Zikr-i hakîkat-i ma'den

Maʿlûm ola ki kütüb-i tevârîh fi'l-asl misâl-i hadâik-i envâʿ-ı ezhâr ve şakāik ile âlûde ve memlû ve tarh-ı dilkeş makāmında olan baʿzı suhuf-ı neşât-bahşinden câ-be-câ âsâr-ı garîbe ve sanâyiʿ-i acîbe makrû' ve metlûv olmak dağdağa-fersâ-yı se'âmet ü melâl ve küşâyiş-dih-i tıbâʿ-ı müsteşrifân-ı ahvâl olup lâ-cerem hakîkat-i maʿdenî bi'l-istidrâd zikr ü beyân bu fenn-i celîle tevaggul edenlere reh-âverd ve armağan olmağla der-akab kütüb-i hikemiyyeye hayt-ı şuʿâʿ-ı nazarı medd (228-a) ve her birinin kelâmını baʿde't-taʿab ve'l-kedd vecâzet-i elfâz ile hülâsa-i kabûl ve redd eyleyerek bir makāle-i bedîʿa inşâ ve belki ulemâ-ı Mukaddeme-i İbni Haldûn'a bir bahs-i cedîd imlâ ve ihdâ olundu. Erbâb-ı elbâba hafî ve müsterâb olmaya ki maʿâdin-i sebʿanın hakîkatleri vâhid ve min-ciheti'l-aʿrâz birbirlerine mütefâvit ve mütegāyir olduklarında uzemâ-yı hükemânın ekseri müttefik ve müttehid olmuşlardır. Fi'l-asıl rahm-i maʿden olan kaʿr-ı arzda heyûlâ-yı maʿdeniyyet sûret-i kemâliyyesi olan zehebiyyet kesb etmek üzere tevellüd edüp mizâcına göre dühûr-ı mütetâvilede neşv ü nemâ bulur tekevvün etdiği bıkāʿın iʿtidâl-i mizâc-ı maʿdenîden inhirâfına göre harâret ve bürûdet ve rutûbet ve yübûsetin ifrât ve tefrîti hasebiyle zehebiyyet rütbesinden nâkıs kalup kurşun ve kalay ve bakır ve demir ve cıva ve gümüş sûretinde tekevvün eder. Kütüb-i hikemiyyenin cümlesinde hattâ Şerh-i Mevâkıf ve Şerh-i Makāsıd'da tekevvün-i maʿâdin mebhasi mahallinde bu maʿnâyı mufassalan tahrîr ve beyân etmişlerdir. Maʿâdin ahvâline muttaliʿ olan meherenin ʿan-ʿilm rivâyetleri ve arzdan maʿâdin istihrâc eden üstâdların re'ye'l-ʿayn müşâhede etdikleri hâlete müteʿallik hikâyeleri dahi bu zümrenin kelâmını müeyyiddir. Tekvîn-i maʿdende olan tahkîk-i yakîni budur ki tekevvün-i zeheb Hatt-ı üstüvâya karîb olan berr-i Habeş'e ve ol nevâhîde olan arâzî-i rimâliyede ziyâdedir. Ol maʿdenden istihrâc olunan cevher tasviye-i gasl ü tathîr ile pâk olur, ana tibr derler Mağâribe ve Zenâta tâcirleri Fas meliki olan Mevlây İsmâʿîl diyârına ve diyâr-ı Mısriyyeye (228-b) götürüp beyʿ ederler, alanlar zevb edüp dârü'd-darbda sikkeler, bu maʿ- âdinin cevherinde gayri şey yoktur, kāl oldukda vâfir zeheb zuhûr eder, zîrâ madde-i ma'deniyyet olan buhârât-ı arziyyeye kemâl-i harâret müstevlî olup adem-i nazc-ı fecâcet ve melâhatdan pâk etdiği gibi edhine-i âkideyi dahi humûzat ve harâketden ta'mı tîz olan şey'i ve sebeb-i ihrâk ve ihtirâk olan dehânet-i kibrîtiyyeden ârî ve zâhir eder, pes madde-i heyûlâniyye aʿrâz-ı nâkısadan muʿarrâ ve ednâs-ı mevânî-i muʿavvikadan müberrâ cevf-i ma'dende müheyyâ olduğu gibi harâret-i garîziyye makāmında olan envâr-ı tābiha-i şemsiyye ile turaf-ı vâhibü's-suverden ekmel-i suver-i nev'iyye-i muntarikāt mâ-fîhî za'f ve rahvet olan sûret-i zehebiyyet tevellüd eder. Hind-i cedîd dedikleri Yeni Dünyâ ma'denlerinde kezâlik zehebiyyeti gālib böyle maʿâdin bulunduğu sukātdan mesmû'dur. Bu nev'e zâhir ve şedîdü'n-nazc ma'denlerde zuhûr eden cevherlerin bir vakiyyesinden yüz dirhem belki daha ziyâde zeheb-i hâlis hâsıl olur. Kusûru lâzıme-i tekvîn ve âlet-i inʿikād ve zarf ve hâfız menzelesindedir. Zücâc gibi ve lâciverdî resâs-ı muhterik gibi ma'den-i zâibin üzerine gelür. Zeheb-i hâlis nâr kuvvetiyle aşağı çöker, zîrâ nâr müşâbihâtı cem' ve muhtelifâtı tefrîk edicidir. Amma bu aktārdan münharif vâki' olan ma'denlerin cevheri derece-i i'tidâliyye-i harâretden tezâyüd ve tenâkus cihetiyle olan inhirâfına göre yâ adem-i nazc yâ şiddet-i ihtirâk sebebi ile gûnâ gûn tekevvün eder. Bürûdet-i mu'tedile müstevlî olsa fudda olur. Bürûdet ve yübûset-i müfrita ile kurşun olur. Kesret-i rutūbet-i (229-a) dehîneye ihtirâk-ı harâret müstevlî olsa nühâs olur. Ma'âdin-i sâire dahi bu makūle i'tidâle mugāyir avârız-ı tāriye sebebi ile türlü türlü sûrete girüp hadîd ve kalay ve cıva ve gayri maʿâdin sûretleri zuhûr eder. Kâtib Çelebi merhûm der ki: Erzurum gümüşhânesinde fakīr re'ye'l-ayn müşâhede etdim çıkan cevher-i hâlisin ibtidâ furunu ihrâkında cüz'-i türâbîsi kışr gibi ayrılup hacer-i zücâcı gibi zenberekde kalur. Cüz'-i muntarik zâiben aşağı ocağa iner. Ol mutarık-ı zâbı kāl âteşine korlar dühniyet-i âkıde-i fecce şem'-i ahmer gibi eriyüp kursa-i matbûhanın vechine çıkar, mürdâsenc dedikleri kurşun olur. Ma'den-i matbûh-ı hâlis aşağıda pâk kalur. Amma harâret-i ma'den kemâl-i i'tidâl üzere olmadığından bu kursa-i hâlisenin ekseri fuddadır. Ve akall-i kalîli zehebdir. Sonra tîzabda fuddayı hall ederler. Zeheb-i hâlis rüsûb eder, bu sûretde üç türlü ma'den bir cevher-i ma'denîde tekevvün etmiş olur. Nâr-ı kāhir bunları mizâclarına göre tafsîl etdi. Kemâl üzere nazc bulan cüz'î altun ve bir mikdâr hâm olan cüz'î fudda ve ziyâde hâm olan cüz'-i kesîri kurşun oldu. Yine ol havâlide ba'zı ma'denlerde gümüş ve kurşun olur, hâm olmağla altun bulunmaz. Baʿzı ma'denlerde sâfî kurşun olur, ziyâde hâm olmağla ne altun ve ne gümüş olur, i'tidâle karîb oldukca altunu ziyâde bulunur, ve dünyâda bir altun maʿdeni yokdur ki anda kurşun bulunmaya zîrâ kurşun nutfe-i sâbıka-i filiziyyenin zarfı ve mürebbisi ve maʿden-i bârizenin kışrı ve mümidd-i gıdâsı mesâbesindedir. Bakır ve hadîd ihtirâk-i (229-b) kibrîtiyyet ve yübûsetle muhteriklerdir, altun ve gümüş maʿdenlerinde bulunmazlar ve maʿân tekevvün etmezler. Baʿzı bakır maʿdeninde nedret üzere zeheb bulunduğu nâdiren rivâyet olunur. Ammâ Belinas Sırr-ı halîka nâm kitabında redd ve menʿ eder, zeheb tekevvün eden maʿdenin bakırı Kastamoni ve Giresun ve İspir maʿdenleri bakırı gibi kibrîti muhterika kerîhü'r-râyiha esved ve müsevvid bakır değildir. Belki ol bakır sevâd ve zencâriyet kabûl etmez. Ünnâbî bir bakırdır ve bu bakır hâlis altundan eşref ve aʿlâdır. Hâlis firengî altunu potada zevb etdikde sebîkesinin vechine bir al reng ünnâbiye müşâbih humret gelür ki zergerler ana kızlık taʿbîr ederler. Yaʿni henüz bu altuna bî-gâne maʿden karışmadı, bikrdir deyû kinâye ederler. Bu kırmızı renge lisân-ı hükemâda fırfır derler. Kaçan ki altun maʿdeni nühâs ile mümtezic bulunsa ol nühâs böyle nühâsdır. Anın ise vukūʿu katı nâdirdir. Bu tahrîr olunan tafsîlât maʿâdin-i sebʿanın hakīkatleri vâhid ve aʿrâzları mütefâvitdir, diyen tâifenin kelâmını musaddık ve re'ylerin mü'eyyiddir, ve bu zümrenin iʿtikādı budur ki zeheb ve fudda cevf-i maʿdende harâret-i tabîʿiyye ile tekevvün etdiği gibi sınaʿat-i hikemiyye ile dahi vücûda gelmek mümkindir derler. Esrâr-ı hikmete ve muhâkât-ı fiʿl-i tabîʿate müteʿallik müdâvât ve tedbîrât ile maʿden-i nâkısa ilâc olunmağla tekevvünde inhirâf-ı bıkāʿ ârızasıyla târî olan illeti zâil olup sûret-i kemâliyyesi olan zeheb ve fudda derecesine bâliğ olur derler. Ve mübdiʿ-i acâib-i mükevvenât ve sâniʿ-i garâib-i müvelledât olan cenâb-ı Rabbü'l-erbâb (230-a) hazretlerinin hikmet-i kâmilesi zeheb ve fudda olmağla müstaʿid madde-i tâhireyi ve anı tedbîr ve tekmîl edici madde-i gāileyi maʿâdin beyninde alâ-ekmeli'l-vücûh halk ve îcâd etmişdir. Ve fiʿl-i tabîʿîye muhâkât ile nâr-ı unsurîde tedbîr edüp zamân-ı kalîlde maʿden-i nâkısayı rütbe-i kemâle bâliğ etmek hikmetini dahi vahy ve ilhâm ile uzamâ-yı sâlifîne bildirmişdir. Maʿâdin-i mütenevviʿa istihrâcını tefhîm etdiği gibi bu hikem-i hafiyyeyi dahi havâss-ı ibâdına taʿlîm etmişdir. Cemîʿ hikem ve sanâyiʿin zübdesi ve hakāyık-ı ulûm u fünûnun güzîdesi bu ilm-i şerîf idüğünü iddiʿâ ederler ve rümûz ve elgāz-ı evâil ve işârât ve tılısmât ve kinâyât-ı efâzıl-ı cümle bu fenn-i celîl içün mevzûʿdur derler. Ve ebdân-ı hayvaniyede sınaʿat-i tıbbiyye ile gûnâ-gûn tasarrufât olunup ârız olan envâʿ-ı emrâzı izâle ve eşyâ-yı nebâtiyyede felâhat-nâme kāʿidesi üzere aşılama ve terbiyye ve sanâyiʿ-i garîbe ile eşyâ-yı acîbe peydâ etmek ve ezhâr ve eşcâr ve meyveleri hâlden hâle nakl ve ihâle nice mümkin ise ecsâd-ı ma'deniyyeden izâle-i araz ve nâkısı rütbe-i kemâle îsâl mümkindir derler. Ve dücâcenin harâret-i hazînesiyle beyzâdan dücâce peydâ olmak fi'l-i tabi'î iken diyâr-ı Mısriyyede furunlarda nâr-ı zibl harâretiyle dücâce peydâ etdikleri fi'l-i tabi'iyye müşâbih fi'l-i sınâ'î olduğu gibi ma'âdinde dahi fi'l-i tabi'î ile mütekevvin olan hacerin fi'l-i sınâ'î ile vücûda gelmek kābildir deyü vücûh-ı adîde ile istişhâd ederler. Evveliyyât kitâblarında yazıldığı üzere ibtidâ ahcâr ve etribeyi (230-b) yakub filizât-ı ma'deniyyeyi istihrâc etmek Cemşîd'in sanâyi'inden ola. Ba'zıları Efrîdun'a ve ba'zıları İdrîs Aleyhi's-selâm'a nisbet etmişlerdir. Amma hak budur ki maʿâdin-i sebʿanın vücûdu vücûd-ı arz ile mevcûd olup dâ'imâ neşvünemâdadır, ve arzdan istihrâcı dahi Ebü'l-beşer vaktinde olmak iktizâ eder ve ba'de't-Tûfân Yâfes bin Nuh maʿâdini istihrâc ve darb-ı sikke etdiği tevârîh-i kudemâda mastûrdur.
Attribution
Citation:
"Zikr-i hakîkat-i ma'den", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1782_246.html
Item Details
Title:
Zikr-i hakîkat-i ma'den
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1200
Source:
Mücteba İlgürel
Format:
text/plain
Language:
ota