, müfredât-ı dünyaya sûret-i muhasebe-i icmâl olan Asitâne-i saʻâdet'e ilkā-yı ‘asâ-yı vüsûl ve dâyire-i mezkûrede bir zemân refâhiyyet-i hâl ile gül-i sad-berg-i ümmîdi vâreste-i âfet-zübûl olmuşiken; Felek bâ-merdom-i mümtâz hasmî bîşter dâred,
Kemân evvel koned âvâre rûy-i tîr tîr-keş-râ. mazmûnu üzere mahdûmu olan zâtın mesned-i Kethudâyî'den ‘azl ü igtirâbı hasebiyle müşârun ileyh giriftâr-ı çâr-mevce-i iztirâb ve müstağrak deryâ-yı endûh u ikti’âb olup, [Mısra]: Ve eyyü na'îmin lâ yükeddiruhü'd-dehrü. mefhûmuyla dâg-zen-i sîne-i hasret ve muntazır-ı ‘inâyet-i ehâdiyyet iken, [Mısra]: Ve mâ hiye illâ ğamretün sümme tencelî. me'âli çok geçmeden sıfat-ı kâşife-i hâli olup, baʻzı maʻârif-şinâsân-ı ‘asr terbiyeleriyle Hâmid Hamza Efendi'ye intisâb u intimâ ve nevbet-zen-i dîvân-ı meserret-i bî-intihâ olup, o esnâda Kethudâ Kâtibi hulefâsına ilhâk ile muntazır-ı eşfâk ve rağbet-i kadir-şinâsân-ı âfâk ile manzûme-i ahvâli yevmen-fe-yevmen müstezâd ve ber-vefk-ı [Mısra]: İltifât âyînedir sûret-i isti‘dâda. [36b] şi'r ü inşâsı dahi rûz-be-rûz metânet ü rezânet kesbiyle reşk-efzâ-yı kulûb-ı hussâd olup, giderek ehl-i 'ilm beyninde şöhreti kenâr-ı ‘ulâ-yı ‘ilm ve merâtib-i Devlet-i 'aliyye'ye istihkākı mübeyyen ü müsellem olduğuna binâ'en, kalem-i mezkûrda Başhalîfelik ile ser-i iftihârı muvâzî-i fark-ı firakdân ve yetmiş sekiz Şevvâl'inde dâhil-i silsiletü'z-zeheb-i hâcegân olup, seksan üçde Kethudâ Kitâbeti'yle kâm-revâ ve seksan beşde Dîvân-ı Hümâyûn Beylikçiliği ile menşûr-ı kadri şâyeste-i tuğrâ-yı iʻtilâ olup, Şumnu vakʻasında Ordu-yi hümâyûn Edirne'ye teveccüh eyleyecek tasavvuruyla Edirne tarafına şitâb ve ordunun Şumnu'da istikrârı hasebiyle mûmâ ileyh
hedef-i sehmü'l-gayb-ı deniş ü 'itâb olup, Samakov kasabasına nefy ü iclâ ve ‘azîmete mühayyâ iken mir’ât-ı hâlinde merhamet-i Şâhâne rû-nümâ ve kayd-ı nefy ü gurbetden reh-yâb-ı selâmet ve Ordu-yi hümâyûn ile vâsıl-ı Âsitâne-i saʻâdet oldukdan sonra, seksan sekizde yine hıdmet-i mezkûreye vâsıl ve bu def‘a dahi yedi sene mikdârı serâyir-i Devlet ve hıdemât-ı Dîvân-ı bülend-menzilet ile vakʻ u ‘izzete nâyil olup, doksan beş târîhinde nihâyet merâtib-i küttâb ve matmah-ı enzâr ve ulü'l-elbâb olan hidmet-i meni‘a-ı Riyâset ile tarîkini ikmâl ve doksan yedide Sadâret-i ‘uzmâ Kethudâlığı'yla ihrâz-ı dest-mâye-i ikbâl ve bir müddet hıdmet-i mezkûre ile iştigālden sonra giriftâr-ı merâret-i ‘azl ü infisâl olup, Nazm: Lezimtü beytî ke-luzûmi'l-binâ'i Fî'l-fi'li ve'l-harfi ‘ale'l-asli. mâ-sadakıyla ‘âmil [Mısra]: Ve hayru celîsin fî'z-zemâni kitâbun. diyerek leyl ü nehâr sîne-kûb-ı tehassür olduğu maksad-ı zamîrine nâyil olup, doksan dokuz tevcîhâtında Nazm: [37a] Ne kadar eylese de sû-yı hilâfa cereyân, Yine mecrâ-yı kadîmin bulur âb-ı ihsân. mü'eddâsınca Çavuş-başılık hıdmetiyle Bâb-ı âlî'ye takrîb ve bir müddet-i kalîle zarfında Nazm: Uziltü ve lem ezneb ve lem ekü câhilen Ve hâzâ li-insâfiʼş-şerîfi hilâfun,
Huziftü ve gayrî müsbetün fî mekânihi,
Ke-ennenî nûnü'l-cemʻi hîne yudâfü.
mefhûmuyla nâtıkâ-cünbân-ı şikâyet ve zîr-perde-i mekâyid-i hussâddan ne makūle nakş-ı nîreng-i gadr u ‘udvân nümâyân olur endîşeleriyle dest-zen-i efsûs u hayret iken derhâl Tersâne Emâneti tevcîhi ile mıkzâf-ı cünbân-ı zevrakçe-i küdûret ve iki yüz târîhinde zuhûr-ı tebâşîr-i 'inâyet ile tekrâr Riyâset-i küttâb hıdmeti, muhavvel-i zimmet himmeti kılınup, iki yüz bir senesinde tekrâr Sadâret-i ‘uzmâ Kethudâlığı'yla binâ-yı ikbâli teşyîd ve bir müddet mürûrunda mukaddemât-ı sefer zuhûrunu hiss ü teferrüs ile fikdân-ı esbâb-ı âʻzârını temhîd ber-fehvâ-yı [Mısra]: Esbâba rabt olundu şu’ûn-ı mükevvenât. ekalli iki sene mukaddem tehiyye-i levâzım-ı gazve ü cihâd kazıyyesini takyîd eylediği hilâf-ı meşârib-i kâr-fermâyân-ı vakt olduğuna binâʼen, hıdmet-i mezkûreden tebʻîd ve kemâl-i hüzn ü endûh ile Nazm:
Men kâne yerğabü fî hayati fu'âdihî,
Ve safâ'ihi fe'l-yenâ “an hâzâ'l-verâ,
Fe'l-mârû yasfüvâni ne'â fe'izâ ednâ,
Minhüm teğayyera levnühû ve tükeddirâ.
usûlünü nağme-serâyân-ı mahâfil-i ‘irfâna takdîm ve delâlet-i ‘akl ü tecâribiyle evzâ‘-ı şütür-gürbe-i rûzgârdan istinbât eylediği ahkâmı yek-be-yek şümârende-i benân tefhîm etmişidi. Sefere ‘azîmet tehakkukunda, "Vâkıf-ı serâyir-i düvel ü râzdân kâffe-i mileldir" deyü istishâb olunmasını hayr-hâhân-ı Devlet [37b] sevk ü inbâ ve o hilâlde Nişancılık menşûru yed-i emânetine i‘tâ ve iki yüz iki târîhinde tekrâr Riyâset-i küttâb
hil'ati dûş-i istikāmetine iksâ olunup, iki yüz dört senesi vakıʻa-i faciʻasında nehr-i Buza'yı mürür eder iken râkib olduğu esb-i şûm lagzîde-pâ-yi sükūt olup, etrâfdan zuhûr eden sa'y-i evfer muvâfık-ı hükm-i kazâ vü kader olmayup, ber-muktezâ-yı ser-nüvișt-i ezel, zebûn-ı ser-pençe-i ecel olup, nehr-i mezbûrda garîk ve şehadet-i hakīkiyyeye neyl ile ebrâr-ı güzeştegâna refîk oldu. Nazm: Lâ tezunnû enne'l-menûne dehethû, Bel deʻathü ile'ş-şehâdeti hakkā, Hatabethü hûru'l-cinâni, Ve câ'et müsfirâtün fe-mâte fihinne ‘aşkā Müteveffâ-yı müşârun ileyh sadâkat-kâr-ı Devlet, sûfî-tabîʻat, kesret-i mütâlaʻa sebebiyle vâkıf-1 mezâyâ-yı fünûn-1 șettâ ve ‘ale'l-husûs ‘ilm-i Târîh'de sâhib-i yed-i tûlâ olup, sâyir ‘ulûmda dahi kadr-i müşterek dirâyeti ve şi'r ü inşâda mahâreti inkâr olunur mevâddan olmadığı ve ‘an-asl âlûde-meşreb ü lâubâlî ve el-yevm hamr u gadâ emr-i makāli, vird-ü'l-yevm-i lisan-ı hâli iken menhiyyât-ı umûrdan bi'l-külliyye dâmen-keş-i ferâğ u peşîmânî ve teheccüd ü nevâfile müdâvemet ve baʻzı erbâb-ı sülûka mukārenetle telakkī eylediği evrâd u ezkâra muvâzebetden nâşî pâ-nihâde-i süllem-i kemal-i insânî olup, ehl-i hâcâtın mekāsıd u metâliblerini redd 'indinde iktirâf-ı maʻâsîye mânend ‘addolunduğu hasebiyle, meclisinden şahs-ı vâhid âyis ü mahrûm çıkmayup, ekser evkâtda ancak mültemisât-ı nâs ile igtinâm-ı duʻâ ve ‘ale'l-husûs hânesi tekye-i fukarâ ve meʼvâ-yı ehl-i vecd ü fenâ olup, sırran hâllerine nazar ile teveccühât-ı kalbiyyelerine mazhar olduğundan gayri, şâyibe-i hıkd u hasedden 'ârî ve erbâb-ı maʻârifi istihdâm u [38a] takrîb-i hulâsa efkârı olup, kati çok ashâb-ı istiʻdâd u istihkākı sevk ü taʻrîf ile teʻayyünât-ı zâtiyyelerine sebeb ve niçe niçe zahm-hûrde-i hâdisât-ı ekvâna merhem-zen-i hâcet ü talep olup, ‘alak-ı nefîs-i zâtı kem-yâb u nâdir ve ‘akīle-i vücûd-ı fezâyil-endûdu müste’hil-i sitâyiş-i evâyil ü
evâhir bir merd-i sa‘îdü'l-me’âsir idi. Defterdâr-ı Şıkk-ı Evvel-i sâbık ‘Ali Râyik Efendi'nin fevtine inşâd eylediği târîhdir.
Hayf oldu nehr-i Buza'da Hayrî-yi dânâ da şehîd.
Mûmâ ileyhin dîvânından intihâb olunan ebyâttır.
Vahdete nisbet ile kesret-i eşyâ birdür,
Mevcler her ne kadar çoğ ise deryâ birdür,
Dîde-i ahvele vâhid müte‘addid görinür,
'Aks iden âyîne-i kevnde emmâ birdür,
Maʻnî-yi vahdet-i Hak kesretle sâbit olur,
Gerçi şâhid ikidür şer‘de, da‘vâ birdür.
Ve lehû, itmeğe cevrini ta‘dâd ile yarın tasrîh,
Verdi eşküm keff-i müjgâna bir incü tesbîh,
Hatt-ı rûyın nola eylerse sütürreyle tırâş,
Nüshayı nâvek-i gezlikle iderler tashîh.
Ve lehû, bir dil ki târ-ı perçem-i hûbâna bend olur,
Kem-kadr iken ser-âmed olur ser-bülend olur.
Her riştesi o turre-i ham-der-hamun gönül,
Şîrân-ı kûhsâr-ı cünûna kemend olur.
İş'âl ederse şem‘-i ruhun yâr Hayriyâ,
Nâr-ı ‘izâra merdüm-i çeşmüm sipend olur,
Ve lehû, çû bûse-i leb-i cânân resed me-râ ber-leb,
Ez-şevk ü zevk ve tarab-ı cân resed me-râ ber-leb.
Ve lehû, güller nükūd-ı feyzine olmazdı keff-güşâ,
Mülk-i çemende olmasa sâhib-sahâ sabâ,
Ebkâr-ı gonçenin ne aceb açdı yüzlerin,
Etmez mi andelîb-i çemenden hayâ sabâ,
Ve lehû, tâ-nebîned cilve-gâh-ı hüsn-i tû nâ-mahremân,
Ez-nefes kerdem nikāb-ı ‘anberîn âyîne-râ,
Der-dil-i ehl-i honer derd ü elem fıtrî bûd,
Çîn şeved ez-cevher-i hôd. ber-cebîn âyîne-râ.
Ve lehû, dil câna nakş-ı ebrû-yı yârı yazar bozar,
Şeh-beyt-i nazm-ı hüsn-i nigârı yazar bozar,
Ol şeh cerîde-i kereme lutf u unfile,
Bin kerre nâm-ı ‘âşık-ı zârı yazar bozar.
Terceme-i hâl-i es-Seyyid Mehmed Hayrî Efendi
Attribution
- Citation:
- "Terceme-i hâl-i es-Seyyid Mehmed Hayrî Efendi", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1789_060.html
Item Details
- Title:
- Terceme-i hâl-i es-Seyyid Mehmed Hayrî Efendi
- Creator:
- Ahmed Vâsıf Efendi
- Date Created:
- 1204
- Source:
- Yavuz Bülbül
- Format:
- text/plain
- Language:
- ota