Men‘-i zabt-ı emvâl-i yetâmâ

Erbâb-ı basâyire zâhirdir ki, hifz ve tesmîr kasdından hâric olarak emvâl-i eytâma tekarrüb nass-ı kātʻ ile menhî vü memnû ve o makūlelere bi-hasebi'l-irs intikāl eden ecnâs-ı eşyâya [209b] bi-gayr-i hakk dahl ü taʻarruz müstelzim-i gazab-ı Hakk olduğu emr-i maktû olup, Hulefâ-yı Râşidîn ve mülûk-ı nasafet-âyîn enârallâhü berâhînehüm hazerâtı muhafaza-i emvâl-i yetâmâ ve men‘-i zabt-i mîrâs-ı erâmil ü eyâmâ umûrunda ifrâğ-ı cehd ü takāt ve bulûğ-ı rüşde dek tetâvul-i eyâdî-yi nâsdan mâl-i yetîmi vikāyet edegeldikleri mesbût-ı vekâyi‘-nâme-i eslâf olup, hattâ ‘Ömer bin Hattab radıyallâhu Te‘âlâ ‘anh hazretlerinin zemân-ı hilâfetlerinde bir şahs-ı tebeh-kâr ü zenîm, ekl-i mâl-i yetîm edüp, menât-ı teklif olan idrâk-ı rüşd ‘akabinde yetîm-i mezbûr dârü'l-‘adl-i hazret-i Fârûkî'ye ref‘-i ruk‘a-i şikâyet ve istirdâd-ı mâl-i magsûb zımnında ferş-i vecne-i zarâʻat etmekle, fi'l-hâl hasmı ihzâr, çigûnegî-yi hâl istifsâr olundukda, inkârda ısrâr ve fikdân-ı şuhûd ile hasm-ı nâ-be-kâr elfâz-ı kasemi zihninde ihzâr eylediği mahsûs ve bu sûrette yetîm-i mezkûr teʻayyün-i mâddeden me'yûs olmuşiken, râyiz-i yekrân-ı meydân-ı hüsn-i ‘amel ve hatîb-i minber "Yâ Sâriyete el-Cebel" ya'nî hazret-i ‘Ömer kantara-i mecâzdan nüzhet-serây-ı hakīkate güzer ve ‘âlem-i gayb u şühûddan istinbât-ı hükm ü isr edüp, âyet-i zâhirü'l-endâz-ı "İnnellezîne ye’külûne emvâle'l-yetâmâ zulmen innemâ ye’külûne fî-butûnihim nâren" medlûlünü tetkīk ve cihet-i mükâşefe ile mâ-hüve'l-matlûbu tahkīk edüp, fi'l-hal bir şem‘-i nefrûhte ihzâr ve âkil-i mâl-i yetîm olan şahsın batnına takrîb olunmasını işʻâr eyledikde, bi-hükm-i Yezdân o şem‘-i efserde mütevakkıd u fürûzân olmağla mâl-i yetîmin reddini fermân ve şahs-ı mezkûrun inkâra mecâli olmayup, bilâ-mumâtale edâ-yı hakka şitâbân olduğu cehâbize-i fürûğ u usûlden sübût-yâtfte-i sıhhat-i nüküldür. Sultân Süleymân Hân subbet ‘aleyhi şe'abîbü'l-gufrân zemânında Vezîriaʻzam Lütfî Paşa emvâl-i yetîmin Hazîne-i Sultânî'ye idhâlini câyiz görmeyüp şöyle ki, cüz'î mâl-i yetîm dâhil-i Hazîne-i Sâhib-i tâc u dîhîm oldukda, nikâyât-ı uhreviyye terettübünden fazla dünyâda müstelzim-i rahne-i ‘azîm olacağını temsîl ü tefhîm ve bast ettiği mukaddemât-ı ‘ilel ü aʻrâzdan sâlim olmak takrîbi ile [210a] muvâfık-ı re’y-i Pâdişâh-ı Cemm-hadîm olup, muktezâ-yı hâl üzere râbıtası verilmek irâde buyruldukda, ol Vezîr-i âsâf-nazîr dâhil-i Bâb-ı hümâyûn'da mahûzatü'l-cevânib bir hazîne binâ etdirdüp, vefât edenin vâris-i hâzırı olmadığı hâlde muhallefâtı nakīr ü kıtmîr tahrîr ve hazîne-i mezkûreye vaz‘ u temhîr olunup, yedi seneye dek vâris-i sahîhi zuhûr edüp, isbât-ı verâset eyler ise, yeddine teslîm ve ihkāk-ı hakk ve müddet-i mezkûre hıtâmında vâris zuhûr etmeyüp, yâhûd vâris zuhûr edüp, verâsetini isbâta kādir olmadığı takdîrde, umûr-ı cihâda sarf olunmasını kavânîn-i Devlet-i ‘aliyye'ye mülhak edüp, bu tavr-ı mergūb ile bir zemân ‘amel ve hazîne-i Pâdişâhî vâreste-i fesâd u halel olmuşiken, baʻzı ‘avârız-ı devlet hasebiyle müstevfiyân-ı vakt bu nizâm-ı müstahseni ibtâl ve emvâl-i yetâmâyı hazîneye idhâl edüp, ednâ sülmenin insidâdı tasavvur olunur iken, küllî rahneler hâdis ve şey'-i kalîl şey'-i kesîrin itlâfına bâʻis olduğu tecribe olunup, sa'y-ı mîrî dedikleri hakīkatde harâb-kerde-i hazâyin ve belki kulûb-ı nâsda sebeb-i tekevvün-i hukūk u zagāyin olduğundan fazla, peder ü mâderi hayâtında perverde-i niʻam u nâz ve istiʻlâ-yı merâtib-i âbâ ile muktesib-i teʻayyun u imtiyâz olan niçe etfâl-i ser-firâz zâyik-i merâret-i yütm ü bî-kesî oldukda, irsen intikāl eden nükūd u eşyasının bir mikdârı gāret-kâr-ı eyâdî-yi nâs ve bir mikdârı müstevfiyân-ı zemâna mûcib-i medd-i enfâs olup, izâʻa-i tarîf ü telîd ile o makūle yetîm-i tarîd ganî iken fi'l-hâl fakīr ü sâyil ve zî-mâl iken, der-'akab muhtâc u 'âyil olduğu ve bu beliyye-i 'uzmânın indifâ'ı kābil-i intibâʻ-1 suver-i ma‘kūlât olan mir’ât-i tab‘-ı hazret-i Şehriyârî'de cilve-ger ü mersûm olmağla ashâb-ı terekenin mîrî ve sayir nâs ile mu'âmelâtı olduğu takdîrde hakkāniyyet üzere hisâbı rü'yet olunup, deyn-i mîrî istifâ ve sâyir hukūk-ı nâs dahi lede's-sübût i‘tâ ve bâkī her ne ise verese beyninde [210b] ‘alâ-mâ-ferazallâhü taksîm ve verese dûnü'l-bulûğ u mürâhik hükmünde iseler bulûğ-ı rüşde dek idâre ve hifz-ı mâllariyçün müteʻayyinân-ı devletten mütedeyyin bir şahıs vasî nasb olunmak tasmîm olunup, bu lutf-ı bî-gāye ve kerem-i bî-nihâye birkaç seneden berü akviyâ vü zuʻafâ-yı berâyâ hakkında ta‘mîm olunmuşiken, bu esnâda irâde-i sâbıka tecdîd ve bi-gayr-i hakk-1 emvâl-i eytâma taʻarruz olunmamak tenbîh ü te'kîd olunup, taraf-1 Halîfetü'l-müslimînden vikāye-i hükm-i dîn ve muhafaza-i şer‘-i Seyyidü'l-mürselîn âsârı hînen-baʻde-hîn meşhûd-ı eytâm u mesâkîn olup, bekā-yı ‘ömrü devlet-i Şâhâne ve devâm-ı saltanat u ihtişâm-ı Hüsrevâne iddiʻâsıyla secde-ber-endâz-ı mihrâb-ı duʻâ ve rû-nihâde-i seccâde-i niyâz u recâ oldular. Ebrâr-ı güzeştegâna mülhak olan Hudâvendigâr-ı esbak Sultân Mustafa Hân hazretlerinin zemân-ı saltanatlarında Nâyilî Paşa-zâde Şâkir Bey vefat ve iki yüz kîse nakd ile üç nefer yetîm terk edüp, velâyet ü vesâyet iddiʻâsıyla baʻzı bî-insâf nakd-i mevcûdu izâʻa vü itlâf eyleyecekleri Pâdişâh-ı magfûrun ‘aks-endâz-ı mir’ât-i tab‘-1 sâfları olmağla, merhameten li'l-eytâm zikr olunan meblağ Hazîne'ye alınup, Menteşa mukātaʻasından on beş bin gurûşa karîb îrâd in‘âm olunup, el-hâletü hâzihî îrâd-1 mezkûr ile mûmâ ileyhim vüsʻat-ı hâl ve safâ-yı bâl ile tesviye-i umûr-ı meʻâş eyledikleri zâhir ve fi'l-hakīka bu sûret dahi emvâl-i yetâmâ muhafazasına bir nev' sebep olacağı ezhân-ı tecribet-güzârân umûra mütebâdirdir. Bu esnâda hulûl-1 ecel-i mevʻûduyla fevt olan Râyik ‘Ali Efendi'nin konağı, kerîmesine verilüp, merkūmenin iddiâ ettiği halli ve eşyâ-yı nefîseye dahi müdahale olunmayup, fekat mîrîyle ashâb-ı düyûnun matlûbâtı fürûht olunan eşyasından istîfâ olunmak üzere eğerçi vasî vü nâzır nasb olunmuşidi. Ancak ashâb-ı düyûnu ırzâ, [211a] mûmâ ileyhimânın dâyire-i kudretlerinden hâric ve baʻzı muʻârazât u nâ-ber-câ muʻâmelât ile evliyâ-yı devlet muztarib ü münzaʻic olacağları ihtimâle karîb olduğundan başka, müteveffâ-yı mûmâ ileyh birkaç sene Hazîne Kethudâlığı edüp, zimmetinde baʻzı şey tekarrur etdiği inhâ olunmağla, Defterdâr Efendi maʻrifetiyle matlûbât-ı mîrî edâ olundukdan sonra, ashâb-ı düyûnun hukūk-ı sâbiteleri ber-muktezâ-yı şer‘-i şerîf îfâ olunmak irâde ve bu takdîre muhallefâtına engüşt-i taʻarruz nihâde olunmamış olup, kerîmesine hafî vü celî vâfir mâl terk olunduğu zâhir-i hâldir.
Attribution
Citation:
"Men‘-i zabt-ı emvâl-i yetâmâ", Ottoman Text Corpus, Merve Tekgürler, https://mervetekgurler.github.io/ottoman_text_corpus_website/items/ave1789_354.html
Item Details
Title:
Men‘-i zabt-ı emvâl-i yetâmâ
Creator:
Ahmed Vâsıf Efendi
Date Created:
1208
Source:
Yavuz Bülbül
Format:
text/plain
Language:
ota